1. Mahmut diri diri mi gömülmüştü?

1. Mahmut diri diri mi gömülmüştü?.10272
  • Giriş : 08.07.2009 / 10:03:00

Doktor raporuyla tahttan indirilmek istendi; komaya girince hemen defnedildi. Ertesi gün saraya, 'mezardan feryatlar geldiği' haberini ulaştıran kişiyi ise bir daha gören olmadı!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Doç. Dr. Erhan Afyoncu, oldukça önemli tarihi bir vesikayı keşfetmiş ve ünlü tarihçi İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Topkapı Sarayı Osmanlı Arşivi'ndeki belgeyi Belleten Dergisi'nde yayınladığını tarih meraklılarına hatırlatmıştı. İsteyen belgenin aslını da görme şansına sahipti.

Ancak dün görüldü ki Türkiye'de tarihi olayların bilinen yüzü ile bilim ahlakı çerçevesinde derlenen belgeler ışığında yazılan tarih oldukça farklı ve bu herkesi memnun eden sonuçlar ortaya çıkartmıyor. Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Erhan Afyoncu'nun blimsel verilere dayanarak popüler dille herkesin anlayabileceği üslupta yazdığı son kitabındaki ilginç belgeyi fark eden arkadaşımız Yaşar İliksiz'in söyleşisi bu açıdan bir hayli ses getirdi. İktidar hırsı uğruna Hz. Peygamber'in dolaylı övgüsüne mazhar olmuş bir Sultan'ın naaşının kokutulmuş olması, sayın Afyoncu'nun deyimi ile "öyle böyle bir utanç" değildi.

TAM YERİNE RAST GELDİ!

İşte tam da o hengamenin ortasında, Kitap Dünyası ekibimiz , ünlü gazeteci yazar Avni Özgürel'in son kitabının tanıtımını nasıl yapmak gerektiğine karar vermeye çalışıyordu.

Konu iktidardı ve sayın Avni Özgürel, yine güncel bir sorunu masaya yatırırken engin tarihi bilgisini konuşturuyordu kitabında. Ekibimiz de "madem ki konu iktidar ve madem ki Osmanlı Tarihi'nin tartışılmaya ihtiyacı var, bu kitabın tanıtımı en iyi bu makele üzerinden yapılır" diyerek, kitaptan sizlere; "I. Mahmet ölmeden mi gömüldü?' başlıklı bölümü göz kirası olarak seçip sunmayı uygun buldu.

Ancak bu makaleden önce Türkiye'de darbe tartışmalarının, asker-sivil ilişkilerinin her yönüyle tartışıldığı günlerde oldukça önemli vakaları okura hatırlatan bu kitaptan söz etmekte yarar var. Okur bu kitabı sadece tarihi olayların ilginçliyle değil, Avni Özgürel'in olayların bütünüyle şekillendirdiği tabloyu önemseyerek okumalı tavsiyesinde bulunuyoruz ki bu günlerdeki tartışmaları daha iyi analiz etmek açısından Osmanlı'dan cumhuriyet'e İktidar Oyunu kitabının okunmasında büyük yarar var.

HÜKMETMEK, YÖNETMEK, KAN DÖKMEK...

İktidarı ele geçirmek, hükmetmek ve yönetmek… İnsanlık tarihine baktığımızda çıkan bütün çatışmaların kaynağınıda hükmetme ve yönetme isteğinin izlerini görürüz. Avni Özgürel'in son kitabı “Osmanlıdan Cumhuriyet'e İktidar Oyunu, bu isteğin bizim tarihimizdeki yansımalarını sunuyor. Kitapta 15.yüzyıldan günümüze kadar yaşanan iktidar savaşlarının bir dökümünü buluyorsunuz.

İktidarı elinde bulunduranlar ile iktidarı ele geçirmeye çalışanlar arasında tarihte kanlı savaşlar yaşandı. Çoğu zaman devleti ve siyaseti zaafa uğratmak pahasına ağır bedeller ödendi. Osmanlı'nın kuruluşundan kısa bir süre sonra başlayıp günümüze kadar devam eden iktidar oyununda rol oynayanlar değişse de mücadele hep devam etti.

20. yüzyıl da hemen başında ikinci Abdülhamid'in halinden başlayarak çok büyük bedellerin ödendiği iktidar oyunlarına sahne oldu. Koca bir imparatorluk devlet adına sahip yöneticilerin susturulması sebebiyle, on yıl gibi kısa bir sürede tarih sahnesinden çekildi.

Ve acılarla dolu 27 Mayıs ihtilali… Cumhuriyet tarihimizin son yarım yüzyılını şekillendiren bu ihtilalin izlerini Türkiye bugün hala üzerinden atmaya çalışıyor. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan e-muhtırası 27 Mayıs'ın izlerini taşıyor.

Yakın ve uzak tarihimizde sürekli sahne alan “İktidar Oyunu”nundaki yeni aktörlere ve açılan perdelere her geçen gün yenileri ekleniyor. Ergenekon davasının 27 Mayıs İhtilali'nin açtığı yolda önemli bir kırılma noktası olup olmadığı sorgulanıyor.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e İktidar Oyunu adlı kitap işte bu kanlı oyunu somut olarak gösteren bir tablo ve olayların birçoğunu bilmeyenler için de tam bir rehber kitap.

Şimdi gelelim başta sözünü ettiğimiz ve usta yazar Avni Özgürel'in kitabında bir kez daha dile getirdiği tarihi iddiaya:

I. MAHMUT ÖLMEDEN Mİ GÖMÜLDÜ?

I. Mahmut tahta Patrona Halil İsyanı sonrası asilerin Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın kellesini almakla yetinmeyip amcası III. Ahmet'i de padişahlıktan feragat etmeye zorlanmaları sonucu çıktı. Asilerden hayatına kastedilmeyeceğine dair yemin isteyip alan III. Ahmet huzuruna çağırdığı yeğenine "Oğlum işte benim akıbetim. Devleti ehliyetsiz vezirlerin eline bırakma." diyerek saltanatı devretmişti. (1 Ekim 1730)

Şiirlerinde Sebkati (ilerlemeci) mahlasını kullanan Sultan Mahmut'un hükümdarlığının ilk ayını Patrona ve hempasını ortadan kaldırmak için plan yaparak geçirdiği biliniyor. Sonunda "vezirlik" payesi yanında Rumeli Beylerbeyiliği'ne getirileceği vaadiyle huzura çağrılan şehir eşkıyası daima birlikte hareket ettiği 900 muhafızını dışarıda bırakıp sadece iki yardımcısıyla Topkapı Sarayı'ndan içeri girdiğinde yakalanıp ortadan kaldırılabildi. Ay sonunda, hamamcı taifesi ve hapishane kaçkınlarının Patrona'nın kanını gütme iddiasıyla başlattıkları ayaklanmayı ise padişah fırsat bildi; bu kez Yeniçeri'ye de güvenmeyip Sancak-ı Şerifi sarayın önüne çıkarttı ve halkı serseri takımına karşı savaşa çağırdı.

SON PARLAK DEVİR

Sonuç: on beş bin başıboş erkek bir gecede linç edildi.

24 yıl tahtta kalan I. Mahmut'un saltanat dönemi için "son parlak devir" demek abartı olmaz. Belgrat, Sırbistan ve Eflak onun hükümdarlığında geri alındı, Rusya'nın Kırım üzerindeki baskısı kaldırıldı ve o yıllarda Asya'nın tek hâkimi sayılan Türkmen Fatihi Nadir Şah'la Osmanlı'nın doğu hudutlarını güvence altına alan anlaşma imzalandı.

Zorunluluk olmadıkça savaşı gereksiz gören I. Mahmut, Avusturya İmparatoru VI. Charles öldüğünde onun yerine geçen kızı Marie Theresa'nın hükümdarlığına itiraz ederek yeni bir paylaşım savaşı başlatmak isteyen Avrupa hükümdarlarına Nasihatnameler gönderen, harbin yol açacağı zararları anlatarak onları insan haklarına saygı göstermeye çağıran bir padişahtı.

Tahta geçtiğinde 35 yaşında olan I. Mahmut yirmi dört yıl süren saltanatının son iki senesini hasta yatağında geçirdi dersek yeridir. Rahatsızlığı günümüz tıp dilinde varis dediğimiz damar hastalığı ile başladı, ardından şiddetli kanamalar geçirmesine neden olan basur problemi başladı. Modern tıbbın ilaçlar dışında sadece perhizle dahi kontrol altına alabildiği sıkıntılar o dönem bilinmediği için saray tabiplerinin kan almaya ya da türlü kremlerle damarların büzülmesini sağlayarak tedavi etmeye dayalı metotları etkili olmadı. Günden güne takatten düşen ve yürümekte zorlanan padişah sonunda yatağa mahkûm oldu.

Bu dönemde 65 yaşında olan ve tahta çıkmak için yanıp tutuşan kardeşi Osman'ın Yeniçeri Ağaları ve vezirlerle görüşüp ülkenin başında onca gaile varken saltanat makamının mefluç halde olmasının kabul edilemeyeceğini söylediği, devrin ileri gelenlerini saray hekimlerinin vereceği "rapor" ve Şeyhülislam fetvasıyla ağabeyinin tahttan azline ikna etmeye çalıştığı biliniyor. Veliahdın bu dönemde en az dört kişiye sadrazamlık konusunda vaatte bulunduğu da. (1860-75 yılları arasında da hem Abdülmecit hem Abdülaziz doktor raporuyla görevden azledilmek istenmişti.)

IZDIRAP ÇEKMESİNE RAĞMEN HALKA GÖRÜNDÜ

Bu girişimler sarayda dedikoduya sebep olunca I. Mahmut dayanılmaz ızdırap çekmesine rağmen ayağa kalkıp halka görünmekten başka çare bulamadı. 1754 Kasım'ında önce divan toplantılarına kısa süre katıldı, 13 Aralık Cuma günü ise Aya-sofya Camii'nde namaza ve selamlık resmine. Ayakta bile durmakta güçlük çeken hükümdarın atla camiye gitmesi bir bakıma intihardı. Nitekim dönüşte Topkapı Sarayı'nın kapısından girer girmez hizmetlilerin kollarına düştü. Bu kez kalbi dayanamamıştı. Hareme götürülürken kucakta muayene edilip öldüğüne hükmedildiği için cansız bedeni cenaze hazırlıklarının yapılacağı saray hamamına taşındı.



Yeni padişahın ilk emri ağabeyinin cenazesinin bir saat sonra ikindi namazına yetiştirilerek defnedilmesi oldu. Emir ikiletilmedi ve I. Mahmut babası II. Mustafa'nın Yenicami'deki türbesinde toprağa verildi.

TÜRBEDARI BİR DAHA GÖREN OLMADI

Cenaze merasiminden sonra III. Osman ve devlet erkânı saraya döndüler. Ancak mezarın bakımından sorumlu türbedar yatsı namazı saatinde Kur'an okuduğu sırada toprağın altından boğuk sesler, feryatlar geldiğini duydu. Korkan görevli sesin yardım isteyen bir insanın bağrışlarına dönmesi üzerine koşarak saraya gitti. Kapıdaki görevlilere mühim maruzatım var diyen ve yetkili birisiyle görüşmekte ısrar eden türbedar sonunda haremin baş sorumlusu Kızlarağası'na ulaşmayı başardı.

Yaşadığı garip olayı anlatan ve Sultan Mahmut'un sesini tanırım. Bağıran oydu. Ölmemiş, diri diri gömülmüş diyen adamcağızın ödüllendirilmeyi beklediğini söylemeye gerek yok. Tarihler, ne yapacağına kendi başına karar veremeyen Kızlarağası'nın çaresiz kalıp III. Osman'ı uyandırarak durumdan haberdar ettiğini, ancak onca sene tahta çıkmayı beklemiş yeni padişahın uyku mahmurluğunu üzerinden attıktan sonra, "Yok edin herifi" dediğini yazıyor.

Saray odalarından birine alınan türbedarı o günden sonra gören eden olmamış elbette...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*