'367 kararı'nın düşündürdükleri

'367 kararı'nın düşündürdükleri.91025
  • Giriş : 28.06.2007 / 23:50:00

Bu yıl, Türk siyasi tarihine herhalde "anayasa yılı" olarak geçecektir.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


2001 yılında Cumhurbaşkanı anayasa kitapçığını, dönemin Başbakanına fırlattığında ülke tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birisi patlak vermişti.

Böylece anayasa hukuku literatürüne yeni bir tanım eklenmiş ve anayasa "devlet adamları birbirine fırlattığında ekonomik kriz çıkaran kitapçık" olarak da anılmaya başlamıştı. Bugün de Anayasa'dan kaynaklanan bir siyasi krizi yaşıyoruz. Bu krizin odağında da hiç kuşkusuz cumhurbaşkanı seçiminin kilitlenmesine ve nihayet erken seçim kararı alınmasına neden olan "367 kararı" var. En ciddi siyasi krizlerden bile eğlenceli fıkralar üreten necip milletimizin evlatları ileride 2007 yılını "367 çektiği" için tarihin en uzun yılı bile ilan edebilir! Hatta 367 rakamından ve yarattığı krizin büyüklüğünden mülhem "Cumhuriyet'in en uzun yılı" adında kitap ve makaleler yazılabilir.

Anayasa Mahkemesi durumdan vazife çıkarıyor!

Bu tür müstakbel çalışmaların temel konusu, hiç kuşkusuz Anayasa Mahkemesi'nin "367 kararı"nın 27 Haziran 2007 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan gerekçesi olacaktır. Gerekçeyi usul ve esas bakımından değerlendirdiğimizde bu tarihî kararın tartışmalı olduğu görülecektir. Evvela, muhalif dört üyenin de belirttiği gibi, Anayasa Mahkemesi'nin cumhurbaşkanı seçimine ilişkin bu kararı denetlememesi gerekirdi. Mahkeme'nin ne tür yasama tasarruflarını denetleyebileceğini Anayasa ucu açık şekilde değil, sınırlı sayım yoluyla belirtmiştir. İçtüzük değişikliklerini Anayasa'ya uygunluk bakımından Mahkeme denetleyebilir; ancak cumhurbaşkanı seçiminde "eylemli" ya da "eylemsiz" bir İçtüzük değişikliği söz konusu değildir. Esasen İçtüzüğün 121. maddesi bu konuda Anayasa'nın 102. maddesine atıf yapmanın dışında başkaca bir prosedür öngörmemektedir. Bu nedenle Cumhurbaşkanı seçimi Anayasa'nın 102. maddesine göre yapılmıştır. Eğer illa bir değişiklik aranacaksa, 102.maddenin "eylemli" değişikliğinden bahsedilebilir. Bu değişiklik de zaten Anayasa Mahkemesi'nin esas bakımından denetim alanına girmemektedir. Diğer bir ihtimal de bu kararın Anayasa'ya ve İçtüzüğe aykırılığıdır. Bu aykırılık bir İçtüzük değişikliği olarak kabul edilip, Mahkeme'ce denetlenemez. Nitekim Mahkeme Başkanı Tülay Tuğcu, karşı oy yazısında, Anayasa'nın bu nitelikteki kararları yasama organının kendi içerisinde denetlemesini öngördüğünü, dolayısıyla "bu tür kararlara birtakım isimler-sıfatlar yakıştırmak suretiyle denetime tabi tutulması yoluna gidilemeyeceği"ni vurgulamıştır.

Anayasa Mahkemesi, adeta durumdan vazife çıkarmak suretiyle, denetim ve yetki alanını sürekli genişletme eğilimindedir. Mahkeme'ye göre "iptali istenilen bir yasama tasarrufunun Anayasal denetime bağlı tutulabilecek nitelikte olup olmadığı saptanırken sadece, onun bu tasarrufta bulunan organ tarafından nasıl nitelendirildiğine ve hangi ismin verildiğine veya bu işlemin nasıl bir yöntem izlenerek yapıldığına bakılması yeterli olmayıp, yapılış yöntemi ve adı ne olursa olsun hukuksal niteliği, etkisi ve doğurduğu sonuçlar da gözetilmelidir". Anayasa Mahkemesi, buradan hareketle, yasama organının içtüzük değişikliği olarak görmediği tasarruflarını "eylemli içtüzük" olarak görmek, bazen de normalde denetimi dışında olan olağanüstü kanun hükmünde kararnameleri de "olağanüstü" görmemek suretiyle denetleyebilmektedir. Bu durum, karşımıza yasamanın neredeyse tüm tasarruflarına yorum yoluyla müdahale eden son derece aktivist bir mahkeme çıkarmaktadır.

102. maddede toplantı yeter sayısı yoktur!

Anayasa Mahkemesi'nin, Anayasa tarafından kendisine verilmediği halde, cömertçe kullandığı diğer bir yetki de "yürürlüğün durdurulması"dır. Bu kararında da Mahkeme "kararın, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmi Gazete'de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN durdurulmasına" oybirliğiyle hükmetmiştir. Anayasa'ya göre "Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz" (madde 6). Anayasa'nın hangi maddesi Anayasa Mahkemesi'ne herhangi bir kararın ya da kanunun yürürlüğünü durdurma yetkisi veriyor? Anayasa'ya uygunluk denetimi yapan bir organın bizzat kendisinin Anayasa'ya aykırı davranması nasıl izah edilebilir?

Şimdi gelelim Anayasa Mahkemesi'nin gerekçesinin özüne. Mahkeme haklı olarak "bir kuralın yorumunda, onun lafzı kadar amacının da gözetilmesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır" diyor. Ve devam ediyor: "102. maddedeki düzenlemeyle, cumhurbaşkanı seçiminde Meclis'te olabildiğince nitelikli bir uzlaşma sağlanmasının amaçlandığı açıktır... Cumhurbaşkanının seçimi sürecinde ilk iki oylamada uzlaşmanın sağlanması, 102. maddenin birinci fıkrasındaki "Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu... ile seçilir" kuralının toplantı yeter sayısını da kapsamasıyla olanaklıdır." Mahkeme, bu yaklaşımıyla madalyonun bir yüzüne bakıyor. Doğru, 102. maddeyi kaleme alanlar, cumhurbaşkanının, tıpkı Meclis başkanı gibi, nitelikli çoğunlukla seçilmesini amaçlamışlardır.

Ancak bu 102. maddenin tek amacı değildir. Madalyonun diğer yüzünde 102. maddenin gerekçesinden de anlaşılacağı üzere cumhurbaşkanı seçimlerinin "müzminleşmesi"nin önlenmesi amacı vardır. Cumhurbaşkanını seçmek için uzlaşma ön şart değildir. Kısacası Anayasa'nın 102. maddesi şu şekilde yorumlandığında lafzi ve amaçsal yorum tekniğine uygun davranılmış olacaktır: Cumhurbaşkanı, mümkünse ilk iki turda üçte iki çoğunlukla, değilse daha sonraki iki turda salt çoğunlukla seçilmelidir. Burada seçilmeden kastın "karar yeter sayısı" olduğu açıktır. 102. maddenin ne lafzından ne de amacından onun karar yeter sayısı dışında ayrıca toplantı yeter sayısına yer verdiği sonucunu çıkarmak mümkün değildir. Orman köylüsünün korunmasına kadar hemen her konuyu ayrıntılı şekilde düzenleyen Anayasa koyucunun 102. maddeye "Meclis üye tam sayısının üçte ikisiyle toplanır" şeklinde açık bir ifade koymayı "unuttuğu"nu ima etmek ne lafzi ne de amaçsal yorumla bağdaştırılabilir.

Mahkeme, kuralın amacını yorumlarken kuralın oluşturulması sürecine katılanların "biz Anayasa'da 96. maddedekinin dışında bir toplantı yeter sayısı öngörmedik" sözlerini ve daha önceki üç cumhurbaşkanı seçiminde de ayrı bir toplantı yeter sayısı aranmadığını dikkate alması gerekirdi. Kaldı ki, Mahkeme'nin "uzlaşma" anlayışı da problemlidir. Üçte ikinin sağlanması tek başına uzlaşmanın gerçekleştiği anlamına gelmez. Meclis'te 367 milletvekiline sahip tek bir parti cumhurbaşkanını muhalefete rağmen seçtiğinde uzlaşma sağlanmış mı olacak? 184 milletvekiline sahip parti ya da partilerin cumhurbaşkanı seçimini, dolayısıyla siyasi sistemi kilitlemesi uzlaşma gerekçesiyle savunulabilir mi?

Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli "367 kararı" onun aktivizminin son örneklerinden biridir. Demokrasisi pekişmemiş ülkelerde aktivist/müdahaleci bir anayasa yargısının siyasetin yargısallaşmasına ve sonuçta "demokrasi açığı"nın genişlemesine yol açtığı bilinmektedir. Bu karardan sonra "jüristokratik Cumhuriyet"i "demokratik Cumhuriyet"e dönüştürecek yeni bir anayasaya duyulan ihtiyaç iyice belirgin hale gelmiştir.

ANAYASA HUKUKÇUSU
PROF. DR. ZÜHTÜ ARSLAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious