Sabahın tadına varmak mı istiyorsun sevgili okur? O halde Bakkal Amca kepenkleri açmadan gözünü açacaksın.
Bir sağa bir sola, sonra bir daha sağa doğru genleşip, parmaklarını birbirine geçirdikten sonra kollarını iyice kaldırıp, eklemlerinden gelen “çıtırt” sesini duyduktan sonra sağ taraftan kalkacaksın. Sonra, “Bugün de ayakların yere bastığı için, gecenin ardından sabahı getiren Allah’a şükredeceksin”.
Gecenin ayazını içen suyu, bir tokat gibi yüzüne çarpacak, uykuyu büsbütün def edeceksin. Pencereyi açıp şöyle doya doya bir nefes alacaksın. Ayaz iliklerine vuracak ve illa ki bir çiçeğin olacak odanın bir köşesinde. Kuş Konmaz ya da Parlak Osman… Fark etmez; ama mutlaka bir çiçeğin olacak odanın bir köşesinde. Varıp sessizce “hayırlı sabahlar” deyip; pencere kenarına, güneşe karşı bırakacaksın.
Perdeyi açar açmaz bir serçe havalanacak pencerenin önünden. Yüreğin de serçeyle beraber havalanacak “pırr” diye.
Bırak önce haber dinlemeyi. Önce Samime Sanay’dan bir şarkı bulacaksın:
“Bir sabah gelirsem çiçek elimde
Gözlerimde aşkın, adın dilimde
Gözlerimde gözyaşı adın dilimde
Seviyorum, seviyorum her zaman seni”
Ud, keman, kanun yüreğine vururken, sen de mırıldanarak koşup mutfaktan ya ekmek poşetini ya da sofrayı kapacaksın. Sonra lavabonun aynasında çocuğunla göz göze gelip, ona doğru başını sallayarak mırıldanmayı bırakıp basbayağı söyleyeceksin şarkıyı…
Öyle söylemelisin ki; onu daha sabahın ilk saatinde güldürmeli ve varıp yanağına kocaman bir buse kondurmalısın. En az buse kadar kocaman bir gülücük alacaksın karşılığında. Sonra o önde sen arkada sofraya koşacaksın. Bu arada şarkı değişecek.
“Gel sevgili otur yanıma
Bir nefesle bahar getir canıma
Ne yaprak isterim ne gül isterim
Gel ömrüm avunsun bu hatırayla
Gündüz güneşle gel; gel gece ayla”
Sofrada onca güzel nimetin arasında bir divan güzeli gibi duran ince belli bardağa sarılacaksın. Şıngır şıngır da şıngır şıngır. Ardından da sıcak ekmekte, yeni gelin gibi eriyen tereyağını, peynirle süsleyeceksin. Ne çayı döktüğü için çocuklarına, ne suyu unuttuğu için hanımına ne de o güzelim mayhoş vişne reçeline ekmek düşürdüğü için annene kızacaksın. Bırak dökülsün, bırak unutulmuş olsun. Yaşıyorsun ya! Karnın doyuyor ya! Bir ailen var ya! Yetmez mi?
“Allahaısmarladık” deyip sağ adımınla kapıdan çıkacaksın. Karşından mutlaka bir komşu gelecektir. Samimi olduğun, olmak istemediğin ya da olamadığın. Fark etmez. Kibrin altına bir çelme takıp, sabah kadar tertemiz bir selâm vereceksin komşuna. Selâmını aldıysa komşun, günün ilk duasını da aldın demektir sevgili okur. Daha ne istiyorsun Bağdat’a sultan olmak mı hayalin!
Bence bunu istemezsin sevgili okur! Zira orada vişne reçeline düşen ekmekten daha büyük sorunlar var!
Haydi günün hayırlı ola!