Anasayfa
Şikayetim Var
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK İZLENENLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
NEVVAL-SEVINDI-ILE-KADINLAR-VE-POLITIKA
11 Temmuz 2007 / 01:00
NEVVAL SEVİNDİ İLE KADINLAR VE POLİTİKA
Nevval Sevindi, Genel Yayın Yönetmeni Muaz Kalaycı’yı misafir etti.
Kalaycı’nın sorularına yanıt veren Sevindi, basın ile siyaset arasındaki ilişkiyi yorumladı, kadınların siyasî arenadaki zayıflıklarından ise erkekleri sorumlu tuttu.

Nevval Sevindi, DP lideri Mehmet Ağar’ın güven veren takibi, sözleri ve kendisini olduğu gibi kabul etmesini DP’den siyaseti giriş nedeni olarak göstererek, DP yöneticileriyle ülkenin daha demokratik bir yapıya kavuşmasında görüş birliği içinde olduklarını anlattı.

İşte Yayın Yönetmenimiz Muaz Kalaycı’nın soruları ve Nevval Sevindi’nin sorulara verdiği cevaplar…

—"Ülkemizde siyaset insanların yaşamını belirliyor ya da belirlemeye çalışıyor” diyebilir miyiz? Yoksa siyaset, insanların yaşama biçimleriyle mi biçimleniyor?

Tüm dünyada siyaset insanların yaşamını belirler. Almanya’da sosyal devlet çöktü ve sigorta primleri, işsizlik parasıyla ilgili yasalar değişti. Bundan herkes etkilendi. Siyaset toplumsal değişimleri etkiler, dolayısıyla insanın yaşamını belirler. Yaşama biçimleri siyaseti belirler de doğrudur. Nasıl yaşıyorsan ve düşünüyorsan öyle yönetilirsin. Çünkü ülke bir bütündür ve onun bir parçası olan insan, sektörler ya da siyaset temel veriler dışında biçimlenemez. İnsanlar hoşgörüsüz ise ani demokratik tavır artar, insanlar parlamenter sisteme güvenmiyorsa siyasete girmek istemez.

— Bir gazeteci olarak basın ile siyaset arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız?

Amerika Birleşik Devletleri‘n de Columbia Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nin önünde heykeli bulunana eski başkanlardan Thomas Jefferson’ın şu sözü yazılıdır: “Basınsız bir hükümetle, hükümetsiz bir basın arasında bir tercih yapmak zorunda kalsaydım, herhalde bu ikinci şekli tercih ederdim.” Jefferson, medyanın gelecekte kazanacağı gücü 1800’lerden görmüştü. Özellikle 20. yüzyıl siyasetle medyanın iç içe geçtiği bir yüzyıl olarak tarihe yazıldı. Medya 20. yüzyılın en önemli siyasal güçlerinden biri oldu sonunda işlev olarak. Dördüncü güç diye anılmakta artık.

— İçinde yaşadığımız çağ, sürekli kendini yenilemeyi gerektiriyor. Türkiye’de siyasetin kendini yenilediğini düşünüyor musunuz?

Medya ve siyaset ilişkisinde dünyanın en ilginç ülkelerinden biri Türkiye’dir. Türkiye iletişim ve enformasyon sistemlerinde dev bir atılım yaptı 80’lerin sonunda. En yeni iletişim teknolojisine sahip oldu. En önemli diğer gelişme 85 yılı sonrasında serbest kalan radyo televizyonlar sayesinde medya patlaması yaşandı. “Radyomu isterim” kampanyasına zamanın ana muhalefet lideri Çiller sahip çıktı. “Biz iktidara gelince radyolar serbest olacak” diyerek beyaz kurdeleler takıldı herkese.

Araştırmalara göre, Türkiye’de günlük olarak, ulusal ve yerel çapta 300’ün üstünde gazete yayınlanmaktaydı. Ulusal ve yerel çapta 1000’ne yakın radyo ve 100’e yakın televizyon yayındaydı o dönem.

KANAL 7, REFAH PARTİSİ’NİN FİNANSMANI YÜRÜTÜLEN BİR TELEVİZYON KANALIYDI

Medya, Berlusconi, Murdoch ve Maxwell gibi uluslararası medya imparatorlarının yatırım yapmak isteyeceği cazip bir pazar idi, bugün Türkiye’deler. Tekellerin egemenliği genelde yerel olanı bastırmaktadır. Herkesin canı istediği gibi yayın yaptığı bir ortam vardı. Bu nedenle RTÜK oluşturuldu. Çeşitli cezalar ve uygulamalar söz konusu. Burada iki konu önemli: Birincisi bölgede hiç bir İslam ülkesinde Türkiye’de olduğu gibi bir medya özgürlüğü yaşanmıyor. İkincisi, Türkiye’ye özgü olan medyanın politizasyonu. Kanal 7, Refah Partisi’nin ve yerel yönetimin işbirliğiyle finansmanı yürütülen bir televizyon kanalıydı o dönem. Kendi iktidarı ve ideolojisi doğrultusunda yönettiği bu televizyon Türkiye’de kamuoyunun siyasi bölünmesine de örnekti. Kanal E, Liberal Parti tarafından finanse ediliyordu. BTV ise Doğru Yol Partisi liderinin kanalı olarak biliniyordu. Şimdi hiç biri yok. Onun yerine iktidara yakınlığıyla bilinen gazeteler ya da tam tersi durumda olanlar var.

— Ülkemizde özellikle son dönemde “kadına” siyasette daha çok söz hakkı verme söylemlerini, siyasetin kendisini temize çıkarma çabası olarak değerlendirebilir miyiz? Bu söylemlerin samimiyeti hakkında ne söylemek istersiniz?

Bunun samimiyeti pek siyasette konu değildir. Siyaset iktidar için yapılan bir mücadele şu anda Türkiye’de oluşan kadın seçmen tabanı akıllı siyasi liderlerin vizyonu dâhilindedir. Siyaset kadınlarla temize çıkmasa da temizlenmesi “kadın eli” operasyonuyla gerçekleşebilir.

— Kadınların siyasî arenadaki zayıflıklarından sizce daha çok sorumlu olan kim? Kadınlar mı? Erkekler mi?

Erkekler. Çünkü erkek liderler ve yöneticiler kadınların karar mekanizmalarına gelmelerini engellediler ve engelliyorlar. Kadınlar seçim döneminde çalıştırılıyor ölesiye. İş aday sıralamasına gelince kadınlar en son sıraya atılıyor. Sonra da teşkilat böyle istedi deniyor. Teşkilatın başı kim? Balık baştan kokar diye boşuna dememişler.

— “Siyaset özgürleşmeli” dersek ne dersiniz?

Siyaset değil düşünce özgürleşmelidir. Anayasada tam ve kayıtsız düşünce özgürlüğü gelmeden Türkiye demokratik bir ülke olamayacağı gibi demokrat bireyin yetişeceği bir ülke de olamayacak. Düşüncenin önü açılmalı, düşünce ile eylem birbirinden ayrılmalı.

— Ülkemizde seçmenin seçme ölçüsü hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce seçmen, hangi ölçüyle seçmeli?

Genelde seçim sonuçlarını yüksek bir sağduyu örneği olarak görüyorum. Ama seçmenin ciddi bir açmazı var. Kötüler içerisinden iyisini seçmeye zorlanıyor. Bu demokratik değil elbette. Baraj düşürülmeli ve her düşünce temsil kabiliyeti bulabilmeli TBMM’de. Seçmenin sağlıklı seçme kriterleri oluşturabilmesi için özgür bir siyasi platform olmalı önce.

— Türkiye’de kadınlar kendilerini oluştururken siyasete ne kadar muhtaçlar? Ve siyaset kadınlara ne kadar muhtaç?

Siyaset kadınlara çok muhtaç… Çünkü ülke kalkınmasında nüfusun yarısının işgücünden, eğitiminden, aklından ve enerjisinden yararlanmıyorsunuz. Sermayenizin yarısını yastık altına koyuyor ve yarısıyla iş kurmaya çalışıyorsunuz demek. Radikal reform kararlarını erkekler alamaz, çünkü çıkar birliklerinin içinde çoğu. Kadınlar alabilir. Kadınlar da siyasete muhtaç, çünkü kadın politikaları yapmak ve yürütmek için demokrasinin asli unsuru olan partilere ihtiyaç var. Siyasetsiz kadınların korunması, eğitimi, iş bulması veya karar mekanizmalarında yer almaları çok güç.

— Önceki siyasi yaşamınızdan bugüne ne ya da neler değişti? Bir değişim olduysa bu değişimin sebepleri ve sonuçları hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

Daha önce STK’larla çalışmanın ve sivil toplumu güçlendirmenin önemini siyasi görüyordum. Sağlıklı işleyen demokrasilerde STK’larla siyasi partilerin organik bağları var. Bizde STK tek başına ve ne derse kendi duyuyor, siyasi partilerin hiç umurunda değil. Organik bağ olmadığından bunun seçmen tabanı zorlaması gibi bir fonksiyonu yok. O nedenle siyasi partide olmadan politika yürütmek ve uygulamak mümkün değil. Ben tabanda ürettiğim politikaları uygulamak istiyorum. Tabanda çok sayıda kurucusu olduğum kanser dernekleri, kadın dernekleri ve desteklediğim gençlik derneklerinin taleplerini Meclis’e taşımak, uygulanması için savaşmak istiyorum. Meclis kürsüsünden korunmasız gruplar olan kadın, genç ve çocukların haklarını, yoksulların seslerini duyurmak amacım.

BAŞÖRTÜSÜ, AKP VE CHP’NİN OYLARINI ARTTIRAN BİR YAPI

— Siyasetçilerin ulusal hatta evrensel dostluk söylemlerine bakarsak, Türkiye’de siyasetçilerin kendi aralarındaki dostluklarını nasıl yorumluyorsunuz?

Hep sen-ben-bizim oğlan düğünü içinde olduklarından pek yeni biri sızmıyor içlerine zaten. Dostlukları sıkı bu anlamda… Ama toplumun beklentileri açısından bakarsanız hiç dostluk falan yok ortada. Başörtüsü, laik-anti laik çatışması gibi konuları çözmeden sürdürmek AKP ve CHP’nin oylarını arttıran bir yapı... Durduğun yerde sadece kamplaşma yaratmaktan dolayı oyun artıyor. Bundan iyi dostluk mu olur!

— Ülkemizde, birçok ülkedeki kadar olmasa da, çözülmesi gereken ciddi problemler var. Bu problemlerin ortaya çıkış sürecinde kim daha çok suçlu? Seçmen mi? Siyasetçiler mi? İnanıyor muyuz? İnandırılıyor muyuz?

Ülkede gerçekle, gerçekdışı birbirine karıştı. İnsanlar hayale inanmak istiyor. Olmayacak şeyler söyleyen adamlara “kafayı mı yedin” demek yerine oy atacağını söylüyor. Adam hırsız dediğinde de daha iyi ya Amerika’dan çalıp bize getirecek gibi absürd bir laf ediyor. Hırsızlığın neresi iyi? Para=güç demek ve her yol mubah. Kim suçlu diye aranmak yerine herkes kendine baksın aynada… Ne iş yapıyorsa o işi iyi yapmadığından, hırsızlık yapmayı normal gördüğünden, şiddet uygulamayı kendine hak gördüğünden, birçok ahlaksız davranışı yaparken hiç helal haram düşünmediğini görsün aynada. Önce tövbe etsin ve iyi insan olsun. Çalışmaya, emeğe iman etsin. Allah’ı ağzına alırken neler yaptığına dönüp bir baksın. Milleti değil, Allah’ı nasıl kandırdığını sandığı için tövbe etsin. Sonra kim suçlu diye düşünürüz.

— Daha önceki dönemlerde sanatın ve felsefenin siyasette bir yeri vardı? Meselâ Fransa’da J.J.Rousseau, Victor Hugo bizde Tanzimat sanatçıları gibi… Bugün siyaset, sanatın alanını işgal etti diyebilir miyiz ve bugünün Türkiye’sinde siyasetin beslendiği kaynaklar arasında sanatın ve felsefenin yeri ne kadardır?

Hiç. Maalesef Türkiye’de siyaset bilime inanmıyor. Sanat ve felsefe içinde yer almıyor. Milletvekili seçimine bakınca bunu açık ve net görürsünüz. Politikalar da göstergesi işin. Mevlana, yani en büyük markamızı için bir yıl önceden 2007’nin Mevlana Yılı olduğu biliniyordu. Yapılacaklar devede kulak!

— Türkiye’de sanat ve siyaset arasındaki ilişkinin olması gerektiği gibi olduğuna inanıyor musunuz?

Hayır.

— Bugünkü haliyle Türkiye’de siyaset kimi kurtarır?

Siyaseti iş haline getirenleri.

— Siyasette aktif olduğunuzu biliyoruz. Niçin Demokrat Parti?

Çünkü teklifi yapan taraf DP… Sayın Mehmet Ağar’ın güven veren takibi, sözleri ve beni olduğum gibi kabul etmesi. Yani DP için şu renge bürün falan dememesi. Ben zaten ülkem için bir şeyler yapma arzusundayım. DP lideri ve yöneticileriyle ülkenin daha demokratik bir yapıya kavuşmasında görüş birliği içindeyiz. Birikimimi ülke yararına kullanmam için önümü açıyorlar, ben de onlarlayım.

— Peki, Demokrat Parti'ye Nevval Sevindi neyi ifade ediyor?

Onu bilemem ama marka değerimin ifade ettiği değerleri sıralarsak: Dürüst, çalışkan, cesur ve birikimini ülke için kullanan, kararlı ve azimli, samimi… DP için şu dediğim bir tarif olabilir: “Türküm, Müslüman’ım ve modernim.” 17 yıldır yazarım. On yıldır Anadolu’yu köy köy geziyorum. Güneydoğu’da beş yıl kadınlar için çalıştım. GAP İdaresinde çalıştım. Ülkemi, kültürünü, sosyal yapısını, siyaseti, dünyayı ve insanı tanıyorum. Büyük bir birikim edindim, bunu Türk milletine iade etmek istiyorum. Daha iyi ve zengin bir Türkiye ideali için!

KADIN SEÇMEN TABANINA SAYGI DUYMALIYIZ

— Türkiye’de kadınlar siyaseti nasıl anlıyor? Nasıl anlamalılar?

Seçmen kadın dostu mu?” diye yapılan anket çalışmalarında Türk seçmeni dost görünüyor. Demek yargılar doğru değil. Kadınların önünü siyasi parti yöneticileri tıkıyor, vatandaş tıkamıyor bunun Türkçesi. “Siyasette daha fazla sayıda kadın görmek istiyorum” diyenlerin oranı seçmen tabanında yüzde 82 oranında. Bu harika! Bu DP tabanında bütün diğer partileri sollayarak yüzde 67 oranında çıkıyor. Birinci parti yani… Kadın seçmen tabanına saygı duymalı, onların varlığını teşvik etmeliyiz. Onları siyasete sokmalıyız. Kadınlar da siyaseti uzun soluklu ve çok emek isteyen bir iş olarak algılamalı. Burada sorun siyaset para gerektiriyor oysa para (finans) erkeklerin tekelinde. Bunun için kadınlara siyasi kredi açmalı finans kuruluşları, bankalar… Bütün araştırmalarda kadınların çok iyi ve dürüst geri ödeme yetenekleri olduğu ortada zaten. Ülkeyi değiştirmek isteyenler laf üreteceklerine icraata geçsin ve ellerindeki imkânları kadınlar lehine kullansınlar.

— Siyasetin “alkışa” muhtaç olduğunu düşünüyor musunuz?

Herkes alkışa muhtaç... Küçük bir çocuk bile başardığını iş sonrası dönüp annesine bakar ve taltif bekler. İyi iş övülmeli, bu motivasyondur ancak kötü olan da yerilmeli. Bu da kötü ile iyiyi ayırt etme bilincinin gelişmesidir. Liyakat esası adalet demektir.

BİTTİ…
ÜYE GİRİŞİ
RÖPORTAJ
YAZARLAR
VİDEO HABER
ANKET
Yazarlar yazıyor, muhabirler haber yapıyor... Peki sizce AK Parti kapatılır mı?
Kapatılmaz
Kapatılır
Yorumum Yok
HABER BÜLTENİ