16 açıdan Cumhurbaşkanı Sezer

16 açıdan Cumhurbaşkanı Sezer.12895
  • Giriş : 27.08.2007 / 09:19:00

Vedaya hazırlanan Sezer'i 16 uzman isim farklı açılardan değerlendirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Her iyi yargıç gibi yalnızlığı tercih etti
FİKRET BİLA

SEZER VE TASARRUF

Tasarruf: Lider akrabalarının "komisyoncu" diye bilindikleri, bazılarının yargılandıkları bir ülkede Sezer'in tutumu eşi görülmemiş bir titizliğin göstergesiydi. Oğlunun Köşk'te yapılan düğünü sırasındaki elektrik sarfiyatını devlete ödedi. Mutfak harcamalarını kendisi karşıladı. Çoğu kez alışverişini kendi yaptı. Devlet işleri dışında hep sivil araca bindi. Cumhurbaşkanlığına ayrılan ödeneğin hiçbir zaman tamamını harcamadı. Üstelik kalanını da hep iade etti. Cumhurbaşkanları örtülü ödeneği kullanma yetkisine sahiptir ve bunun hesabı sorulamaz. Ama Sezer hep örtülü harcamalarının kayıtlarını tutturdu. Terbiye: Sezer'de bir yandan İskandinav tipi devlet adamlığının bir yansıması var, bir yandan da yıllarını yargıç olarak geçirmiş olmanın verdiği bir devlet adamlığı terbiyesi... Türk mali sisteminde kamu görevlileri eğer devlet bütçesinden mevzuata aykırı harcama yaparlarsa miktarı ne olursa olsun kendilerine zimmet çıkarılır ve bu sicile geçer. Sezer böyle bir terbiyeden gelmektedir. Tedbir: Çankaya sembolik değeri çok yüksek bir makamdır. Tarihte ilginç örneklere sahne olmuştur. Rahmetli Çağlayangil Cumhurbaşkanlığı'na vekâlet ederken özel misafirlerine ikram ettiği çayın parasını bile ödemiş, Çankaya görevlileri itiraz ettiğinde, "Ben Yassıda'yı görmüş biriyim. Yarın bir çayın bile hesabını sorarlar" demiştir. Nedenlerin nedeni: Aslında en iyi yargıçlar biraz yalnız insanlardır. Çevresi geniş yargıç olmak olumsuz puandır. Vicdanını baskıdan uzak tutmak için içe kapanmak zorundadırlar. Ne kadar az insan tanırlarsa o kadar iyidir. Bir yargıç için sosyal faaliyetlere katılmamak eksiklik değil, meziyettir. O yüzden de Sezer yedi yıl boyunca ne nikâh şahitliği yaptı, ne temel atma törenine katıldı, ne de ailesini ön plana çıkardı.

Ben Köşk'te iki çok şahane insan tanıdım
YILMAZ ERDOĞAN

SEZER VE GÜLMEK

Tanışma: Sayın Sezer ve Hanımefendi Mart 2004'te "Bana Bir Şeyhler Oluyor" oyunumuza geldiler. Kuliste tanışıp aramızda çok sıcak bir diyalog olunca bizi Köşk'e davet ettiler. Başka biri: Köşk'te büyük şaşkınlık yaşadık. Dışarıdan gördüğümüz, çok fazla gülmeyen, hep ciddi duran o görüntünün ötesinde çok neşeli, zekice şakalar yapan, bizim yaptığımız hiçbir şakayı da karşılıksız bırakmayan, hani topu hiç düşürmeyen bir Cumhurbaşkanı'yla karşılaştık. Çikolata: O ilk anı hiç unutmayacağım: Ben kapıdan girince elimde bir çikolata paketi vardı. Dedim ki, "Ahmet Abi en pahalısından aldım." Dedi ki, "Markayı tanıyorum Sayın Erdoğan..." Hayran kaldık: Hele de Hanımefendi bizim bütün tiyatroyu kendine âşık etti. Çok zeki, fena halde karizmatik biriydi. Kabuk: Ben orada çok şahane iki insan tanıdım. Bütün arkadaşlarım da bu bahtiyarlığa erişti. Bence onlar bütün bu protokollerin, basınların, haberlerin, büyük lafların aslında çok fazla içinde olmak isteyen, bu işlerin heveslisi bir çift değillerdi. Kendi dünyaları vardı. O dünyanın bu kadar sarsıcı değişiminden etkilendiler ve kabuklarına döndüler. Arsız merak: Herkesi yüzde yüz tanımak zorunda değiliz. Cumhurbaşkanı olsa da değiliz. Bazı makamlar sadece yaptıkları işle sınırlıdır ve orada da zaten bir gizem yoktur. Ama bizim arsız bir merakımız var. Bu insanlar seçim meydanlarına gitmiş "İlle de beni seçin" demiş değiller ki... Sonuçta bizler Türkiye'nin bir numaralı hukukçusunu Cumhurbaşkanı yaptık ve çok da iyi yaptık.

Halk kişiliğini sevdi, ama icraatları için önyargılıydı
A&G BAŞKANI ADİL GÜR

SEZER VE KAMUOYU

Yüzde 65: Her 100 kişiden 65'i "İcraatlarını bir yana bırakacak olursak insan olarak Sezer'i sevdim" diyor. 64'ü Sezer'i başarılı buluyor. 54'ü Türkiye'yi iyi temsil ettiğini düşünüyor. 50'si laiklikle ilgili endişelerini haklı buluyor. 57'si de "Taraflıydı" diyor. Alçakgönüllü: Sezer'i sevenlerin oranı, şu anda yaşayan diğer cumhurbaşkanlarını sevenlerin kat kat üzerinde: 100 kişiden 40'ı Sezer'in alçakgönüllüğünü, 26'sı halkın parasına sahip çıkmasını, 24'ü halktan biri gibi davranmasını, 17'si de ailesini kamuoyu önüne çıkarmamasını seviyor. İzah etmedi: AKP seçmenin de yüzde 39'u Sezer'i seviyor, yüzde 37'si başarılı buluyor. Aslında Sezer'in halk üzerinde etkili olan tek olumsuz özelliği icraatlarıydı. Veto ve atamalar konusundaki tavrı hukuki mi yoksa siyasi mi, halk bu konuda hep önyargılarla baş başa kaldı. Ama eğer Sezer tartışmalı icraatlarının gerekçelerini halka izah etseydi kamuoyunun teveccühü de daha fazla olurdu. Önce kadınlar: Sezer'i özellikle kadınlar, kentlerde yaşayanlar ve eğitimliler daha fazla seviyor. Bunun nedeni tamamen siyasi profille ilgili.

Pamuk'un De Gaulle'ü olamadı
GAZETECİ YALÇIN DOĞAN

SEZER VE ORHAN PAMUK

Kıvanç: Anayasa'da cumhurbaşkanıyla ilgili bir kural var: Tasada ve kıvançta halkın birliğini oluşturmak. Orhan Pamuk'un Nobel ödülünü alması ülkenin bir kıvancı. Ancak ne yazık ki Sayın Sezer bu kıvanca ortak olmadı. Bu onun yaptığı en büyük hatalardan biriydi. Yorumu geçersiz: Üstelik oradaki rezervi de Pamuk'un "1 milyon Ermeni öldürüldü" sözünden kaynaklanıyor. Oysa Pamuk ilk ödülünü 1990'da İngiltere'de, 1991 ve 1992'de Fransa'da, 2005'te Almanya'da aldı. Kitapları Nobel'den önce 34 dile çevrildi. Dolayısıyla bu sözü söylemiş olmasından dolayı Nobel ödülü aldığına ilişkin yorumlar geçersiz. Sartre-De Gaulle: Kaldı ki bir aydının görevi ülkesiyle hesaplaşmak, bir siyasetçinin görevi de bu hesaplaşmadan ders çıkarmaktır. 60'lı yıllarda ünlü yazar Sartre çıkıp Cezayir meselesinde Fransa'yı suçluyor. Bunun üzerine Sartre'ı suçlama ve tutuklama mevsimi başlıyor. Ancak De Gaulle, De Gaulle olduğunu kanıtlıyor ve "Sartre Fransa'dır, Sartre tutuklanamaz" diyor. Sezer bunu Pamuk'a yapmadı.

Medya Sezer'i sevmeye hazırdı
GAZETECİ MEHMET BARLAS

SEZER VE MEDYA

Umut: Demirel'den sonra Cumhurbaşkanı olduğunda, istisnasız bütün medya "Nihayet Çankaya'da bir hukukçu var" düşüncesinde birleşmişti. Sağdan sola neredeyse tüm medya Sezer'i sevmeye hazırdı. Beklenti, tarafsızlığın ve hukukun üstünlüğünün Sezer kanalıyla, tüm ülkede yükselen değer olacağı yönündeydi. Taraf: Ama o hukukun üstünlüğünün değil üstünlerin hukukunun kaynağı oluverdi. Medyaya karşı da tarafsız davranmadı. Seçilmiş iktidara karşı en amansız muhalefeti yapan çok dar bir gazeteci grubu dışında kimseyle diyalog kurmadı. Reaksiyon: Belki gerçekten rejimin tehlikede olduğunu ve medyanın da genel olarak bütün iktidarlarla çıkar ilişkisi içinde bulunduğunu düşünüyor ve seçtiği birkaç isim dışında hiçbir medya temsilcisine güvenmiyordu. Belki Ecevit'le giriştiği tartışmanın ekonomik bir krize dönüşmesi sürecinde, medyanın kendisine haksızlık yaptığı duygusuna kapılmıştı. Güvensizlik ve içe dönüklük, belki bir reaksiyondu. Monolog: Sezer en önemli sorunlarda bile hiçbir medya mensubuna mülakat vermedi, kendisine soru sorulmasını istemedi. Sadece belirli günlerdeki konuşmaları ile görüşlerini monolog biçiminde açıkladı.

Türkiye'nin tek 'çalışan' First Lady'siydi
YAZAR AYÇA ATİKOĞLU

SEZER VE BAYAN SEZER

Yaşar Kemal: Semra Sezer (Kürümoğlu) 700 yıl önce Horasan'dan göçen Kürümoğlu aşiretinden geliyor. Uzaktan Yaşar Kemal'in akrabası. Hukuk üçgeni: Afyonlu avukat Kemal Bey'in kızı. Kendisi de 1961'de Ankara Hukuk Fakültesi'ne giriyor. Ancak 1964'te fakülte arkadaşı Ahmet Necdet ile evlenince eğitimini bırakıp eşiyle birlikte Diyarbakır'a gidiyor. 11'de 1: Üç çocuk annesi olan Semra Hanım, Diyarbakır'da fark derslerini vererek öğretmen oluyor. Cumhurbaşkanı eşleri içinde Güzel Sanatlar Akademisi mezunu olan Emel Korutürk'ü bir yana bırakırsak, Köşk'ün tek meslek sahibi hanımefendisi. Öncü: Çankaya İlköğretim Okulu'ndaki arkadaşları Semra Hanım'ı "öncü" olarak tanımlıyor. Öncülüğü bu okula ilk laboratuvar aletlerini getirmesi ve sınıfında çağdaş teknolojiyi uygulaması... Eşi benzeri yok: Semra Sezer'i diğer Cumhurbaşkanı eşlerinden ayıran çok önemli bir özelliği var: O aklına estiği ve gönlünden koptuğu kadar değil, son derece planlı ve programlı olarak "Ulusal Eğitime Destek Kampanyası" başlatan tek Cumhurbaşkanı eşi. Onun sayesinde 348 bin okuma-yazma-beceri kursu açıldı, 7 buçuk milyonun üzerinde insan eğitim gördü. Ayrıca yaşlılar ve işçi kadınlarla ilgili kampanyalara da hep hamilik yaptı. Kırmızı oje: Semra Hanım'ın beni şaşırtan bir diğer özelliği bordo-kırmızı ojeleriydi. Boyasız saçları, alabildiğine sade giysilerine hoş bir tezat oluşturuyordu. Hiçbir zaman rüküş olmadı. Tam tersine mütenasip vücuduyla giysileri çok iyi taşıdı. Takı takmayı hiç sevmedi. Dikkatleri üzerine toplamadı ve kimseyi rahatsız etmedi.

İdamın kaldırılmasında katkıları olmuştur
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ ONURSAL BAŞKANI AKIN BİRDAL

SEZER VE İNSAN HAKLARI

İdam: İdamın kaldırılması unutulmaz önemli bir adımdır ve buna kendisinin de katkıları olmuştur. Polis devleti: 25 Nisan ve 16 Mayıs 2000'de yaptığı konuşmalar demokrasi ve özgürlükler açısından milat niteliğindeydi. Ancak Sezer "Polis devletini çağrıştıran yapı ve uygulamaları terk etmeden çağdaş toplumun gereksinimlerini karşılayamayız" sözünü bile unutmuş, AKP'nin apar topar hazırladığı polis yasasını hiç tereddüt etmeden onaylamıştır. Aydınlar: Sezer Kürt sorununun çözümüyle ilgili fırsatları değerlendirmedi. Aydınlar Heyeti olarak randevu talebimize yanıt dahi vermedi.

İş dünyasını devlet kadar sahiplenmedi
MÜTEAHHİTLER BİRLİĞİ BAŞKANI ERDAL EREN

SEZER VE İŞ DÜNYASI

Sevindiğimiz vetolar: İşadamları olarak Hükümetin bazı uygulamalarının bir başka organ tarafından denetlenebiliyor, hatta veto edilebiliyor olmasının Türkiye açısından gerekli olduğunu hissettiğimiz zamanlar oldu. Bağ kurmadı: İş dünyası Sezer'i saygı duyduğu ama çok yakınlaşma imkânı bulamadığı bir Cumhurbaşkanı olarak hatırlayacak. Arada duygusal bir bağ kurulacak temas hiç olmadı. Seyahatler: Cumhurbaşkanıyla seyahatlere çıkmak gerekli değil, ama yararlıdır. İşadamları devletle ilgili sorunlarını bire bir aktarma fırsatını bulur. Özal işadamlarını böyle bir ilişkiye alıştırmıştı. Sezer'in böyle bir gezisine biz hiç tanık olmadık. Bir işadamı dostu olduğunu dahi duymadık. Devletçi: Eğer cumhurbaşkanlarının, vatandaşların iş sahibi olmaları ve ticaret miktarının büyümesi gibi sorumlulukları da varsa Sezer'le bir eksiklik yaşadık. Sezer özelleştirme ve küreselleşme konusunda devletçi, tutucuydu. Ne yazık ki iş dünyasını devleti sahiplendiği kadar sahiplenmedi.

Sezer vetolarla devleti kilitlemedi
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI ÖZDEMİR ÖZOK

SEZER VE VETO

Balans: 58. ve 59. hükümetler döneminde başarı gibi sunulan, ancak yeterli altyapı oluşturulmadan çıkarılan yasal düzenlemeler sonucu hukuk düzenimizin balansı bozulmuştur. 15'te biri: 909 yasa çıkarılmış, 60'ı Cumhurbaşkanlığı tarafından Meclis'e iade edilmiştir. Beceriksizlik: Cumhurbaşkanı Sezer'in yaptığı, birilerinin ileri sürdüğü gibi "devleti kilitlemek" değil, aksine AKP iktidarının yasa tasarılarını "Anayasanın ve Hukukun Genel İlkelerini" dikkate almadan çoğu kez özensiz ve beceriksiz bir şekilde hazırlamasından kaynaklanmaktaydı.

AKP'nin yüzünden YÖK'ün hamisiydi
ODTÜ REKTÖRÜ PROF. DR. URAL AKBULUT

SEZER VE YÖK

Gergin: O dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz ile olan gerginlik, ilk günlerde üniversitelerle araya mesafe koymasına neden olmuştu. Hami: Ecevit'ten sonra gelen Hükümetler üç ayrı YÖK yasası hazırlamıştı. Cumhurbaşkanı da rektörlerin ve YÖK'ün yanında durarak, üniversiteleri siyasallaştırabilecek olan o yasaların çıkmasına engel oldu. Üniversitelerin ve YÖK'ün bir bakıma hamisi gibi davrandı. Keşke: Sayın Sezer'in özellikle bilim-teknolojiye biraz daha vurgu yapmasını ve yönlendirici olmasını çok arzu ederdim.

Erdoğan'a tebessümü bile taviz olarak gördü
STAR MEDYA GRUBU İCRA KURULU BŞK. MUSTAFA KARAALİOĞLU

SEZER VE AKP AKP:

Sezer AK Parti'yi sevmedi, hazzetmedi. Bu bir sır değil. Ancak siyasi geleneğimizde hükümetler ile cumhurbaşkanları arasında bu kadar keskin ayırım hiç olmadı. Mesela Çankaya, hiçbir dönemde hükümetten gelen bu kadar çok kararnameyi reddetmedi. Erdoğan: Erdoğan Sezer'le sürekli ve bıkmadan diyalog kurmayı denedi. Her defasında yeniden başladı. Bir sempati kıvılcımı yaratmayı istedi, ama olmadı. Çünkü Sezer kapıları baştan kapatmıştı. Tebessüm göstererek bile taviz vermiş olacağını düşündü ve verilecek her tavizin cumhuriyetten bir tuğla koparmak anlamı taşıyacağını varsaydı. Zirve: Bence Sezer iki nedenle hiç zirve yapmadı. Birincisi, Sezer hep hükümetin büyük bir hata yapmasını bekledi. İkincisi, zirve yapmak demek, bir şekilde hükümetin alacağı kararlara ortaklık etmek demekti; o yüzden kaçındı. "Ne halleri varsa görsünler" gibi bir tutumu benimsedi. Yapmamakla doğru davrandığı tek zirve Cumhurbaşkanlığı seçimi zirvesidir... Çünkü asla Erdoğan için inandırıcı olmazdı.

En uyumlu çalıştığı Org. Kıvrıkoğlu'ydu
RADİKAL GAZETESİ YAZARI MURAT YETKİN

SEZER VE ASKER

Mesafe: Sezer'in askerle arasında mesafeli bir ilişki vardı. Askerin içinde siyasi iktidarlara, hangisi olursa olsun, önyargıyla bakan bir kesimin, "Köşk'te Sezer olmasaydı, her şey kolaylaşırdı" anlayışında olduğunu kendi deneyimimden biliyorum. Kıvrıkoğlu: Sezer'in birlikte çalıştığı üç Genelkurmay Başkanı'ndan en uyumlu olduğu Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu idi. Kıvrıkoğlu'nun Sezer'i sadece dışarıdaki değil, içerideki bazı gelişmelere karşı da kolladığı, sakındığı, yardımcı olduğu izlenimi var bende. Örneğin Türkiye'nin AB üyeliğinin stratejik hedef olarak benimsenmesi, ölüm cezasının kaldırılması bu dönemdedir. Sezer, Ecevit hükümetinin son günlerinde Kıvrıkoğlu'nun görev süresinin uzatılması ve Irak'a harekât başlatılmasını da içeren bir siyasi komployu, Kıvrıkoğlu ile de danışarak boşa çıkarmayı bilmiştir. Özkök: Bendeki izlenim, Sezer'in "Demokrat olmak suç mu?" diyen bir Genelkurmay Başkanı olan Özkök'ü AK Parti'nin hükümet oluşu ve icraatına karşı fazla müsamahakâr bulduğudur. Sezer'in, geçen yılki bir törende gazetecilerden kurtarmak için "Bir işaretiniz yeter" şakasını yapan Özkök'ü "İhtiyacım yok" diye terslemesi, böyle bir birikimin dışa vurumudur. 27 Nisan: Çankaya, Sezer'in siyasi görüşlerini katılaştırdı. Askere bakışını da muhafazakârlaştırdı. Sezer'in 27 Nisan 2007 Genelkurmay açıklamasına, örneğin 25 Nisan 2000'de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na veda konuşmasını yapan Sezer'den daha yakın durduğunu, tahmin ederim.

Sezer'in ekonomik krizde vebali yoktu
DÖNEMİN HAZİNE MÜSTEŞARI FAİK ÖZTRAK

SEZER VE EKONOMİK KRİZ

Kötü şans: 99 depremlerinin etkisiyle ekonomi iyice daralmış; Asya ve Rusya krizleriyle sarsılan dünyada da likidite dibe vurmuştu. Böyle bir ortamda Türkiye fiyatları kura dayanarak düşürmeyi öngören bir program uygulamaya başladı. Ancak kurların fiyatlardan çok daha hızlı gerilemesi Türk lirasının beklenenin üzerinde değerlenmesine yol açtı. Giderek rekabet problemleri ortaya çıktı ve cari açık büyümeye başladı. Büyük hata: İlk kriz sinyali 2000'nin son çeyreğinde geldi. Demirbank olayı patlak verdi. Gelen sermaye kaçmaya başladı. Fakat kura dayalı programda ısrar edildi. Vebal: 2001 ekonomi krizi Sezer 19 Şubat tarihli MGK toplantısında Ecevit'e Anayasa kitapçığını fırlattı diye çıkmadı. Krizin vebalini Sezer'e yüklemek büyük haksızlık. Kriz o gün patlak vermese başka gün mutlaka tetiklenecekti. Ekonomi devletin tepesindeki bir münakaşayla krize girmez, ekonomi dengelerinin yanlış yerde olması nedeniyle krize girer. Zaten bugün tarafsız tüm ekonomik analizlerde bu olaya değinilmiyor dahi...

Türkiye'nin Batı'daki gücünü artırabilirdi
ESKİ DIŞİŞLERİ BAKANI MURAT KARAYALÇIN

SEZER VE DIŞ POLİTİKA

Tercih: Özal ve Demirel dış politikaya ağırlık vermiş, ancak Sezer laik demokratik cumhuriyete sahip çıkmayı daha önemli bir sorun olarak görmüştür. O nedenle dış siyasette temel görüş ve tercihlerini açıklamakla yetinmiş ancak etkin bir tavır sergilememiştir. Üç konu: En önem verdiği üç konu Avrasya coğrafyasının stratejik ağırlığı, uluslararası kararlarda meşruiyetin gerekliliği ve zaman içinde tonu gittikçe azalsa da Türkiye-AB ilişkilerinin önemi olmuştur. Fransa: Başta Fransa olmak üzere Avrupa'ya yapacağı ziyaretlerle Türkiye'nin Batı'daki gücünü artırabilirdi. İlk yurtdışı gezisini yaptığı Hollanda'da gördüğü büyük itibar bunun bir kanıtıdır. Ancak bu altın fırsat çok değerlendirilemedi. Irak: Irak'la Cumhurbaşkanı düzeyinde ilişki kurulmaması, Talabani'nin Kerkük'le ilgili attığı adımlara karşılık verilmemesi hata oldu. ABD: Ne Cumhurbaşkanımızın ne de ABD'nin karşılıklı olarak bir ilişki geliştirme çabasında olmadığını düşünüyorum. Ancak şu kesindir ki tüm dünya devletleri Sezer'i dürüst, sade, tutarlığı kişiliği ve demokratik laik düzene olan inancıyla hatırlayacaktır.

Sezer'i 'istenç, gönenç ve oydaşma'yla da anacağız
TDK BAŞKANI ŞÜKRÜ AKALIN

SEZER VE DİL

Dil vetosu: Başka örneği var mı bilemiyorum, ama Cumhurbaşkanı Sezer, bir yasayı içerdiği hükümler açısından değil de, bir cümledeki anlatım bozukluğu yüzünden iade etmişti. Gerçekten de o yasada bir cümle düşüklüğü vardı, madde bozuk bir ifadeyle yazılmıştı. Sezer Türkçesi: İstenç, erek, oydaşma gibi bazı sözlerini eleştirenler oldu. En sevdiği sözlerin başında ulus, yurttaş, gönenç geldi. Zirve sözü yerine daima doruk sözünü yeğledi. Bununla birlikte konuşmalarında istikrar, meşruiyet, tevcih gibi eski sözlere de yer verdi. Ayrıca euro, yuro, öro, oyro yerine TDK'nın önerisi avro'yu kullanması da bizleri sevindirmişti. Biz TDK olarak Sezer'i hep Türkçe konusundaki duyarlılığı ve gösterdiği özenle anımsayacağız.

Tezkerenin gizli kahramanı Sezer'di
MİLLİYET GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ SEDAT ERGİN

SEZER VE TEZKERE

 Yaşamsal rol: 28 Şubat 2003'teki MGK toplantısının tutanakları günün birinde açıklandığında, Cumhurbaşkanı Sezer'in, TBMM'nin 1 Mart tarihinde Amerikan askerlerinin Türkiye üzerinden Irak'a girmelerine izin veren tezkerenin reddedilmesinde yaşamsal bir rol oynadığı ortaya çıkacaktır. Takvim: 24 Şubat Pazartesi günü Bakanlar Kurulu tezkere konusunda ortadan çatladı. Salı ve çarşamba günü yapılan AKP grup toplantısında AKP milletvekilleri ciddi bir şekilde bölündüler. TBMM Genel Kurulu'ndaki oylama perşembe günü (27) yapılacaktı. Ama sonuç garanti olmadığı için son çare olarak 28 Şubat Cuma günü düzenlenecek MGK toplantısından kuvvetli bir bildiri çıkarıp 1 Mart günü TBMM'ye bu bildirinin desteğiyle gitmeye karar verdi hükümet. Konuşturmadı: Sezer, 28 Şubat tarihli toplantıya kesin kararlı girdi, tezkereye destek veren bir bildiriye izin vermeyecekti. Bütün ağırlığını koydu ve biraz sert bir üslup kullanarak konunun tartışmaya açılmasına bile izin vermedi. Sonuçta bildiride tezkereye destek ifadesi yer almadı. Eğer bildiride destek ifadeleri olsaydı, kuvvetle muhtemeldir ki, 3-4 milletvekilinin tercihini değiştirmesiyle tezkere geçebilirdi. Tarih değişirdi: O takdirde binlerce Amerikan askeri Türkiye'ye gelip buradan Irak'a geçecek, TSK da Kuzey Irak'a girecekti. Bana göre, tarihin Türkiye ve bölge üzerindeki akışı da farklı yerlere yönelirdi. Herkes kendi tahminini yapabilir. Ama herhalde bugün çok farklı bir Türkiye olurdu.

MİLLİYET

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious