"200 terörist sınırdan nasıl sızdı?" Şamil Tayyar yazdı!

  • Giriş : 22.10.2007 / 10:48:00

Şamil Tayyar, öfkeden başka bir şeyin dile getirilmediği bir ortamda gözden kaçan "asıl soru"yu sordu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tayyar'a göre, acıyı yaşarken bu soru gözden kaçırılmamalı.

200 terörist sınırdan nasıl sızdı?

Hakkari’nin Dağlıca bölgesindeki hain saldırıya tepkilerimizi ortaya koyarken, bu soruyu cevapsız bırakamayız. Eğer bu soruyu görmezlikten gelirsek, inanın, vatana en büyük ihaneti işte o zaman yapmış oluruz.

Acımız büyük, öfke doluyuz. Ama şehitlerimizin ardından gözyaşı dökerken artık zaaflarımızı, hatalarımızı da konuşmalıyız. İlker Başbuğ Paşa’nın terörle mücadelede geride bıraktığımız 23 yılda terör örgütüne katılımı önleyemediklerine dair yaptığı öz eleştiri, tüm yönleriyle geliştirilmelidir.

Bu konuya birkaç gün sonra girmeyi düşünüyordum ama kimi emekli asker, siyasi ve köşe yazarlarının TV ekranlarına çıkıp ‘ Tezkere hemen uygulanmadığı için PKK’ya cesaret verildi’ türünden yaptığı sorumsuz açıklamalar yüzünden takvimi erkene aldım.

Allah aşkına, sınıra 2 kilometre mesafedeki Dağlıca mevkiindeki askeri birliğe saldırının tezkereyle ne alakası var?

Bakın; Şu an hali hazırda Kuzey Irak’ta iki tabur askerimiz var. Ağırlıklı olarak istihbarat amaçlı bölgede bulunuyorlar. Daha önce asker sayımız 5 bini geçiyordu. Bu çuval hadisesinden sonra asker sayımız iyice azaldı.

Diğer taraftan binlerce askerimiz, tankımız, topumuz sınıra sevk edilmiş durumda. Tüm Irak sınırı boyunca teyakkuz halindeyiz. Uçak ve helikopterlerle operasyon bölgeleri sürekli taranıyor.

Ama bir grup hain gece yarısı sınırdan içeri giriyor, askeri birlikler arasındaki bağlantıyı koparmak için önce Dağlıca köprüsünü havaya uçuruyor, sonra aynı bölgedeki askeri birliğe ağır silahlarla saatlerce saldırıyor.

Bu durumda sormak lazım: Sınırda teyakkuzda olduğumuz, sınır ötesi operasyona hazırlandığımız sırada bir grup teröristin Kuzey Irak’taki kamplardan kalkıp saatlerce dağda yürüyerek sınırdan iki kilometre içeri sızıp bu eylemi gerçekleştirmiş olması nasıl izah edilebilir?

Eminim ki, bu soru, Hakkari’den acı haberi ilk duyduğumuzda herkesin zihnini kurcalamıştır. Bana gelen telefonlar ve elektronik mesajlardan bunu anlıyorum.

Elbette hainlerle görülecek hesabımız var ama kendi sınırımızı koruyamazken sınır ötesi tezkerenin arkasına sığınmak kime ne yarar sağlar?

Adını açıkça koyalım: Maalesef Türkiye, çok ciddi istihbarat zaafının pençesindedir. Sorumlu kimler? İster MİT, ister askeri istihbarat veya JİTEM, kimse sorumlu onlar da hesap vermelidir.

PKK’yı ve İmralı sakinini, Türkiye’nin başına bela eden de zaten istihbarat kuruluşlarımız içindeki kimi vatanseverler (!) değil mi?

Bakın, eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Haberx haber portalından Hülya Okur’un ‘ PKK ve Abdullah Öcalan hangi derin devletin kucağında büyüdü?’ sorusunu cevaplandırırken ne diyor: ‘Herkesin kucağında büyüdü. Bebek yaşamaya başlayınca çok anne, baba çıkar ortaya. Çok anası, babası olan, tamamen diğer servislerin hizmetinde taşeronluk yapıyor.’

Acı bir itiraf değil mi?

Üç beş gazetecinin telefonlarını dinlemeyi, etkin ve yüksek tirajlı gazetelere muhbir yerleştirmeyi maharet sananlar, İmralı sakininin doğumuna katkıda bulunanlar şimdi teröristleri uzaktan izliyorlar.

Terörle mücadelede daha etkin sonuçlar almak istiyorsak, istihbarat kuruluşlarının yeniden yapılandırılması ve operasyonel gücünün arttırılması zorunludur. Hırsızı yakalamalıyız tamam, ama önce kapı ve pencereleri kapatalım. Acı ama gerçek; Bu istihbaratla yola çıkılmaz.


Referandum gazozu


Duayenimiz Yavuz Donat’ın benzetmesiydi: ‘ Referandum gazozunun gazı kaçınca, Müjde Ar’ın gazozu daha çok konuşulur oldu.’

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra tansiyon düşmüştü. İktidar partisi de enerjisini optimum kullanamadı. Yeni anayasa hazırlığından yorgun düşen AK Parti, sahaya çok geç çıktı.

Muhalefet partilerinin kafası karışıktı. CHP lideri Baykal, vatandaşı referanduma katılmamaya davet etti. Halka, ‘ Cumhurbaşkanını sen seçme’ demenin hangi siyasi saikle izahı mümkündür, anlayamadım. ‘ Ret oyu’ çağrısında bulunan MHP lideri Bahçeli de kararlarını son ana bıraktı. Vatandaşımız büyük ölçüde rehavete kapılmıştı. Zaten toplumsal refleksimiz de böyle çalışır; Yumurta kapıya dayanmadan kılımızı kıpırdatmayız. Faturalarımızı son gün öder, randevularımıza son anda yetişiriz.

5 veya 7 yıl sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin tercih durumu, yüksek oranda heyecan yaratmadı. Başbakan, ‘ Türkiye referandumlara alışmalıdır’ dese de alışmamız biraz zor gözüküyor.

Kazasız belasız bir sandık testini de geride bırakmamız önemlidir. Katılım oranı, genel seçimlerdeki gibi yüksek olmasa da meşruiyet açısından bir problem yoktur. YSK Başkanı Muammer Aydın’ın da açıklamaları bu yöndedir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde inisiyatifin halkın eline geçmesi ise, Türk demokrasisi açısından dönüm noktasıdır. Artık Çankaya, kriz alanı olmaktan çıkacaktır.

ŞAMİL TAYYAR/STAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious