28 Şubat'ta Demirel’e mektup yazdı, hayatı karardı

  • Giriş : 26.02.2006 / 00:00:00

28 Şubat sürecinde üniversitelerde büyük mağduriyetler yaşanırken, öğretim üyeleri olağanüstü uygulamalarla karşılaştı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


28 Şubat sürecinde başörtüsü meselesinden ilahiyat fakültelerindeki sıkıntılara kadar bir dizi problemi aktarmak üzere dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e mektup yazan Eren’in adeta hayatı kararmış. Mektup YÖK’e iletilince üniversiteden atılmış, kamu görevinden ihraç edilmiş, DGM’de yargılanmış. Yurtdışındayken kırmızı bültenle arama emri bile çıkarılmış. DGM’de beraat ettikten sonra YÖK aleyhine Danıştay’da dava açmış; ama nafile. Danıştay Eren’i, ‘halkı din ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik’ suçlarından haksız bulmuş. Eren şimdi Danıştay kararının resmen tebliğini bekliyor.

O dönemde bir milletvekili sayesinde Demirel’le görüşmeyi başaran Eren diyaloğu ise şöyle aktarıyor: “Demirel, ‘YÖK’ün yaptı-ğı fevkalade yanlıştır. Onu sustur bunu sustur, böyle demokrasi olmaz. Ben başkanı ararım mesele biter’ dedi. Ancak değişen bir şey olmadı.”

İlahiyat doçenti Şadi Eren'in hikayesi, 1999'da başlıyor. Eren, imam hatip, Kur'an kursları, başörtüsü gibi kamuoyunda tartışılan konuların devlet ve milletin arasını açacak sorunlar ortaya çıkaracağı endişesiyle Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e kişiye özel bir mektup yazıyor. Mektubunda, 8 yıllık kesintisiz eğitimin Kur'an kursları üzerinde olumsuz etki yaptığını, imam hatip liselerinin yanlış uygulamalar yüzünden âtıl kaldığını, başörtüsü meselesinin devlet ve millet arasında önemli yaralar açtığını, ilahiyat fakültelerinin ise kontenjanlarının sürekli azaltılmasından duyulan rahatsızlığı dile getiriyor. Kişiye özel olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı'ndan YÖK'e iletilen mektup üzerine soruşturma geçiren Eren, "Cumhuriyet'in temel niteliklerine ve YÖK Kanunu'nun bazı maddelerine muhalif davranmak, bunu neşir yoluyla alenen yapmak, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı makamına, devlete ve devletin silahlı kuvvetlerine neşir yoluyla ağır hakarette bulunmak, tahkir ve tezyif etmek, halkın dinî duygularını istismar ederek vatandaşlar arasında kin ve husumet yaratmak, halkı laikliğe karşı kışkırtmak" suçuyla en ağır cezaya çarptırılarak kamu görevinden ihraç ediliyor. YÖK tarafından lüzum-u muhakeme kararı verilen Şadi Eren, DGM tarafından yargılanıyor. Eren, mahkemenin devam ettiği dönemde yurtdışında bir üniversitede öğretim üyeliği yaptığını kaydederek, "DGM'ye ifade vermem gerektiğini belirten bir tebliğ, yurtdışında iken eve gelmiş. Beni bulamadıkları için kırmızı bültenle arama emri çıkartmışlar. 2 ayda bir Türkiye'ye geliyordum; ama beni bulamamışlar. Havaalanında gözaltına alındım. Bir gün sonra ifadem alındı ve serbest bırakıldım. Erzincan'daki 3. Ordu'nun ‘aranıyor' ilanlarında bile fotoğrafımı görenler olmuş. Daha sonra DGM beraatime karar verdi." dedi. DGM'de beraat etmesine rağmen idari ve disiplin yönünden YÖK'ün verdiği karara Danıştay'da itiraz ettiğini söyleyen Eren, "Avukatım Danıştay'ın YÖK lehine karar verdiğini söyledi; ancak karar henüz bize ulaşmadı. İç hukuku tüketip sonrasına bakacağız." diye konuştu.

‘9. Cumhurbaşkanı sözünde durmadı, üniversiteden atıldım’

Erzincan İlahiyat Fakültesi eski Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şadi Eren, eski Cumhurbaşkanı Demirel’e yazdığı özel mektup sebebiyle hakkında soruşturma açılınca DYP Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle ile Köşk’e çıkmış. Eren, Demirel’le diyaloglarını şöyle aktarıyor: “Demirel’e gönderdiğim mektubu ve durumumu milletvekilimiz kısaca anlattı. Ben de mektubun fotokopisini bir kez daha verdim. ‘Elinize geçti veya geçmedi bilemiyorum; ama bu mektup genel sekreter vekiliniz aracılığıyla YÖK’e ulaştırılmış, YÖK de hakkımızda soruşturma başlattı’ dedim. Mektuba baktı. İnceledi. ‘YÖK’ün yaptığı fevkalade yanlıştır. Vatandaşın dilekçe verme hakkı vardır. Onu sustur bunu sustur, böyle demokrasi olmaz. Merak etmeyin, YÖK başkanını ararım mesele biter’ dedi. Ancak değişen bir şey olmadı, ihraç edildim.” Yaşadıklarından dolayı devlete kırgın olmadığını söyleyen Eren, sadece Demirel’in tavrına üzülmüş. “Demirel, ‘Mesele yargıya intikal etmiş, yargı gereğini yapacaktır’ diyebilirdi; ancak bize söz verip de işin bu noktaya gelmesi, cumhurbaşkanlığı makamına yakışmadı. Üstelik kendisine yazılan özel bir mektuptu. YÖK’ü ilgilendirmiyordu.” diyen Eren, yaşananları direkt devlete mal etmenin doğru olmadığını da söylüyor. 28 Şubat sürecinin etkisinin devam ettiğine dikkati çeken Eren, şöyle devam ediyor: “Bu süreçte Atatürkçülüğe sığınarak bunu kendilerine kalkan yaptılar. Hayalen düşman ürettiler. Başörtülüyü, dindarı, imam hatipliyi hep düşman gördüler. Kendi saltanatlarının devamı için bu tür konuları kullandılar. Bunlar köşe başlarını işgal etmiş halka zulüm yapıyor. Fikir mücadelem sürecek.”

Mektupta başörtüsü yasağına itiraz etti

Şadi Eren’i kamu görevinden ihraca kadar götüren mektupta son yıllarda Kur’an kurslarının, imam hatip liselerinin âtıl hale getirilmesi ve başörtülü öğrencilerin okullara alınmamasının halkta devlete ve orduya karşı bir güvensizlik meydana getirdiği ifade ediliyor. “Yüzde 90’ı Müslüman olan bu ülkede, halkımız devletini bunlarla uğraşır görmek istemiyor. Başörtüsü sadece Fazilet Partisi’nin meselesi olmayıp, bütün Müslümanların meselesidir. Bu partinin sistemle ters düşmesi, savunduğu başörtüsüne yasak getirilmesine vesile edilmemeli.” diyen Eren, Demirel’den bütün parti başkanlarına durumun nezaketini anlatmasını ve Meclis’ten müştereken çıkacak bir serbestlik kararına vesile olmasını istiyor. Sohbet ettiği ve konuştuğu bazı kimselerin yapılan uygulamalar yüzünden “Radikal Müslüman olacağım” şeklinde konuşmaya başladığına değinen Eren, bu kişilerin kendisine, “Göğsümü gere gere benim devletim, benim ordum” diyemediğini aktarıyor. 8 yıllık kesintisiz eğitimin Kur’an kurslarını fiilen bitirdiğini belirten Eren, şöyle devam ediyor: “Halkımız bu uygulamadan fevkalade rahatsız. Bu problem, 5+3 formülüyle çok rahat halledilebilir. Kur’an kursları, yeni bir yapılanmayla 5. yıldan sonra 3 yıllık eğitim verecek bir duruma getirilebilir. Son olarak ilahiyatlarla ilgili bir kanaatimi belirtmek istiyorum: YÖK, bu seneki uygulamasında bütün ilahiyatlardan ikinci eğitimi kaldırdı. 6 ilahiyat meslek yüksekokuluna ise hiç öğrenci almadı. Böylece ilahiyatların kontenjanı yarı yarıya azalmış oldu. Ben, 5 yıldır ilahiyat meslek yüksekokulunda görev yapan bir öğretim üyesi olarak 2 yıl eğitim veren bu okulların çok verimli olamadığını ifade edebilirim. Fakat 4 yıllık ilahiyatların kontenjanının azaltılmasını isabetli bir karar görmüyorum.”

Eren, mektubuna o günlerde fotokopi olarak elden ele dolaşan ‘Devlete mektup’ başlıklı ve ‘Vatandaş’ imzalı 3 sayfalık bir yazıyı da ek olarak koyduğunu anlatıyor. Devlet yetkililerinin dikkatlerini çekmek için böyle bir yazıyı gönderdiğini söyleyen Eren, bilim adamı olarak uyarma görevinin bulunduğunu vurguluyor. Eren, yazdığı mektupla devletin en üst mevkiindeki kişiye memlekette bir yangın olduğunu anlatmaya çalıştığını; ancak yangını çıkaran kişi olarak suçlandığını da sözlerine ekliyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious