Hiyerarşik ve otoriter toplumcu bakış kendinden küçük, zayıf, güçsüz olanı ezmeyi mubah sayar. Bunu benimseyen nefsinin köpeği insanlar da her durumdan yararlanmayı, ceza almamayı bir akıl olarak yorumlar. Güç diye görür. Buna yardakçılık eden anlayış; bizim sapığımız iyidir, bizim iftiracımız deşifre edilmemeli, bizim hırsızımız korunmalı şeklinde hayata geçer. Yetkisini ve makamını kullanarak ezen, soyan, tüm haklara tecavüz eden ne çok insan tanıdınız değil mi?
Evde oturan da tanıdı, sokakta gezen de! Kurtulmak mümkün değil bu yapışkan, egoist insanlardan. Utanma ve arlanma duyguları yoktur. Gözünüzün içine bakarak her türlü yalanı söylerler. Sizi telefonda tehdit ederler. Sindirmeye çalışırlar. “Sen bir hiçsin bana inanırlar” diyerek her türlü ahlaksızlığa teşnedirler.
Ülkemizde ahlaksızlık genelde belden aşağı konularda geçerli sayılır. Eğer bir liste yapılsaydı, cinsellik ahlaksızlık sıralamasında çok altlarda yer alırdı. Çocuk istismarı, kadına dönük şiddet, kendinden daha düşük gelir seviyesindekini tehdit gibi şiddetin bin bir yüzü ahlaksızlığın altın harflerle yazılan durumudur. Kendinden olana taviz verme de, görmezlikten gelme de şiddet türüdür.
Kasklı operacı tecavüz sanığı da babasının iktidarına sığınarak küçük kızlara saldırmıştı. Hep korunarak var olmuş ve canı isteği kadar tecavüz edebilmişti.
Zihnen tecavüze uğrayan bizim gibi entelektüeller de var. Buna destek verenler de faşist zihniyetin evlatlarıdır. Onlar tek doğru benim hezeyanları içinde olup saldırganlıklarını gizlemezler. Ancak küfürbazlıklarını, çirkin saldırılarını “aykırı” yorganı altına saklarlar. Oysa bal gibi adi bir küfürbaz, kıskanç ve ego manyaktırlar. Korundukça azarlar. Bozuk olan ayarları hepten raydan çıkar.
Toplumsal ruh sağlığımız için bunları yeniden düşünmeliyiz. Kaba bir tarafgirlik yerine insani değerleri koymalıyız. Haşin ve kaba saba tavırlar, sözler yerine unutulan nezaketi teşvik etmeliyiz. İkiyüzlülük yerine şeffaf olanları toplumda öne çıkarmalıyız. Yoksa çocuklarımıza “rol model” haberlerden çıkacaksa geleceğimizi kara bulutlar sardı demektir.
Herkes yapılan haksızlığın cezalandırılmasını ister. Buna izin vermezsek daha sonra bizim başımıza gelecekten de kendimiz sorumlu oluruz. Bunun sayısız örneği vardır.
Hüseyin Üzmez, kamu vicdanında derin bir yara açmıştır. Bu konudaki tüm sorumlular cezalandırılmalıdır. Adaletin olmadığı yerde millet olmaz. İnsanlık olmaz. Gelecek olmaz.
Mevlana kendi yüzüne bak der:
“Acaba ben kendi yüzümü nasıl görebilirim? Acaba benim nasıl bir rengim var? Ben lekesiz yüzlü, ak yüzlü biri miyim? Yoksa kirli, günahkar yüzlü bir kişi miyim? Bu hali nasıl görebilirim? Böylece ben, iç yüzümü, can suretimi görmek için çırpınıp duruyordum, araştırmalar yapıyordum. Fakat siretim, iç yüzüm kimseden görünmüyordu, hiçbir şey beni bana göstermiyordu. Kendi kendime dedim ki, ayna neden icad edilmiştir, ne işe yarar? Herkes aynaya bakarak kendisinin kim olduğunu, nasıl olduğunu görsün, bilsin diye bulunmuş mudur? Fakat bildiğimiz aynalar, insanların dış yüzlerini, suretlerini göstermek için yapılmıştır. Can yüzümüzün aynası nasıldır, nerededir? Can aynası çok pahalı, çok değerlidir. Can aynası, ancak sevgilinin yüzüdür. Bizim iç yüzümüzü, can yüzümüzü gösteren sevgilinin yüzü bu diyarda yoktur. O, mana diyarındadır.”
(Divan-ı Kebir, c.I, nr.441)
“Dün şeyh eline bir fener almış. Şeytanlardan, canavarlardan bıktım, usandım; ben gerçek insan istiyorum, gerçek insan istiyorum.”