27 yıllık dopdolu bir sanat yaşamı

27 yıllık dopdolu bir sanat yaşamı.10183
  • Giriş : 13.03.2008 / 20:38:00
  • Güncelleme : 13.03.2008 / 21:02:29

Anadolu'nun ortasında sanatla iç içe bir yaşam; Tomris Çetinel...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


HABER AKTUEL- Selçuk Üniversitesi'ne ait Selçuk İletişim Gazetesi muhabiri Gökhan Akkurt, usta tiyatrocu Tomris Çetinel'le tiyatro üzerine konuştu.

Anadolu'nun ortasında sanatla iç içe bir yaşam...

Bizim ilişkimiz usta çırak ilişkisidir. Çıraksanız kalfa olmadan usta olamazsınız; eğer önünüzde bir ustanız yoksa da çırak bile olamazsınız. Hani ben ne kadar ustayım en azından onlardan ustayım

27 yıllık dopdolu bir sanat yaşamından sonra tekrar Konya Devlet Tiyatrosu'na dönüş yapan Tomris Çetinel; bu günlerde Konya Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü görevini sürdürürken bir yandan da Konya'daki genç meslektaşlarıyla tecrübelerini ve bilgisini paylaşıyor. Daha yolun başında olarak gördüğü genç meslektaşlarının Anadolu'dan sonraki durakları olan büyük kentlerde başarılı olabilmeleri için buralarda pişmeleri gerektiğini savunan Çetinel; bu yolda da kendisine düşen görevi layıkıyla yerine getiriyor. Ünlü tiyatro sanatçısı Çetinel ile başarılarıyla dolu sanat yaşamından bugüne kadar kendisi hakkında merak ettiğimiz birçok konuya değinme fırsatı bulduk. Ünlü sanatçı, tiyatroya ve kendisine dair her şeyi bizimle paylaştı.

Tiyatro yaşamınızdan ve kendinizden bahseder misiniz bize?

1975 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nden mezun oldum. Mezun olduktan sonra İzmir Devlet Tiyatrosu'nda staj yaptım ve devlet tiyatrosundaki görevimden ayrılıp 3 yıl özel tiyatrolarda çalıştım. Bunlar Çağdaş Sahne, Öncü Sahne, Levent Kırca Arkadaş Kabare Tiyatrosu ve Nisa Serezli, Tolga Aşkıner Tiyatrosu'ydu. 1979'da tekrar devlet tiyatrosuna döndüm ve o yıldan beri de devlet tiyatrosunda çalışıyorum. Devlet tiyatrosunda zaman zaman asıl mesleğim olan oyunculuk; zaman zaman da yönetmenlik yaptım. Bunların yanında da müdürlük görevimi yapıyorum. 2001–2003 yılları arasında Sivas Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü yaptım. Buradaki görevimden sonra da Konya Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü yaptım. Bir ara ayrıldım ve Ankara'ya yani asli görevime dönüp tekrar sanatçılık yaptım. Son olarak Mayıs ayının sonundan bu yana Konya Devlet Tiyatrosu'nda Müdürlük görevimi sürdürüyorum. Evet, pek çok oyunda oynadım. Gençlere bakıyorum şu kadar yıllık sanatçıyım, şu kadar oyun oynadım falan diyorlar. O kadar gençler ki yıllar ilerleyince insanlar artık saymayı unutuyorlar ya da saymamayı tercih ediyorlar. Ben onun için saymıyorum ama oynadığım oyunlar içinde 'Hüznün Coşkusu' oyununda yılın en iyi kadın oyuncusu ödülünü aldım ve sonrasında da 'İlk Gençlik ve Bacılarla Yunus' adlı oyunla da mesleğinde başarılı kadınlar ödülünü aldım. Yönetmen olarak Beyaz Rusya'nın Brest kentinde Belevya Vesha Festivali'nde sahneye koyduğum 'Ben Anadolu' isimli oyunla en iyi yönetmen ödülünü aldım. Benim için önemliydi, şöyle önemliydi; Beyaz Rusya' da gerçekleştirilen festivale 25 ülke katılmıştı ve festivale katılan 25 ülkenin içinde ödül almak hakikaten hoş bir şey. Ayrıca ses derneğinin geçen yıl düzenlemiş olduğu organizasyonda tiyatro dalında beni ödüle layık gördüler. Opera dalında ise; Tenor Bariton Pekin Kırgız almıştı. Bu ödüle layık görülmek hakikaten çok hoş bir şey, çünkü benden önce alan isimlere baktığım zaman Kerim Avşar, Cihan Ünal yani bizim daha ağabeylerimiz Semih Sergen ve onlardan sonrada bu ödülü bana uygun görmeleri çok heyecan verici bir şey.



Sizce tiyatro renkli ekranın gölgesinde mi kalıyor. Bir gölgede kalma varsa bunun nedeni nedir?

Aslında benim radyo ve televizyonla tanışıklığım tiyatro oyunculuğundan daha eskidir. Tek televizyon kanalı olduğu yani TRT'nin ilk yıllarında, daha öğrenciyken radyo ve televizyonda seslendirmeler yaptım. Bu dönemde 'Oyun Treni' diye bir çocuk dizisinde Levent Kırca ile birlikte orada oynamıştık. Köksal Engür, Levent Kırca, Abdullah Şahin gibi değerli isimlerle birlikte oynadım. Televizyonlarla tanışıklığım yeni değil ama şuna inanıyorum ve dünyanın her yerinde de böyle tiyatro sanatıyla ilgileniyorsanız biraz daha geri plânda kalıyorsunuz. Benim aynı zamanda tiyatro sanatımın dışında bir de sinema filmim var. Sinema, tiyatro, televizyon bunlar birbirini besleyen, destekleyen çalışmalar diye düşünüyorum. Mesela seslendirme ve diziler biraz daha teknik ve bu yüzden de başka bir teknik performans istiyor. Yani orada sanat yapmıyorsunuz; çünkü sanat yapan başkası. Bir diziyi seslendirdiğiniz zaman biri oynamış ve siz de onun oyununu en güzel aktaracak şekilde seslendirdiğiniz zaman özel oluyorsunuz. Dizilere geldiğimizde ise; popülerliğin çok yoğun olduğu bir dünyada yaşıyoruz ve bu nedenle de bu dizilerde oynuyoruz. Bir kere dizilerin maddi anlamda epey katkısı oluyor bize. Bu nedenle neden hayır diyelim ki. Asli görevimimizi aksatmamak kaydıyla bu izinleri veriyor devlet tiyatrosu bize. O nedenle de bunları yapıyoruz. Eskiden insanları tiyatrodaki oyunlarıyla tanırdı izleyici; ama ne yazık ki, siz gençlere baktığımız zaman sizler bizi tiyatrodaki oyunlarımızdan çok televizyonda, radyoda, hatta radyoda değil televizyondaki dizilerimizle önce tanıyıp sonra burada da oynuyormuş diyorsunuz. Buna şaşırmamak lazım sonuçta popüler kültürün getirdiği bir şey bu. O nedenle bunu neden kullanmayalım ki. Tiyatroya bir yararı olacaksa ve bana da maddi kazancı olacaksa neden kullanmayalım.

Konya'ya geldiğiniz zaman tiyatro anlamında ilk izlenimiz neydi, nereden başlamalıyım dediniz?

Konya'ya geldiğimde de, Sivas'a gittiğimde de ilk izlenimim hep şu olmuştur; biz bu tiyatroyu bu kent için yapıyoruz. Ama dikkat ediyorum kentteki öğrenciler, kentteki bürokratlar, askeri çevre halktan daha çok ilgi duyuyor. Benim hep dikkatimi çeken ve buradan başlamalıyım dediğim yer burasıydı. Ben evlerin içine girmenin, insanları yerinden kaldırıp tiyatroya getirmenin, tiyatroyu tanıtmanın ve onların hayalindeki tiyatronun ne demek olduğunu tahmin edebiliyorum. Ama öyle olmadığını, bunun bire bir yaşamın ta kendisi olduğunu ve bizimde kendileri gibi insanlar olduğumuzu anlatmak, aktarmak üzere buradan, bu pencereden baktım. Bu uzun bir yoldur, sabır gerekir. Şimdi meyvelerini aldığımızı düşünüyorum, artık gişemizde oyunumuza yer kalmamıştır yazısı olduğuna göre, bunların hepsi bürokrat ya da asker filan değil ciddi kentin insanı. Bu tabloyu gördükçe çabalarımızın boşa gitmediğini görüyorum ve seviniyorum.



Sizce tiyatro tekrar altın çağını yaşayabilecek mi?

Şuan için zor gibi görünüyor. Tiyatro hiç yok olmaz, insanlık var oldukça olacaktır. Fakat teknoloji öyle bir şey ki şimdi ona ayak uydurmak çok zor. Dün akşam izlediğim bir yayında enteresan bir şey öğrendim yeni jenerasyon için 'Başparmak çocukları' deniliyormuş. Bizler genelde başparmağımızdan çok dört parmağımızı kullanarak yaşayan jenerasyonuz. Piyano çalarsınız hakikaten başparmak değildir dört parmağınızı kullanırsınız. Bütün işlerimizi daha çok dört parmağımızla yaptık; şimdi ise joistik bunların yerini almış durumda. Bu kasların beyine hükmetmesiyle birlikte beyin de farklı çalışıyor. Şimdi bu farklı çalışan beyine, farklı dünyaya, farklı bakan jenerasyona yeni şeyler söylemek lazım. Biz de teknolojiyi kullanarak gidiyoruz aslında. Ama bu teknolojiyi kullanırken öyle özel şeyler yapmalıyız ki onları çeken, albenisi olan teknolojik oyuncakları kadar ilgilerini çekmemiz gerekiyor. Yani bugün de bilgisayarın başından kalkıp tiyatroya gideyim dedirtecek yeni şeyler yapmamız gerek. Şimdi bu yeni şeyleri yapıyoruz zaman zaman inanılmaz ışık teknolojileri kullanıyoruz. Fakat bu seferde eski jenerasyon diyor ki devler tiyatrosu niye böyle şeyler yapıyor. Ama niye; o çünkü büyük şeyler bekliyor devlet tiyatrosundan, hani şaşalı dekorlar, o büyülü kostümler filan. O biraz eski, tabi ondan da örnekler veriyoruz ama eğer genç nesle merhaba diyeceksek, genç nesle masal anlatacak zamanlar geçti, onlar masal çocukları değil. Onun içinde zaman zaman bir şeyler yapıyoruz gençler beğeniyor bu sefer de o genç yıllarını geride bırakmışlar ama diyor! İşte iki ortayı bulmaya çalışıyoruz.

Haldun Dormen, maddi imkânsızlıklar dolayısıyla tiyatrosunu kapatmak zorunda kaldı. Peki, sizce özel tiyatrolara yeterince destek verilmiyor mu?

Tiyatro pahalı bir iştir. Bakın devlet desteği birçok yerde konuşulur. Devletin desteği gerekir mi? Evet gerekir. Özel tiyatrolara da devlet destek veriyor. Her ülkenin koşulu farklıdır ki, Avrupa ülkelerinin çoğunda da tiyatrolara belediyeler destek verir. Yani kesinlikle desteksiz olmuyor. Haldun Dormen'in yaptığı şey tabi çok farklıydı. O büyük müzikaller yapıyordu ve bu da demek oluyor ki daha büyük maddi yatırımın, desteğin gerekli olduğuydu. Bu yüzden bu iş için kesinlikle destek gerekir ve desteksiz yürümez.

Son olarak buradan tiyatro severlere neler söylemek istersiniz?

Benim söylemek istediğim biz bu sene 10'uncu yılımızı kutluyoruz. Bütün yıl boyunca zaman zaman özel, ekstra programlar yapacağız. Tiyatro müziklerinden oluşan, bu güne kadar yazılmış tiyatro müziklerinden oluşmuş konserlerimiz olacak. Bir şenlik düşünüyoruz, başarabilirsek. Neden başarabilirsek? Her şeye sponsor olanlar nedense tiyatroya sponsor olmazlar. Uluslararası Türkçe oynayan bir tiyatro şenliği yapmak istiyoruz. Çeşitli ülkeleri Türkiye'ye davet etmek istiyoruz. Kırcaali'de falan Türkçe oyunlar oynanıyor. Tabi kendi oyunlarımız var peş peşe gelecek ve en önemlisi de bu sene büyük oyunu olarak sergilediğimiz 'Midas'ın Kulakları'nı da çocuk oyunu olarak başka bir yapı içerisinde aynı tekst olmak koşuluyla ama farklı, çocuğun algılayabileceği biçimde sahneleniyor, bu çok hoş bir şey. Yani biri büyüklere biri küçüklere masallar. Son olarak şunu söylemek istiyorum; bu şehrin 10 yıldır tiyatrosu var "...ve seyirci kalma seyirci ol!". Bu sloganın da tuttuğunu görüyorum, artık seyirci kalmayıp seyirci oluyorlar bu çok hoş.

GÖKHAN AKKURT/SELÇUK İLETİŞİM

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious