70 milyonu taşıyan 'Tramvay'

  • Giriş : 29.07.2006 / 00:00:00

Fırat Tanış, dün gösterime giren “Tramvay”la bir kez daha beyazperdede yerini aldı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yetmiş milyonluk Türkiye nüfusunu bir tramvaya sığdıran “Tramvay” dün gösterime girdi. İzzeddin Çalışlar’ın ödüllü hikâyesinden senaryolaştırılan filmin yönetmeni Olgun Arun. “Tramvay”, toplumu kuşatan hatta içten içe kemiren sevgisizlik, güvensizlik ve yabancılaşmayı, bir psikopat tarafından rehin alınan bir tramvay dolusu insanın hikâyesiyle anlatıyor. Filmin başrolünde, Altın Portakal’lı oyuncu Fırat Tanış var. Tanış, yolcuları rehin alan Hamit karakterini büyük bir ustalıkla canlandırıyor. Babasının sert muamelesiyle yetiştiği anlaşılan ve son olarak da babasından dayak yiyen Hamit, bindiği tramvaydaki yolcular için bir kâbus oluyor. Bütün nefretini yolculara kusup nefret sebebi olurken bir yandan ağzından öyle doğru tespitler çıkıyor ki saygı duyası geliyor insanın. Ve bazen öyle gösteriyor ki sevgisizliği, kendisine yönelmiş tüm bakışları ıslatıyor. Hamit’i ve “Tramvay”ı Fırat Tanış’la konuştuk.

Sizin için Tramvay’ı cazip kılan neydi? Bu proje içinde yer almak istemenizde ne etkili olu?

Asıl bana heyecan veren, hikayenin kendinden çok, Olgun’un film için yaptığı ön hazırlık oldu. Çekim senaryosunu göstermek zordur oyuncuya; ama o gösterdi.

Bunun oyuncuya nasıl bir katkısı oluyor?

Yönetmen genelde kafasındakileri sır gibi saklar ve oyuncu da yönetmenin kafasından geçenlerle genelde sette karşılaşır. Sinema, tiyatro sahnesi gibi değil. Tiyatroda seyirci sizi nereden izlerse izlesin tek ölçekten görür. Sinemada ise kamera gözünüzün içine girdiği zaman başka, iki yüz metre ötede olduğu zaman bambaşka şey çıkar ortaya. Oyuncunun da bunu bilerek oynaması daha iyi. Olgun, böyle bir hazırlıkla gelmişti.

Canlandırdığınız karakter insanı hem kızdırıyor, hem üzüyor. Hatta kendini sevdirdiğini bile söylemek mümkün.

Hamit, birikmiş bir sevgisizliğin dile gelmiş hali. Çok sağlıklı yollarla ortaya çıkmıyor gerçi, patolojik bir yolla kendini belli ediyor. Bence bunun için önemli. “Tramvay” gibi hikayeler aslında çok uzak hikayeler değil. Dünya sinema tarihinde çok işlenmiş sevgisizlik gibi klasik bir konu aslında. Yani sorunun bireyde başladığı ve çözümün de bireyde başladığı üzerine. Mesela ilk aklıma gelen “Subway”, “Otomatik Portakal”. Bunların ortak yanı, insanların, herhangi bir kahramanlık vasfına sahip olmayan, anti-kahraman tipler oluşu.

Çalışmalar üç hafta tramvay gibi kapalı ve küçük bir mekânda yapıldı. Bunun, sizin oyunculuğunuz üzerinde bir etkisini hissettiniz mi?

Oyunculuk tarzımla ilgili yeni bir şey denemek, minimal oynamak gibi şeylerden bahsediyorsanız, öyle bir şey yapmadım. Ama genel anlamda İstiklal Caddesi gibi, ‘Ortadoğu ve Balkanlar’ın en piyasa caddesi’nde çekim yapmanın zorlukları oldu; “Beni de çek” diyenler, tramvayın önüne atlayan travestiler…

Şiddet mağduru ve şiddet uygulayan karakteri canlandıran kişi olarak, filmin, şiddeti özendirdiği iddialarına ne diyorsunuz?

Bir sinema filmi izleyip de ‘şiddeti özendiriyorsunuz’ diye sonuç çıkaran bir mantığı anlayamam. Zaten +13 kategorisinde. Bu, düşünülmemiş, üzerinde kafa yorulmamış bir fikir.

Bir yandan dizilerde oynuyorsunuz ve hatta sizi sadece ekrandan tanıyan bir kitle de var. Bu sizi ne kadar rahatsız ediyor?

“Sır Çocukları” Bursa’da festivale gitmişti, salon dolmuş. Biri heyecanla çıkıp “Neden böyle bir film Bursa’ya daha önce gelmedi?” diye atıldı. Çok özür dileyip saygıyla gişe rakamlarını gösterdik; film Bursa’ya gitmiş; fakat 27 kişi izlemiş. Çünkü televizyon bedava, hatta beleş! Beni şu rahatsız ediyor: Yüz eskitmenin ne demek olduğunu yavaş yavaş çakmaya başladım. Hızla, çok sayıda, beleş tüketilen bir ortamda göründüğünüz zaman, insanlar sizinle ilgili birtakım yargılar geliştiriyorlar. Rolünüzü ne kadar iyi yapıp yapmadığından kişiliğinize kadar, “Role çok benziyor musunuz?” gibi kitlesel zekâya yakışmayacak sorularla karşılaşıyoruz. Bu konuda çok canı yanan bir arkadaş var; eski mahalle arkadaşlarından dayak yedi. Dizideki rolü yüzünden arkadaşları dalıyorlar buna. Bana da oluyor, yolda adam ‘hayvanat’ diye bağırıyor yanındaki kadına hava atmak için! Tabii bu zihniyetin çocuk sahibi oluşu, oy kullanıyor oluşu korkunç! Bazen demokrasiye inanmayasım geliyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious