Anasayfa
Şikayetim Var
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK İZLENENLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Burhan-YEMIS
Burhan YEMİŞ
Mukadderat
06 Ağustos 2008 Çarşamba

Kafiyeli, ölçülü ama içi bomboş bir şiir gibiyiz… Her zaman her şeyden dert yanmak günlerimizin kafiyesi oldu. Güne nasıl başlarsak başlayalım, ne yaşarsak yaşayalım şikâyetlerimiz değişmiyor. Yıldızlar kayıyor birer birer ama biz hep aynı dilekleri tutuyoruz. Tutuyoruz tutmasına da dileklerimiz, dilek olmaktan öteye geçmiyor. Hiçbirimiz düşünmek bile istemiyoruz bir gün, hiç beklemediğimiz bir anda, göğün silkeleneceğini ve yıldızların tıpkı dalından kopan meyveler gibi tapır tapır döküleceğini…

Ah! Hep aynı kafiye ile son buluyor günlerimiz: her sözümüz kahır, her cümlemiz bir ağıt… “Mukadderat” diye fısıldıyor kalbimizden bir ses ama biz, ağıtlarımızdan ve kahırlarımızdan duyamıyoruz bu fısıltıyı… Geri adım atmayı yakıştıramıyoruz kendimize. “Gel! Ne olursan ol; gene gel” diyemiyoruz bir türlü kendimize. Dilimiz varsa da kalbimiz varmıyor bir türlü “tövbe” demeye. Geri dönmemek adına, tüm gemilerimizi yakarak giriyoruz yoksulluğun dehlizlerine… Sonrası beklemek… Gözlerimiz ufukta bir gemi bekliyor, kurtulmak adına. Adını bilmediğimiz, tayfasını tanımadığımız bir gemi… Beklemektir bizim günlerimizin kafiyesi.

Eskiyi özlüyoruz ve takılıp kalıyoruz naftalin kokusuna. Hangi sandığa baksak bulamıyoruz o mukadder yazgıyı. “Yaşlandık” diyoruz ve hapsediyoruz maziyi kara benizli ekmeklerin lezzetine. Oysa hayat devam ediyor inadına. Oysa “yaşlanmak” değil bizim yaşadığımız. Biz eskiyoruz. Düpedüz eskiyoruz işte. Tıpkı evimizdeki koltuk gibi, elbiselerimiz gibi eskiyoruz, eskittiklerimizi görmeden. Eskimek ve eskitmektir bizim günlerimizin kafiyesi.

Aynalar göstermiyor içimizden geçenleri; biz ise saatlerce kendimizi soruyoruz aynalara. Nerde bir su birikintisi görsek saçımızı sakalımızı düzeltiyoruz da bir türlü “niyet” edip uzanmıyor ellerimiz suya. Üzerimizdeki etiketlere hayran oluyoruz ve hayranlığımızdan göremiyoruz içimize düşen kurdu. İçten içe çürüyoruz ve aynalar göstermiyor içimizden geçenleri. Günden güne kayboluyoruz alnımıza düşen çizgilerin arasında. Her soluğumuzda kalbimizdeki boşlukla dolduruyoruz hayatı. Ellerimize bakıyoruz, saçlarımıza bakıyoruz, yüzlerimize bakıyoruz; ama dönüp bakmıyoruz kalbimize… Biz inceldikçe hayat ağırlaşıyor. Anlamıyoruz bu ağırlığı ve soruyoruz. Niçin? Nasıl? Ne zaman? Nerede? Kim? Hangimiz? Ben mi? Sen mi? (…) Noktaya değil, virgüle değil soru işaretlerine mahkûmuz biz. Bildiğimiz tüm kelimeleri sorulara hapsettiğimiz için verecek bir tek cevabımız bile yok oysa… Sormaktır bizim günlerimizin kafiyesi.

Bir de şaşkınlığımız var. Kaç defa şahit olmuş olursak olalım şaşırıyoruz her şeye: Nobel ödüllerine, müzakerelere, enflasyona, soykırım iddialarına, eylemlere; yoldan çıkan gençliğe, ahlâksız ebeveynlere; mumu sönen yalancılara, rüşvete, zinaya; şiirlere, şarkılara, tebessümlere… Şaşkınlıktır bizim günlerimizin kafiyesi.

“Bak! Kulakları bana benziyor” deyip içimize oturan hüzün ve korkuyla “Aman bahtı bana benzemesin” dediğimiz bebeklerden bekliyoruz her şeyi. Ama ne olursa olsun yaşıyoruz işte! Eskiyerek, eskiterek, sorarak ve şaşırarak…

“Telgrafın tellerini kurşunlamalı
Öyle değildi bu türkü bilirim” (E.Bayazıt)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÜYE GİRİŞİ
RÖPORTAJ
YAZARLAR
VİDEO HABER
ANKET
Yerel seçimlerde hangi partiyi destekleyeceksiniz?
Adalet Ve Kalkınma Partisi
Anavatan Partisi
Büyük Birlik Partisi
Cumhuriyet Halk Partisi
Demokrat Parti
Demokratik Sol Parti
Demokratik Toplum Partisi
Milliyetçi Hareket Partisi
Saadet Partisi
Diğer
HABER BÜLTENİ