20 milyar $'lık fon varken neden IMF?

20 milyar $'lık fon varken neden IMF?.8961
  • Giriş : 01.12.2008 / 09:02:00

Türkiye bir taraftan IMF'nin kapısında borç para beklerken, bir tarafta 20 milyar dolarlık fon atıl vaziyette.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkiye Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin, ”Bizim sendikanın 500 milyon doları, TOBB'un (Türkiye Odalar Borsalar Birliği'nin) 5 milyar dolar fonu var. Bu fonlar üye şirketlere dağıtılabilir” diyor. (Hürriyet 30 Kasım 2006, N.E. Tosuner'in söyleşisi)

Halit Narin devam ediyor: “Türkiye'nin elinde böyle kullanılmayan fonlardan oluşan 20 milyar dolar var. Bunların önü açılırsa üyelere dağıtma imkânı verilirse şirketler rahatlar. Türkiye ekonomisi üç ay içinde krizden çıkar.”

Sayın okuyucularım, bu kriz rüzgârında en ciddi sorun, “işsizliğin artması”dır... İşsizlik genelde çok kötü bir şey ama daha da kötüsü, “bir işi olanın, beklenmedik bir zamanda işini kaybetmesi”dir... İş bulamayan da kötü durumda ama, işi olan ve tüm yaşamını her ay düzenli olarak aldığı ücrete bağlayan bir kişinin işinden olması, onun ve ona bağlı olanların hayatını söndürüyor.

Kriz rüzgârı eserken “tuzları kuru olduğu halde, fırsat bu fırsat diyerek işçi çıkaranlar”ı kınıyoruz. Ayıplıyoruz. Onlara söyleyecek sözümüz yok.

Amma ve lakin, talep azaldığı ve de üretim durduğu için, içine girilen finans darboğazı sonucu, ücret ödeyemeyen durumuna düşen işyerlerinin zorunluluktan işçi çıkarmalarına çare aramak zorundayız.

İşçi çıkarmadan yapılacaklar var

Çare, bu tür işletmelerin kriz rüzgârı dinene kadar (üretimin düşmesine, durmasına rağmen) işçilerini çıkarmamalarına yardımcı olacak finans desteğini sağlamaktır. Bu geçici dönemi, işçi çıkarmadan atlatmalarını sağlamaktır. Bu olağan dışı dönem ancak kamu ile işveren ve işçi örgütlerinin her birinin kendi imkânlarını zorlamasıyla aşılabilir.

(1) İşsizlik Sigortası Fonu'na kimse göz dikmeyecek. Bu fon işsiz kalanların ve kalacakların güvencesi.

(2) İşveren ve işçi örgütleri başka kaynak aramaya çıkmadan önce kendi kaynaklarını değerlendirecek.

(3) Sonra da hükümet işçinin işverene yükünü (bu olağan dışı dönem süresince) hafifletmek için acil tedbirler alacak.

İşveren ve işçi sendikalarımızın, TOBB ile büyük sanayi ve ticaret odalarımızın önemli birikimleri olduğu biliniyor. Ama bu birikimlerde “şeffaflık yok”...

Şeffaflık olmadığı için işçinin ve işverenin cebinden çıkan paralarla oluşan bu birikimler ilgisiz biçimde harcandıkça kamu vicdanında yaralar açılıyor. Bu birikimlerle gereksiz toplantılar, seyahatler yapılıyor. Formula 1 pisti inşa ediliyor. Oteller, üniversiteler açılıyor. İlgisiz yerlere bağışlar yapılıyor. Yüksek temsil ödeneklerine, yolluklara paralar akıtılıyor.

20 milyar dolarlık fon

Bu kesimlerin yıllardır içinde olan Halit Narin, aşırı israfa rağmen işveren ve işçi kuruluşlarının birikimlerinin hâlâ 20 milyar dolar olduğunu söylüyor.

İşçisi ile işvereniyle aynı gemideyiz. Gemi batarken, işçiler işinden olurken işçi sendikası “Bana ne” diyemez.

İşçi primleriyle oluşan fonları, başka amaçlara harcamak için işçisinden saklayamaz. İşveren sendikaları ve işveren meslek örgütleri, işverenlerin primleriyle oluşan fonlarını bu olağan dışı dönemde üyelerinden saklayarak, İşsizlik Sigorta Fonu'ndan, bütçeden para arayışına çıkamaz.

Sendikalar da meslek kuruluşları da, hükümetten yardım arayışına girmeden parmaklarını taşın altına koymaya, kendi imkanlarını (şeffaf olarak) kamuoyuna açıkladıkdan sonra bu imkânlarla neler yapacaklarını üyelerine duyurmaya mecburdur.

Bize fırça değil, tedbir lazım

AKP Başkanı olarak Sayın Tayyip Erdoğan, Kızılcahamam'da yapılan partisinin 13. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın açılış konuşmasında krizi değerlendirdi. Sayın Erdoğan, krizin Türkiye'yi etkilemesinin kaçınılmaz olduğunu belirterek, “Yağmurda yürüyüp ıslanmamak mümkün değil” dedi.

Sermaye akımının yavaşladığını, faiz ve döviz kuru üzerinde baskı oluştuğunu, reel sektörün bu süreçten etkilendiğini kaydeden Sayın Erdoğan, “Küresel krizi çok büyük ihtiyat ve dikkatle izliyoruz” dedi.

Küresel kriz nedeniyle “paket” bekleyişinde olanları, “İlla ambalajlı paket mi olacak?” sözleri ile azarladıktan sonra “Biz uygulamaya başladık bile” diyerek devam etti: “Hükümet niçin reform paketini açıklamıyor diyorlar. Biz uygulamaya başladık bile, sen bunun farkında değilsin. Ben ne yapayım?”

Sayın Erdoğan'ın toplantıda yaptığı konuşmada IMF ile ilişkiler, bankalar konusunda söyledikleri de dikkat çekicidir.

Yanlış bilgilendirme var

Sayın Erdoğan dedi ki:

IMF ile masadayız. Konuşuyoruz. Karşılıklı çıkar esasına dayalı bir protokol oluşursa imza atarız.

Kredileri geri çağıran bankalar var. Fırsatçıların işbaşında olduğunu görüyoruz. Siz de işler değişince bankaları kapıda bekletin.

Sayın Erdoğan'ın danışmanlarının, onu yanlış veya eksik bilgilendirdikleri anlaşılıyor. Sayın Erdoğan da bu yanlış bilgilendirmelerin sonucu olarak kriz rüzgârını dindirecek yerde körükleyecek söylemler yapıyor.

1) Kriz rüzgârını dindirecek tedbirlerin bütünlük taşıması gerekir. Aksi halde, en iyi tedbirler bile birbiriyle çelişerek yarar yerine zarar getirir. Bu tedbirler bütünlüğüne “paket” adı verilir. Paketin hem moral hem de reel olarak “şok” etkisi yapması önem taşır.

İşte onun için Batı ülkelerinde, abartılı rakamlar içeren paketler açıklanıyor. Bu paketler hemen harcanmıyor. Ama paketi hazırlayanların niyetleri, ciddiyetleri kriz rüzgârının yavaşlamasına yardım ediyor.

Bir başka önemli nokta da zamanlamadır. Zamanında alınmayan en doğru en güçlü tedbirler bile işe yaramaz. Sayın Erdoğan'ın “Biz uygulamaya başladık bile...” söylemi hatalıdır.

Kamuoyunun, işçinin, işverenin, sade vatandaşın farkına varamadığı, ne olduğundan haberi olamadığı tedbir hiçbir işe yaramayan tedbirdir. Ülke halkı ile işçisi ile, işvereni ile kurumları ile azarlanarak değil, “moral verilerek” krizden çıkarılabilir. Morali bozulan, güvenini yitiren halk ne yapılırsa yapılsın, krizin kötümserliğinden kurtarılamaz.

Öde öde bitmedi...

2) IMF bize muhtaç değildir. Biz IMF'ye muhtacız. IMF'in bizim ile anlaşma yapmasında bir çıkarı yoktur. Bizim IMF ile anlaşma yapmakta çıkarımız var.
IMF ile “koyun pazarlığı” yapmıyoruz ki fiyatında anlaşalım. O nedenle Sayın Erdoğan'ın “IMF ile karşılıklı çıkar ilişkilerine dayalı protokol arayışında olduğumuzu belirten” söylemi hatalıdır.

Sayın Erdoğan yanlış bilgilendirilmese idi ve de biz IMF ile anlaşmayı daha başlangıçta yenilese idik veya kriz başladığında anlaşmayı imzalasaydık, bugün kriz rüzgârını daha az hissederdik.

3) Türkiye'de talebi ve üretimi harekete geçirecek, işsizliği dindirecek kuruluşlar bankalardır. Bankalar sağlıklı olmaz, sistem gücünü koruyamaz ise, hükümet ne yaparsa yapsın ekonomi canlanamaz.

Sayın Erdoğan bankalarla ilgili olarak yanlış bilgilendiriliyor. Evet, bankaların bazıları kredileri erken çağırıyorlar ama, bunları “keyiflerinden değil mecburiyetten” yapıyorlar.

Tabii ki bazı kötü örnekler var. Ama bunlar genellenerek, Allahın günü bankalara fırça atılır, banka sistemi kötülenir ise, sistem güven yitirir. Durumu sarsılacak bankalar olur, YTL hareketi ve döviz girişi kilitlenir.

Sayın Erdoğan'ın bu konularda doğru bilgilendirilmesinde zorunluluk var. Sonunda faturayı sadece ekonomi değil, bu ülkede yaşayanların tamamı ödeyecek. (Bundan önceki faturayı hâlâ ödüyoruz. Öde öde bitmedi.)

MİLLİYET

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*