2008, dış politikada atılım yılı

2008, dış politikada atılım yılı.8087
  • Giriş : 10.01.2008 / 12:16:00
  • Güncelleme : 01.09.2016 / 04:23:30

Dış politika uzmanları: "2008'in dışa açılım yılı olması için şartlar elverişli"

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


2007'den devraldıklarıyla 2008, Türkiye'nin önüne bir dizi sorun taşıyor. Dış politika uzmanları, 2008'in dışa açılım yılı olması için şartların elverişli olduğuna vurgu yapıyor. Uzmanlar, Irak'ın kuzeyinden kaynaklanan terör sorununun ortadan kalkmasıyla Türkiye'nin artık enerjisini, bölgesine ve dış politika gündeminin başında yer alan Avrupa Birliği tam üyelik hedefinin gerçekleşmesine harcayabileceğine dikkat çekiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 5 Kasım'daki Washington ziyaretiyle yeni bir yola giren Türk-ABD ilişkilerinin bu sene daha da gelişeceği belirtiliyor. Orta Asya ile ilişkilerin gelişmesi de 2008'den en büyük beklentilerin başında geliyor.

PKK'ya harcanan enerji başka alanlara

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner, 2007 için "kuşatılmışlık yılı" nitelemesinde bulunurken, "2008, dışa açılım yılı olabilir. Zemin buna müsait." ifadesini kullanıyor. 2008'de terör örgütü PKK'nın sahneden silineceğini düşünen Laçiner, "Türkiye'nin gücünü zayıflatıyordu. Terörün bitmesi, Türkiye'nin ABD ve Irak ile ilişkilerini geliştirir. Ortadoğu'da ağırlığını artırır. Türkiye'yi, Orta Asya'da da Avrupa'da da rahatlatır." değerlendirmesinde bulunuyor. Doç. Dr. Laçiner, 2008'in Türkiye için Orta Asya'da "açılım yılı" olabileceğini de anlatıyor. USAK Başkanı, bu sene PKK'nın belinin kırılmasıyla Ankara'nın diğer alanlara yoğunlaşabileceğini kaydediyor. Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk ise Türkiye'nin son yıllarda dış politikada "aktif" olduğunu belirtirken şu öneriyi getiriyor: "Türkiye'nin dış politikada stratejik önceliklerini belirlemesi gerekir." Çok boyutlu, önceliklerin, hedeflerin ve ara hedeflerin olduğu bir dış politika stratejisi belirlenmesi gerektiğini söyleyen Sanberk, "Aksi takdirde olayların önünde sürüklenirsiniz." uyarısında bulunuyor.

Terör örgütü PKK'ya yönelik sınır ötesi operasyonlarda ABD'nin Türkiye'nin yanında yer alması, kimi uzmanlar tarafından "Ankara-Washington ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı" olarak kabul ediliyor. Bunun 2008'de de devam edeceğine dikkat çekiliyor. USAK Başkanı Laçiner, Türk-ABD ilişkilerinin "Irak tezkeresini TBMM'de reddedildiği 1 Mart 2003" öncesine dönebileceğini ifade ediyor. Başbakan Erdoğan'ın 5 Kasım'da Cumhurbaşkanı Gül'ün de önceki gün ABD Başkanı Bush ile yaptığı görüşmelerin 'buzları erittiğine dikkat çekiliyor.

Ermeni meselesi ve AB sürecinde ek zorluklarla karşılaşacağız

1 Mart tezkeresi esnasında Washington büyükelçisi olan Faruk Loğoğlu da Türk-ABD ilişkilerinde 2008'in "daha rahat bir yıl olacağına" inanıyor. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Başkanı Loğoğlu, terör örgütüne yönelik ABD ile işbirliğinin devam edeceğini aktarıyor. Emekli Büyükelçi Sanberk ise bu konuda daha ihtiyatlı konuşmayı tercih ediyor. İlişkilerde yeni bir dönemin başlayıp başlamadığını söylemek için "erken olduğu" uyarısında bulunuyor. "Ermeni soykırımı" iddiaları konusundaki gelişmeler, bu sene de Türkiye'yi dış politikada zorlayan konuların başında gelecek. 2008'in ABD'de başkanlık seçimlerinin yapılacağı yıl olması, bu alanda Türkiye'nin önüne birtakım ek zorluklar çıkarabilir. ASAM Başkanı Faruk Loğoğlu da bu görüşü paylaşan isimlerden biri. Loğoğlu, bu noktada, Ermeni topluluğunun soykırım iddialarını kongreden geçirmek için yeni denemelerde bulunabileceği uyarısında bulunuyor.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Mitat Çelikpala, Türkiye'nin Ermenistan'ı sıkıştırmaya devam etmesi gerektiğini belirtirken, "Türkiye, Ermenistan iç siyasetine oynasın" önerisinde bulunuyor.

2007'de Türkiye-AB ilişkilerinde önemli sorunlar çıkaran Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin 2008'in ikinci yarısında AB'nin direksiyonuna geçecek olması da Ankara açısından zor bir döneme işaret ediyor. "Fransa'nın kriz çıkarmaya devam edeceğini" anlatan Sedat Laçiner, hükümetin 2007'de yaptığı gibi 2008'de "AB'yi uyutmaması", reformları sürdürmesi gerektiğini söylüyor. Laçiner, Sarkozy'nin "kültürel farklılık" tezlerine karşı Türkiye'nin "medeniyetler çatışmasını önlerim" teziyle çıkmasını öneriyor. Türkiye-AB ilişkilerindeki sorunların "AB'nin iç dinamiklerinden kaynaklandığını" anlatan Türkiye-AB Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Günuğur ise 2008'in de sıkıntılı bir yıl olacağını söylüyor. Emekli Büyükelçi Sanberk, "Fransa, Türkiye'nin kimliği ile ilgili olarak bizi kızdıracak beyanlara ve oyalayıcı tutumlara devamla bizim tepki göstererek tam üyelikten vazgeçmemizi sağlamaya çalışacaktır." görüşünü dile getiriyor. Sanberk, Türkiye'nin bu oyuna gelmemesi uyarısında bulunuyor.

Orta Asya'ya açılıma devam

2007 yılının son aylarında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan'a yaptığı ziyaretler de dış politika analistlerinin 2008 yılında bölge ile Türkiye'nin ilişkilerinin gelişeceği biçiminde yorumlanıyor. Türkmenistan lideri Berdimuhammedov 2008'in ilk yarısında Türkiye'ye geliyor. USAK Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner, 2008'in Türkiye için Orta Asya'da "açılım yılı" olabileceğini vurguluyor.

 

Tezkere defteri kapandı; 2008 Türk-Amerikan ilişkilerinde fırsat yılı

 

Washington'daki uzmanlara göre 2003'teki derin krizi artık büyük ölçüde atlatan Türk-Amerikan ilişkilerini 2008'de hem riskler hem fırsatlar bekliyor.

ABD'nin eski Ankara büyükelçilerinden Mark Parris'e göre, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın 2005 Şubat'ında Türkiye'ye yaptığı ziyaret, Türk ve Amerikan devletlerinin sivil cenahında 2003 tezkeresi defterini kapatmıştı. Son Kuzey Irak operasyonlarında işbirliği vesilesiyle askerî kanatlar arasında da o defterin artık kapandığını ifade eden Büyükelçi Parris, Washington'ın PKK yardımında bu kadar gecikmesine '6 yıldır ilk defa doğru olan şeyi yaptık.' diyerek hayıflanıyor.

Parris'e göre 2008'de ikili ilişkilerin akıbeti büyük oranda 'Irak'ta ne olacağına' bağlı. Düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi'nin (CFR) Türkiye uzmanı Steven Cook, temelde Kuzey Irak nedeniyle ilişkilerde sorunların devam edeceğini öngörüyor. Çünkü Cook'a göre Iraklı Kürtlerin kuzeyde 'Bağdat'tan daha bağımsız' bir yapı planladığına dair şüpheler sürüyor. Diğer yandan, düşünce kuruluşu German Marshall Fund uzmanı Ian Lesser, Washington'da bağımsız Kürt devleti konusunun eskiye nazaran çok daha az tartışıldığına işaret ediyor.

Uzmanlar ABD'nin Irak'taki en büyük müttefiki olan Kürt unsurları ile Ankara arasında denge politikası gütmeye bu yıl da devam edeceğini öngörüyor. Düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi'nin (CSIS) Türkiye uzmanı Bülent Alirıza, bu siyaseti 'Barzani'den vazgeçmeden Türkiye'yi idare etme' şeklinde özetliyor. Lesser, ABD'nin Türkiye'deki 'stratejik çıkarları' ile Kuzey Irak'taki 'taktik çıkarları'nın çatıştığını söylüyor. Son PKK operasyonları bağlamında Bush'un 'ilk kez' Barzani ile Türkiye arasında 'açık bir tercih' yaptığını ve Türkiye'yi seçtiğini ifade eden Parris ise 'Bu, Amerikan bürokrasisine de verilmiş bir mesajdı' diye ekliyor. Gerek sivil gerek askerî bürokrasi içinde Bush'un bu tercihi yapmaması için elinden geleni yapanların, tekrarlanmaması için çalışmaları bekleniyor. Özellikle Irak konularını yürüten Dışişleri'ndeki Yakındoğu Dairesi ile Pentagon'un Merkez Kuvvetleri Komutanlığı'nın (CENTCOM) Türkiye'yle ilişkileri Avrupa ve NATO konularına bakan birimler kadar hayati bir yere konumlandırmadığı gözleniyor. Ian Lesser, Kuzey Irak'ta Türkiye'ye destek konusunda Amerikan devletinde 'zayıf bir konsensüs' oluştuğu gözlemini yapıyor. Türkiye'nin Amerikan dış politikasının 'göbeğinde' olmadığını belirten Lesser, Washington'da Irak, İran, Rusya'yla ilişkiler, NATO genişlemesi, Kosova, Kıbrıs gibi konularda 'Türkiye faktörü'nün de değerlendirmeye tabi tutulacağına işaret ediyor.

Büyükelçi Parris'e göre PKK konusunda geç de olsa bir işbirliği mekanizması kurulmuş olmasına rağmen, 'Irak'ın daha genelinde bu tür bir işbirliği mekanizması yok'. Böyle bir mekanizmaya en çok ihtiyaç duyulan konulardan biri de şüphesiz Kerkük sorunu. Türkiye'nin de yapılmasını arzu etmediği Kerkük'ün Kürt bölgesine bağlanmasına ilişkin referandum 2008'e ertelendi. Bu yıl gerek Irak'la gerek ABD ile en muhtemel anlaşmazlık konularının başında Kerkük meselesi geliyor.

Düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü'nün Türkiye uzmanı Ömer Taşpınar, güvenlik durumundaki nispi iyileşme yüzünden Irak konusunda Washington'da bir 'rahatlama' olduğunu, Irak'ın Amerikan politikasındaki 'merkezi rolü' azaldıkça Türkiye'nin stratejik öneminin de azalacağını düşünüyor. Halihazırda Washington'da Türkiye'nin eskisi kadar önemli olmadığını savunanlar olduğunu söyleyen Steven Cook ise, "Halbuki haritaya şöyle bir bakan her objektif gözlemci, Türkiye'nin eskisinden de önemli olduğunu görür." şeklinde konuşuyor.

Türkiye'ye de önemli yansımaları olan İran'la nükleer kriz konusunda Bush-Cheney ekibi 2008'de sert taktiklerden vazgeçebilir mi? Bülent Alirıza'ya göre, kolay kolay vazgeçmezler. Ancak uzmanların çoğu, İran'ın nükleer silah programını durduğu hükmüne varan Ulusal İstihbarat Tahmini (NIE) raporunun askerî bir harekat yapılma ihtimalini oldukça düşürdüğünde birleşiyor. Dolayısıyla İran'ın Türk-Amerikan ilişkilerinde büyük bir pürüz çıkarma şansı da azalmış oluyor. Bush hükümetinin son döneminde nispeten 'çok-taraflı' ve 'kucaklayıcı' bir dış politika tarzı benimsemesi, Lesser'a göre 'Amerikan perspektifini Türk perspektifine daha çok yaklaştırdı.' Dolayısıyla Türkiye'nin gerek Suriye gerek İran'la yakın ilişkileri eskisi kadar Washington'ı rahatsız etmeyebilir. Arap-İsrail barışı da Türk-Amerikan ilişkilerinde müzakere ve işbirliği başlıklarından biri olmaya devam edecek. Ama Washington bunu Ankara'nın arzu ettiği tarzda bir 'arabuluculuk'tan ziyade 'kolaylaştırıcılık' rolü olarak görüyor.

Geçen sene Türk-Amerikan ilişkilerini büyük bir krizin eşiğine getiren konulardan biri olan Ermeni soykırım tasarısı, bir 'vahşi kart' olarak Kongre'nin çekmecesinde duruyor. Ama bu yıl da geçmesine yüksek ihtimal verilmiyor. Ian Lesser, Türkiye'nin engel çıkardığı NATO-AB savunma işbirliğinin Washington için önemine dikkat çekerken, nisanda Bükreş'te yapılacak zirvede anlaşma sağlanmaya çalışılacağına işaret ediyor. Washington'da Kıbrıs sorununa ilginin ise 'tarihin en alt düzeylerinde' olduğunu, çözümün adresinin Brüksel olarak görüldüğünü belirtiyor.

2008, ABD'de seçim yılı. Lesser, yeni bir başkan seçilmesinin Türk-Amerikan ilişkilerine 'büyük etki'si olacağını söylüyor. Bülent Alirıza, Amerika'da bu yıl bir sonraki dönemin dış politikasının şekillendirileceğini belirtiyor. Lesser'a göre 'Türkiye'nin stratejik önemini tüm siyasetçiler açık seçik anlayamayabiliyor'. Taşpınar, mevcut başkan adayları arasında Türkiye'yi en iyi tanıyanların Demokrat Senatör Hillary Clinton ve Cumhuriyetçi Senatör John McCain olduğunu düşünüyor. Bu yıl Amerikan halkının yapacağı tercih, Türk-Amerikan ilişkilerinin en azından dört yılını etkileyecek. Öte yandan seçim sürecini 2007'de geride bırakan Türkiye'de AK Parti hükümetinin ABD ile ilişkileri iyi tutma eğiliminin devam etmesi bekleniyor. Ian Lesser, hükümetin Washington'daki kredibilitesinin yüksek olduğunu belirtirken, AK Parti'nin uzun vadeli hedefleri konusundaki tartışmanın ise hâlâ sürdüğünü kaydediyor. ABD'nin Ankara'daki bazı güçlü statükocu odaklarının da aşırı dışlamadan AB sürecini ve reformlarını uzaktan destekleme siyasetinin ise devam etmesi öngörülüyor.

ABD'nin Orta Asya ve Kafkasya'dan Avrupa'ya enerji nakil hatlarında Rusya tekelini kırma politikası çerçevesinde Türkiye üzerinden Doğu-Batı koridoru oluşturulmasına verdiği destek devam edecek. 2008'de farklı olan, en nihayet bu işi koordine edecek Beyaz Saray'a bağlı güçlü bir özel temsilcilik makamının ihdas edilecek olması. Ali H. Aslan, Washington

 

AB sürecini yeni Sarkozy krizleri bekliyor

 

Sadece Türkiye karşıtlığı ile değil, Fransız ve Avrupa siyasetine getirdiği yeni tarzla da hem birçok düşman hem de sayısız hayran kazanan Nikola Sarkozy, 2008'de de çok konuşulacak. 2008'in ikinci yarısından itibaren AB'nin dümenine oturacak Sarkozy'nin Türkiye-AB ilişkileri açısından neler yapacağı, işsizlik, reform antlaşması, ABD ile ilişkiler gibi konularda AB'ye ne katacağı merakla bekleniyor. 2008, yaklaşık 3 yıldır oldukça yavaş seyreden reform süreci ve Avrupa'daki Türkiye muhalifi lobinin güçlenmesi karşısında zor bir yıl olacak.

Sarkozy'nin, mayıs ayında devlet başkanlığı koltuğuna oturduğunda seçim kampanyası sırasında verdiği sözler çerçevesinde Türkiye ile müzakereleri hemen durdurması bekleniyordu. Bunu yapamadı, ama haziran ayında bir faslı veto ettiği gibi aralık ayına kadar da hazır olan fasılların açılışını bloke etti. İstediği 'Akil Adamlar'ın ismi 'Tefekkür Grubu'na dönüştürülüp içi boşaltıldı; fakat o hâlâ Türkiye'nin bu grup içerisinde tartışılmasını istiyor.

Kıbrıs'ta gidişat seçime endeksli

1 Ocak'tan itibaren dönem başkanlığını üstlenen Slovenya'nın 6 aylık patronluğu sırasında 3 faslın daha müzakerelere açılması bekleniyor. Sarkozy'nin bu fasıllarla ilgili bir bahane üretip üretmeyeceğini hem Türkiye hem Avrupa merakla bekliyor. Asıl sorun ise 1 Temmuz 2008'de Slovenya'nın yerine dümene geçecek Fransa'nın Türkiye'nin üyelik sürecini rayından çıkarmak için neler yapabileceğini kestirmekte yatıyor. Fransa, zirve bildirilerinde ya Türkiye'yi tamamen yok sayabilir ya da iki hafta önceki zirvede olduğu gibi "katılım" ifadelerini katmayabilir.

Kıbrıs Rum Kesimi'nde 17 Şubat'ta yapılacak seçim sonuçları sadece Türkiye'de değil Avrupa'da da merakla bekleniyor. Şimdiki Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un bir dönem daha seçilmesi durumunda bir anlaşma umudu başka bahara kalacak ve belki de Kosova emsali hesaba katılarak dünyanın yavaş yavaş tanıyacağı bir KKTC'ye doğru yol alınacak. Papadopulos değil de rakipleri halen Avrupa Parlamentosu üyesi Yannakis Kasulides ya da Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın seçilmesi durumunda yeni bir süreç başlayabilir.

Reformlarda Paris sancısı yaşanabilir

27 Nisan askerî muhtırasından sonra 22 Temmuz ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılabilmiş olmasını ve neticelerini "selamlayan" AB, 2008'de Ankara'dan reform bekliyor. TCK'nın 301. maddesi konusunda kımıldayan Türkiye'nin hızlıca, ifade hürriyetini kısıtlayıcı bu maddeyi değiştirmesi isteniyor. Vakıflar Kanunu, ombudsmanlık kurumu, asker-sivil ilişkileri ve Kürt meselesinde Brüksel'in beklentileri artarak devam ediyor. Ancak Sarkozy'nin üyelik sürecini rayından çıkartmak için elinden geleni yaptığı siyasî bir ortamda Türkiye'nin reform "iştahının" nasıl kabarık tutulacağı Brüksel'in kafasında önemli bir yer işgal ediyor.

2007'de reform sürecini neredeyse durduran Türkiye, 'seçim yılı' olduğu için pek eleştirilmedi. 22 Temmuz seçimlerinde halktan çok güçlü vekalet alan AK Parti hükümetinin 2008'i de boş geçirmesi durumunda ekim ya da kasım ayında açıklanacak ilerleme raporunun gayet sert olacağını şimdiden öngörmek mümkün. AB, 2008'de dinî hürriyetlerden sadece azınlıklarının dinî haklarını kastetmeye devam edecek. Bu çerçevede özellikle gayrimüslimlerin hakları hem AB Komisyonu hem de Hıristiyan Demokratlar tarafından gündemde tutulacak. Son yıllarda Hıristiyan din adamlarına karşı yapılan saldırıların devam etmesi durumunda Avrupa kamuoyunda hâlâ etkinliği devam eden başta Vatikan olmak üzere sağcı hükümetlerin iktidarda olduğu Almanya ve Fransa gibi ülkelerin de meseleyi büyütecekleri hesaba katılabilir. AB, Kürt meselesinde de beklentilerini artırıyor. Brüksel, Kürtçe yayın gibi açılımları olumlu karşılamakla birlikte yayın kısıtlamalarının kaldırılması ya da gevşetilmesi, Kürtçenin seçmeli ders haline getirilmesi gibi talepleri daha fazla gündeme taşıyabilir. Selçuk Gültaşlı, Brüksel

 

Brüksel'i Kosova ve Reform Antlaşması zorlayacak

 

AB, 2008'de çetin sorunlarla boğuşacak. Kosova'nın bağımsızlığı, Fransa ve Hollanda'nın reddettiği anayasa yerine kabul edilen Reform Antlaşması'nın tasdik süreci, enerji ve Rusya'yla ilişkiler, genişleme ve özellikle Türkiye ile müzakereler yılın ilk altı ayında Slovenya'yı, ikinci yarısında ise Fransa'yı meşgul edecek.

Kosova: Sırbistan'ın şedit itirazı ve Rusya'nın desteğini temin etmesi abartılı da olsa Bosna ve Kosova'dan sonra 15 yıl içerisinde üçüncü bir Balkan Savaşı'na yol açacağı iddialarına zemin hazırlıyor. Kosova'nın bağımsızlığını ilan etmesi durumunda AB üyelerinin büyük bir kısmı tarafından hemen kabul edilmesi beklenirken, Rum kesimi, Romanya ve Slovakya'nın tanımayı ağırdan alacağı tahmin ediliyor. Rumların Kosova'nın KKTC'ye emsal teşkil edebileceği endişesi AB'yi kısa süreli karıştırabilir.

Reform Antlaşması: AB liderleri 2 yıllık tefekkür sürecinin ardından 13 Aralık'ta Reform Antlaşması'nı imzaladı. Ancak antlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için 27 ülkenin onay sürecini 2009'daki AP seçimlerinden önce tamamlaması gerekiyor. Herhangi bir ülkenin onay sürecini tamamlayamaması Brüksel'in başını tekrar ağrıtabilir.

 

Çin, Olimpiyatlar ve veto kartı sınavında

Ekonomideki patlamasıyla dünya gündemine oturan Çin'in 2008'de en önemli gündem maddesini ev sahipliği yapacağı olimpiyatlar oluşturuyor. Olimpiyatları "yeni Çin'in aynası" olarak gören Pekin yönetimi, şehrin her yerini oyunlara göre düzenleme çalışmalarını bu yıl da sürdürecek. Çevre kirliliğini giderme ve trafik sorununu çözme Pekin'in ana gündem maddeleri arasında. Çin ekonomi alanındaki patlamasının bir benzerini de sporda olimpiyatlarda en çok madalya alan ülke unvanını elde ederek yapmak istiyor. Bu durum bazı uzmanlar tarafından siyasî ve askerî alanda tam olarak ön plana çıkamayan Çin'in bir nevi gövde gösterisi yapma ihtiyacının yansıması olarak yorumlanıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinden biri olan Çin'i, 2008'de uluslararası alanda başka testler de bekliyor. İran ve Kuzey Kore'nin nükleer meseleleri, Darfur, Filistin ve Irak konuları yine Pekin'i "veto-çekimserlik-onay" arasında zor kararlar vermeye itecek. Ekonomik gücünü uluslararası siyasete tam olarak yansıtamayan Çin'in özellikle enerji yatırımlarının yoğun olduğu bölgelerde "barış ve diyalog"dan yana tavrını sürdürmesi bekleniyor. Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi'nin, 2008'de dış politikaya ilişkin, 'barışçı gelişme yolu ile karşılıklı yarar ve ortak kazanca dayalı dışa açılma stratejisini kararlılıkla izleyecekleri, bütün ülkelerin halklarıyla gelişme imkânlarını ortaklaşa paylaşacakları" yönündeki sözleri, Pekin'in sert siyasî çekişmelere girmeyeceğinin işareti olarak yorumlanıyor. 2 trilyon dolara dayanan dış ticaret hacmini 2008'de artırma peşinde olan Pekin, Kasım 2007'de yüzde 6,9'la son 11 yılın en yüksek rakamına ulaşan enflasyonu 2008'de yüzde 4 düzeyinde tutmayı hedefliyor. Osman Erol / Pekin

 

Kerkük referandumu 2009'a ertelenebilir

Irak Anayasası gereğinde yapılması gereken Kerkük referandumu, 2007 yılı için Türkiye'nin dikkatlerini çeken konulardan biriydi. Normalleşme sürecinin tamamlanamadığı Kerkük'te referandum, ABD'nin de araya girmesi ile "ileri bir tarihe" bırakıldı. Türkiye, öteden beri, Kerkük'ün "özel statü"ye sahip olması gerektiğini savunuyor. Irak Türkmen Cephesi (ITC) Ankara Temsilcisi Ahmet Muratlı, Irak'ta yaşayan Türkmenler adına 2008 için daha umutlu konuşuyor. Türkiye'nin Irak'a yardımlarının devam etmesini isteyen Muratlı, referandumun en erken 2009 yılında yapılabileceğini aktarıyor. Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk, ABD'nin de referandumun tehlikesinin farkına vardığını, Kerkük'ün geleceğinin uzlaşma süreciyle belirleneceğini belirtiyor. ABD ile Kerkük'te, Irak'ta ve bölgede aynı politikaları güttüklerini belirten Sanberk, "Türkiye, rüzgârı yakaladı. Bunu bölgede kendi lehimize kullanmayı bilmemiz gerekiyor." diye ekliyor.

Iraklı Kürtlere yol göstericilik zamanı

2008'de gündeme gelecek diğer bir konu ise Türkiye'nin Irak'ın kuzeyindeki Kürt oluşumu ile temasa geçmesi. Emekli Büyükelçi Sanberk, Türkiye'nin Kuzey Irak'la kesinlikle diyalog kurması gerektiğini belirterek, bölgesel yönetime ağabeylik yapması gerektiğini düşünüyor. Türkiye'nin bölgede yöneltici ve yol gösterici bir siyaset izlemesi gerektiğini ifade eden Sanberk, K. Irak'taki bölgesel yönetimin Irak Anayasası'na göre kurulduğunu vurgulayarak, "Türkiye bu anayasayı tanıyorsa, bölgesel yönetimle de diyalog kurmasında bir sakınca yok." diyor. Ankara Üniversitesi'nden Doç. Dr. ÇAğrı Erhan da K. Irak'ın dünyaya açılacağı kapının Türkiye olduğunu vurgulayarak ekonomik bağımlılık oluşturulmasını tavsiye ediyor. Erhan'a göre, bu sağlanırsa ekonomisinin bozulmasını istemeyen Kürt yönetimi teröre destek vermeyecek. K. Irak ile temas kurulmasını destekleyenlerden USAK Başkanı Laçiner de bunun için artık şartların müsait olduğunu aktarıyor.

BM koltuğu Türkiye'yi bekliyor

2008 yılında Birleşmiş Milletler'de (BM) yapılacak oylama Türkiye'nin uluslararası alanda etkinliğini önemli ölçüde artırabilir. Türkiye'nin, 2009-2010 yılı BM Güvenlik Konseyi daimi olmayan adaylığı, eylül ayındaki Genel Kurul'da oylanacak. Hükümet kaynakları, 48 yıl aradan sonra Türkiye'nin Güvenlik Konseyi'nde yer alacağına inanıyor.

 

Rusya, Avrupa ile yumuşarken ABD ile gerilimi sürecek

Rusya, 2008 yılına siyasi, ekonomik ve uluslararası alanda Soğuk Savaş sonrası dönemin en başarılı yılını tamamlayarak girdi. Son yedi yıldır ortalama yüzde 7 büyüme gerçekleştiriyor. Sovyet dönemi borçları bir bir ödeniyor. Değişik fonlarda yarım trilyon dolardan fazla nakit parası var. Dünyayı onlarca kez yok edebilecek nükleer kapasite orta vadeli program çerçevesinde modernize edilmeye başlandı. Siyasi alandaki belirsizliklerin büyük çoğunluğu aşıldı ve Rusya yenilenen parlamentosu ile ülkenin inşasına yöneliyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2 Mart'ta koltuğunu başbakan birinci yardımcısı Dmitri Medvedev'e devretse de başbakanlık binası 'beyaz ev'den ülke siyasetindeki etkisini devam ettirecek. Rusya içeride elde ettiği başarıyı dış ilişkilere taşımayı başardı. İran nükleer sorunu, Kosova'nın statüsü, uluslararası güvenlik anlaşmaları gibi bir çok konuda Rusya'nın onayı alınmadan adım atılamıyor. Önümüzdeki yıl ABD ile ilişkiler füzeler ve NATO'nun genişleme programı çerçevesinde biraz daha gerilmesi beklense de, Avrupa ülkeleri ile ikili ilişkilerde önemli aşamalar kaydedilebilir. Enerji kozunu dış politikada iyi kullanan Rusya'nın Avrupa ülkeleri ile imzası geciken 'İşbirliği ve Ortaklık Anlaşması'nı yenilemesi bekleniyor.

Ankara'dan ziyaretler bekleniyor

Türkiye'yi by-pass eden 'Güney Akım', AKKA anlaşmasının askıya alınması, Kosova sorunu ve Kıbrıs meselesi ikili ilişkileri 'çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık' seviyesine çıkaran Ankara-Moskova hattının zorlu alanlarını oluşturacak. Türk devlet ricalinin 2008'de Rusya'nın artan önemini dikkate alarak ziyaret programlarına Moskova'yı da koymaları bekleniyor. Türkiye'nin PKK sorunu ve diğer dış politika hedeflerini birinci elden Rusya ile de paylaşması bölgede istikrar ve güvenin oluşmasına daha fazla katkı sağlayabilir. Faruk Akkan, Moskova

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious