12 Mart Muhtırası’na direnebilseydik

  • Giriş : 12.03.2006 / 00:00:00

12 Mart, yarım asırlık demokratik hayatın ikinci kez kesintiye uğradığı gün olarak zihinlere kazındı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Müdahalenin ardından hükümet istifa etti, yaklaşık 2 yıl süren ‘ara rejim’ dönemi başladı. Muhtıranın TBMM’de okunmasına tek itiraz Parlamento’nun en genç vekiline düştü. Bu isim, Adalet Partisi’nden ayrılan Ferruh Bozbeyli’nin kurduğu Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Hasan Korkmazcan’dan başkası değildi. Birleşimi yöneten Adalet Partisi Başkan Vekili Fikret Turhangil’in muhtıra metnini kürsüden okutma girişimine itiraz eden Korkmazcan, kimsenin ülkenin en yüksek kurumu olan Meclis’e muhtıra veremeyeceğini belirtip askeri bildirinin okunmamasını istedi. Korkmazcan, yaptığı bu çıkışla muhtıranın okunmasını engelleyemedi, ancak adını demokrasi tarihine yazdırmayı başardı. O günkü duruşunu Zaman’a anlatan Türk Parlamenterler Birliği Başkanı Hasan Korkmazcan ‘hükümet ve vekiller tavır koysaydı o muhtıra Meclis’te okunamazdı’ görüşünde. 12 Mart’ın ordunun hiyerarşi ve komuta kademesi içerisinde yaptığı ilk girişim olduğuna işaret eden Korkmazcan, “Bu girişimin Meclis’ten ve hükümetten ciddi bir tepki alması halinde sonraki ara dönem uygulamaları olmazdı. ‘Demokrasiye her zaman müdahale edilebilir’ gibi bir anlayış zihinlere yerleşmemiş olurdu. Muhtıraya karşı tavır alınmamış olması, 12 Eylül’ün de yolunu açtı.” diyor.

12 Mart muhtırasının radyodan okunduğu saatte Meclis lokantasında arkadaşlarıyla yemekte olduğunu söyleyen Hasan Korkmazcan, yemekten sonra bekledikleri 13.00 bülteninde ilk haber olarak askerlerin Meclis’e ve hükümete muhtıra verdiğinin okunduğunu kaydediyor. Bu durumun bütün vekiller için sürpriz olduğunu belirten Korkmazcan, daha sonra parti grubuna çıktığını aktarıyor. Genel Kurul’a indiklerinde hükümet sıralarının bomboş olduğunu gördüğünü dile getiren Korkmazcan, “O zaman işin bittiğini anladık. Hükümetin muhtırayı kabullenir bir tavır içine girdiğini hissettik. Ardından istifa etti. ” ifadelerini kullanıyor.

Hasan Korkmazcan, 12 Mart sürecinin sona erdiği tarih olarak kabul edilen 1973 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında gizli-açık bütün baskılara rağmen Meclis’in, dönemin Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’i Cumhurbaşkanı seçmemesini ise muhtıranın rövanşı olarak görüyor. O günlerde siyasilerin baskılara direnmesini ‘telafi edici tarihî tavır’ olarak niteliyor. Korkmazcan, şöyle devam ediyor: “Gürler, Cumhurbaşkanı olacağım diyerek Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa etti. Hemen Cumhuriyet Senatosu üyeliğine seçildi. O zaman prosedür cumhurbaşkanının TBMM ya da Cumhuriyet Senatosu üyesi olması şeklindeydi. Gürler’in koltuğuna da Kara Kuvvetleri Komutanı Semih Sancar oturdu. Ordunun desteğine sahip olduğuna inanan Faruk Gürler Cumhurbaşkanı seçileceğine kesin gözüyle bakıyordu. Fakat siyasiler her türlü baskıya direndi ve Gürler’i Cumhurbaşkanı seçmedi.”

1973 yılında Faruk Gürler’in Cumhurbaşkanı seçilmesi için siyasilere çeşitli baskılar yapıldığını anlatan Korkmazcan, seçimin yapılacağı ilk gün Meclis localarının üniformalı askerlerle dolu olduğunu söylüyor. Kendisinin de bu baskılardan payına düşeni aldığına dikkat çeken Korkmazcan, şöyle devam ediyor: “Askerler her siyasi partiden temsilcileri topladı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan’ın konutunda bir araya geldik. Semih Sancar çiçeği burnunda Genelkurmay başkanıydı. Bize, ‘Ya Gürler’e oy verirsiniz veya Sunay’ın görev süresini iki yıl daha uzatırsınız.’ dedi. Ben oy veremeyeceğimizi belirttim. Bunun üzerine Kara Kuvvetleri Komutanı Eşref Akıncı ayağa kalktı, her şeye itiraz ettiğimi söyledi. Genelkurmay İkinci Başkanı Turgut Sunalp ise ‘Eğer ordunun dediği olmazsa sizleri toplarız.’ dedi. Ben de kendisine, böyle bir davranışa girmesi durumunda sonuçlarına katlanacağını söyledim.”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious