Devlet bankaları kontrol edemedi

 Devlet bankaları kontrol edemedi.10183
  • Giriş : 27.08.2006 / 00:00:00

TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, ''Bankacılık, devletin çok sıkı kontrol ettiği bir sektördür ama Türkiye'de bu yapılmadı. Sonuç, bankaların çöküşü'' dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ertürk, konuk olduğu Kayseri Sanayi Odası Meclis toplantısında yaptığı konuşmada, 2001 yılında yaşanan bankacılık krizinin, gayri safi milli hasıla
(GSMH) 200 milyar dolar olarak düşünüldüğünde, kabaca 50 milyar dolarlık ''kara delik'' açtığını söyledi.

Küçük tasarruf sahiplerinin, bütün dünyada devlet tarafından korunduğunu ifade eden Ertürk, devletin, 1994 yılından önce sınırlı olan güvenceyi yüzde 100'e çıkardığını anımsattı.

Bu kararın ardından kurtulduklarını zanneden
bankaların, 3-4 yıl sonra
''patır patır döküldüğünü'' kaydeden Ertürk, şöyle konuştu:

''O günden sonra banka sahibi, devleti arkasına aldı, devleti kendisine
kefil yaptı ve yüzde 20-25'lerle faiz topladı. 1995-1996'larda berber ruhsatından daha kolay banka ruhsatları verilmeye başlandı. Devlet, yüzde 100 güvence vermede ve banka lisansı vermede hassas davransaydı, bunun zararı sınırlı olabilirdi.

Devlet lisans verir, onlara kefil olur, öyle sıkı bir düzen kurar ki, enselerinde boza pişirirdi, yaptırımları en sıkı şekilde uygulardı. Ama bunu yapmadı. Sonuç, hepimizin sırtına yüklenen 50 milyar dolar. Bunlar kendiliğinden olan masumane yol kazaları değildi. Bu, Türkiye'de bir gelirin yeniden bilinçli paylaştırma mekanizmasıydı. Bunun arkasında çok sayıda faktör vardı. Siyasetinden tutun, ekonomik denge değişimlerine kadar çok sayıda faktör vardı. Bankacılık, bütün dünyada devletin çok sıkı kontrol ettiği bir sektördür ama Türkiye'de bu yapılmadı. Sonuç, bankaların çöküşü.''

Ertürk, 2001'deki krizin ''iyi yönetilemediğini'' savunarak, 20 bankanın 3
yılda fona devredilmesinin, bunun en açık göstergesi olduğunu söyledi.

''İyi yönetilememiş'' bir TMSF devraldıklarını savunan Ertürk, ''Bizim
devraldığımız TMSF'nin mirası, böyle bir mirastı. İyi yönetilememiş bir krizin kalıntıları ve onun birikmiş enkazı... Bu süreçte sadece krizi yönetmekle sorumlu olan kişi ve müesseseler değil, aynı zamanda ülkenin tamamı için bir sorumluluk payına işaret etmemiz gerekiyor. Kimisi bu krizi seyretti, kimisi de teşvik etti, hatta alkış tuttu. Bugün bizim en büyük sorunlarımızdan biri, bu kesimlerin hala Türkiye'de etkin olmaya devam etmeleridir'' dedi.

''10 MİLYAR DOLAR 2007 SONUNA KADAR TAHSİL EDİLECEK''

TMSF'nin son 1,5 yılda Hazineye 10 milyar dolar kaynak aktardığını, 10
milyar dolar alacağını da 2007 yılı sonuna kadar tahsil etmeyi hedeflediğini belirten Ertürk, şunları kaydetti:

''Banka sahipleriyle yaptığımız protokollerden doğan yaklaşık 10 milyar
dolar alacağımız var. Bu miktar, 10 yıla uzanan vadelere bağlanmış durumda. Hedefimiz, 2007 yılı sonunda fonun bu tahsilat çalışmalarını sona erdirmek. Bu protokolleri nasıl daha erken tahsil ederiz, bunun yollarını arıyoruz. Bu konuda çok ciddi mesafe alacağımıza inanıyorum. Bu sayede yabancı sermaye yatırımlarının Türkiye'ye gelmesine imkan vereceğiz. Çok sayıda işletmeyi ekonomiye kazandırmayı
sağlayacağız. 10 milyar doları bugünkü değerinin çok altına düşmeyecek şekilde bir tahsilat başarısı sergileyeceğiz. Gelişmeler onu gösteriyor.''

''BORÇLU MÜESSESENİN PATRONUNUN KİMLİĞİ ÖNEMLİ DEĞİL''

TMSF'nin, devlete borcu olan herkesten bu borcu tahsil edeceğini kaydeden Ertürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bu işe giriştiğimizde bazı ilginç durumlarla karşılaştık. Bir siyasi
parti, aynı zamanda bizim borçlumuz. Türkiye'nin önemli bir siyaset figürü, bizim ilgi alanımız içinde. Bir müessesenin borcu varsa, bu müessesenin sahibinin, patronunun siyasi kimliği bizi ilgilendirmez. Bir siyasi parti aynı zamanda devlete borçlu ise burada nasıl hareket edileceği çok önem kazanır. Bir adım attığınızda, 'siyasi husumet' suçlamasıyla, başka kişiyle ilgili adım attığınızda 'gasp' suçlamasıyla karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Şunu ilke edindik, hiç kimsenin dokunulmazlığı yok. Eğer borçlanmışsa, kamudan kendi işletmelerine kaynak aktarmışsa, bankanın içini boşaltmışsa, bu kim olursa olsun, sıfatı ne olursa olsun, geçmişi, tarihi ne olursa olsan biz buradan alacağımızı tahsil
ederiz. Ne kadar bağırırsa, çağırırsa çağırsın, bu etkilemez. Bu konuda epey yol aldık. Neredeyse kimsenin girmeye cesaret edemeyeceği müesseselere girdik, kamunun bize verdiği yetkiyle buraları devraldık, bunları daha iyi yönetmeye başladık.''

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious