Anasayfa
Şikayetim Var
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK İZLENENLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Muaz-KALAYCI
Muaz KALAYCI
Facebook'taki 'Burası Türkiye'ciler
26 Kasım 2008 Çarşamba

Can sıkıcı bir tabloyla yüzleştiğimizde neden hep; “burası Türkiye” diyoruz? Bizi rahatsız eden Türkiye fotoğrafındaki eksik ya da yanlışlarımız ne ki ülkemizi yadırgıyor ve ülkemizden utanıyoruz?

 

Sorunun cevabını “burası Türkiye” diyenlerden almak nerdeyse imkânsız. Yanıt biraz araştırınca, e biraz da düşününce ortaya çıkıyor.

 

Dünyanın en büyük sosyal ağ sitelerinden birisine tıkladım. Facebook'a. Uzunca bir zaman fotoğraflar arasında dolaştım. Belki de bin tane fotoğrafa baktım. Fotoğraflar arasında “burası Türkiye”yi yaratan bir kısım insancıkla karşılaştım. Güzelliği vasatın altında kızların fotoğraflarının altına bile “çok güzelsin, süpersin, müthişsin” gibi şeyler yazmışlardı. Ucuz asılma teknikleri ile önüne gelen kıza sulanan gençlerin düştükleri durum “burası Türkiye”nin en net cevabıydı. Uçkur düşkünü bir jenerasyon yarını kirletiyor ve “burası Türkiye”nin mimarı oluyor. Halk arasında da bunlara “abazan” deniliyor.

 

Bu bir araştırmaydı. Düşününce de aklıma trajikomik bir sahne geliyor. “Arkadaşlık teklifini” reddeden liseli kızın hayatını zindana çeviren delikanlıdan bozma serseri tayfasının uygulaması içler acısı. Komik tarafı ise teklifini kabul etmeyen kıza sırılsıklam âşık olan ve “korkutarak” teklifini kabul ettirmeye çalışan maçonun izahı yapılamaz komik durumu. Tecavüz haberleri her geçen gün artıyor. “Burası Türkiye”yi yaratanlara polis yetersiz kalıyor.

 

Evet, polis yetersiz kalıyor. Polisin uygulamalarından kaç kişi memnun? Polisle olan münasebetlerinde kaç kişinin “Burası Türkiye”lik bir acı anısı kalmadı ki? Uzağa gitmeye gerek yok, örnek yakında, hemen burada. Şikâyetçi olduğum zanlıyı yakalayıp sorgulayamayacak kadar yavaş işleyen bir sisteme, zanlının TC kimlik numarasından, doğduğu mahalleye kadar tüm bilgilerini kendim bulup verdim. Bunları ivedilikle sağladığım halde yakalama girişiminde bulunmayan bu işleyişin sorumluları “burası Türkiye”nin imar sahipleridir. Bizler de imar zedeleri. Çünkü suçlunun cezasını polis yakalayıp mahkemeye teslim etmeyince başkaları vermek zorunda kalıyor.

 

İşte size bir “burası Türkiye” fotoğrafı daha. Bir magazin programı “yüzyılın olayını yürek hoplatan” görüntülerle haber yapıyor. Görüntülerde, şarkıcı Bengü'nün “akıl almaz frikiği” var. Görüntü bir ileri, bir geri oynatılıyor. Bir gün sonra video paylaşım merkezlerinde bu görüntü günün en çok izlenen videosu, haber sitelerinde günün en çok okunan haberi, televizyon kanallarında reyting dinamosu haline geliyor. Ve bu görüntüyü “zor şartlarda” çeken kameraman, yayınlayan program ve bunu defalarca izleyen seyirci “burası Türkiye”nin ameleleri oluyor.

 

Ali Müfit Gürtuna'nın çalışma ofisinde gerçekleşen ve Mynet Haber'den Özlem Ulueren, Haber X'ten Cemil Barlas ve Nethaber'den Nevzat Basım'ın katıldığı bir sohbette “burası Türkiye”yi yaratan bir başka unsurdan bahsettim. Okuru ve reklam vereni kandırmak için akla gelmedik dalaverelere başvuran medya sahiplerinin ağlanacak hallerine neden güldüklerini anlattım. Hükümetleri deviren bir sistemin bile “burası Türkiye”lik pozisyona düşmesi bir hayal kırıklığı. Reyting uğruna Çin'den, Suudi Arabistan'dan medet uman bir duruş, iyi bir duruş değil!

 

Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık, direkt ileri tükürsen suratına çarpacak adam yok. “Burası Türkiye”yi oluşturan faktörleri bu sütunlarda sıralayacak olursam sıkılırsınız. 10 ciltlik bir seride ancak anlatılır.

 

Her insan bir fıtrat üzerine yaratılmıştır ancak fıtratlar zaman geçtikçe revizyona uğramış, deforme olmuştur. Bu deformasyonu durdurmak için çağdaş bir fenomenin içerisine kendimizi atmamız lazım. Zira ahlaksızlığı ahlaktan sayanlar çevremizi sarmalamış durumda. Türkiye'yi “burası Türkiye” mülahazasından kurtarmak için geriye değil, daima ileriye bakmalısınız!

 

***

Bu sefer de sizlerle paylaşmazsam kendi kendimi yerim. Bu sebeple bu yazdıklarımı “okurla dertleşme” addederseniz bundan memnuniyet duyarım.

 

Artık herkesin malumudur, internet medyaları geçimlerini reklamlardan sağlarlar. Ancak bu geçim sandığınızdan zor oluyor. Reklam pastası birkaç reklam ajansının elinde ve bu ajansların istediği kişiliğe bürünmezseniz reklam almanız kolay olmuyor.

 

Örneğin sahtekârlık yapmalısınız. 100 bin olan ziyaretçi sayınızı 500 bin gösteren sisteme geçmeli, bunu da kimseye çaktırmamalısınız. Yoksa size reklam da yok para da. 1000 YTL'ye reklam verdiği yerden de, 10.000 YTL'ye reklam verdiği yerden de aynı etkiyi alan reklam verenler, ajansların ve site sahiplerinin oyununa gelip paralarını kaptırıyorlar.

 

Ha biz reklam alamıyor muyuz? Pekâlâ alıyoruz ve bu konuda reklam verenlerin de desteklerini bekliyoruz. Tüm özel bilgileriyle sitemize kaydolan üye sayısı 350 bini geçti. Bu, Türk internet siteleri arasında ulaşılması çok güç bir rakam. Ama yine de bu sayı 40-50 bin üyesi olup da ziyaretçi sayısı bizden az olan sitelere reklam veren patronlara yeterli olmuyor. Kandırmak şart!

 

Ama biz çalışmaya, dürüst iş yapılacağı günleri ufukta aramaya devam edeceğiz. Bu hafta Zeki Alasya ile yaptığım röportaj yayınlanacak. Son olarak Ali Müfit Gürtuna ile yapmıştım, okudunuz. Daha sonra da Rafet El Roman, Dursun Ali Erzincanlı ve Aykut Kuşkaya röportajlarını okuyacaksınız. Yeni köşe yazarları da ellerinde kalemleri yolda.

 

Esen kalın efendim.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÜYE GİRİŞİ
RÖPORTAJ
YAZARLAR
VİDEO HABER
ANKET
Yerel seçimlerde hangi partiyi destekleyeceksiniz?
Adalet Ve Kalkınma Partisi
Anavatan Partisi
Büyük Birlik Partisi
Cumhuriyet Halk Partisi
Demokrat Parti
Demokratik Sol Parti
Demokratik Toplum Partisi
Milliyetçi Hareket Partisi
Saadet Partisi
Diğer
HABER BÜLTENİ