Anasayfa
Şikayetim Var
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK İZLENENLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Talha-UGURLUEL
Talha UĞURLUEL
Okullarının Bahçesinde Yatan Yiğitler
08 Mart 2008 Cumartesi
Ağır ağır kaldırıyorum başımı saatlerdir okuduğum tarih kitabından. Ne büyük insanlarmış, ne de güzel işler başarmışlar… Dünyayı yönetirken çevrelerine ilim irfan saçmış, doğruda ve erdemde hep öncü olmuşlar. Peki ya şimdi bu güzel insanların torunları olan bizler neden böyle olamıyoruz? Nedir bu pejmürdeliğimiz, ilim ve terbiye yoksunluğumuz. Nerede kaldı o büyük medeniyet ve bizim fukaralığımız. Az önce bin bir düşünce içinde yükselen başım yeniden omuzlarımın önüne düşüyor.

Üzerini adımladığım taş yol beni etrafı duvarlarla çevrili bir hazireye götürüyor. Burada, Osmanlı Devleti’nin başında en uzun süre Şeyhülislamlık yapan Ebu’s-suud Efendi yatıyor. Kabrinin başına gidiyor ve ruhuna fatihalar gönderirken uzun uzun düşünüyorum. Sen hayatta iken herkes gelir sorunlarını sana açar ve çaresini senin fetvalarında arardı. Ne olurdu şöyle bir doğrulsan da bizim bu zavallılığımızın sebeplerini söyleyiversen.

Gözyaşlarımı silerken buradan defalarca geçmeme rağmen şimdiye kadar fark etmediğim bir şey gözüme çarpıyor. Ebu’s-suud Efendi’nin kabrinin hemen dibinde sanki yerden yeni bitmiş gibi duran küçük bir tuğla taş bina görüyorum. Ne olduğunu öğrenmek için yaklaştığımda bunun bir Sıbyan Mektebi, yani İlköğretim Okulu olduğunu anlıyorum. Üzerindeki yazıları incelediğimde hayretim daha da artıyor. Çünkü Okulu yaptıran kişi bizzat Ebu Suud Hz. Vefatı öncesinde de burada, kendi yaptırdığı okulun bahçesinde gömülmek istemiş. Bir mana veremiyor ve ilerliyorum.

Az ileride bulunan büyük Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın türbesine doğru yaklaşıyorum. Kesme taştan yapılma bir kapıdan geçerek içeriye girdiğimde avlu içinde, başka yapılarda dikkatimi çekiyor. Türbenin iki köşesinde iki ayrı bina. Hele bir tanesi çevresindeki yirmiye yakın kubbeli odası ile ilerilere doğru uzanıyor. Bunlar Sokullu Mehmet Paşa’nın hayatta iken yaptırdığı Medrese ve Darü’l-kurra binaları.

Peki, Sokullu Mehmet Paşa neden İstanbul’da bulunan ve kendisinin yaptırdığı iki büyük camiden birinin bahçesinde değil de burada yatmayı istemiş ve Mimar Sinan’a türbesini buraya yaptırmıştı.
Yolumun bir sonraki köşesinde bir eğitim kurumuyla daha karşılaşıyorum. Ama artık eskisi kadar şaşkın değilim. Burası Ünlü Kaptan-ı Deryalardan, ayrıca Sadrazamlıkta yapmış olan Büyük Hüsrev Paşa’nın türbesi. Ama türbesinin üç yanını da hayır kurumları ile donatmış. Metfun olduğu yapının hemen duvar bitişiğinde büyük bir tekke var. Diğer yanında ise talebelerin ikametleri için odalar yaptırmış. Türbesinin tam karşısına da ampir tarzda harika bir kütüphane. İşte bir tarafta din, diğer tarafta ilim ve bu iki güçlü kanadı yanlarına takmış olan Hüsrev Paşa’nın türbesi. Kim bilir şimdi nerelere doğru kanat açmış uçuyordur.

Eğitime gönül vermiş bu yiğit insanların eserlerinin şahsında artık bir mezarlıkta gezmediğimin farkındayım. Buraya sadece bir Eyüp Mezarlığı deyip geçmenin yanlışlığının idrakinde olarak ilerlemeye devam ediyorum.

Bu küçük zihni seyahat sonrasında yeniden Eyüp yollarını adımlamayı sürdürüyorum. Eyüp Caminin yanındayım. Küçük bir kubbenin tam önündeyim. Üzerinde Saçlı Abdülkadir Tekkesi yazıyor. Dikkatli bir tetkikten sonra burasının, devrin büyük Şeyhülislamı Hoca Saadettin Efendi tarafında Efendimizin mübarek sözlerinin öğretildiği bu sevimli binanın avlusuna giriyorum. Beni, İstanbul’un en büyük mezar taşları karşılıyor. Bunlar Hoca Saadettin Efendi’nin mezarına ait baş ve ayak taşları. Evet yanılmıyorum. Bu büyük âlim ve devlet adamı da yaptırdığı okulun duvarının tam dibinde yatıyor.

İleride siluetini gördüğüm büyük külliyeye doğru ilerliyorum. Burası Zal Mahmud Paşa Camisi. Fakat burada enteresan olan şey, bir camiyi çevreleyen tam iki tane medrese olması. Caminin bir kapısı bir okula, diğer kapısı diğer okula açılıyor. Camiye girmek için okullardan birinin içinden geçmek zorundasınız. Allah’a giden yolun ilimden geçtiğini anlatan bu mimarinin muhteşemliğine bakınız. Medreselerin cami ile kucaklaştıkları noktada da Zal Mahmud Paşa ile 2.Selim’in kızı olan hanımı Şah Sultan’ın birlikte yattıkları türbelerini görüyorum.

Koca Mustafa Paşa Caddesine doğru ilerlerken başımı nereye çevirsem dev bir külliye ve insanlığın faydası için şekillendirilmiş mimariler görüyorum. Elbette ki banileri de içlerinde yatıyor. Davutpaşa, Bayrampaşa, Cerrahpaşa derken Hekimoğlu Ali Paşa’ya geliyorum. Devasa bir cami ve camiye girmek için muhakkak altından geçmeniz gereken bir kütüphane. Altından geçen herkese sanki “benim içimdeki kitapları okumadan geçme” der gibi bir hali var. Avluya girer girmez de Ali Paşa’nın türbesi ile karşılaşıyorum. Bir kez daha ellerimi göklere kaldırıp, halkının ilim ve irfanı için tüm gayretini sarf eden bu eğitim gönüllülerine fatihalar gönderiyorum.

Paşaların arasında Eyüp’teki Hasan Hüsnü Paşa gibi ömrü gemilerde geçenlerde var. Deniz adamının okul yaptırmakla ne işi olur diye düşünecek oluyorum. Ama zihnim yanıldığım konusunda beni hemen ikaz ediyor. Birçok denizci paşanın adı geçiveriyor aklımdan. Cezayirli Hasan Paşalar, Barbaroslar, hatta Galata da, Mimar Sinan’a yaptırdığı dev külliyesinin medrese binaları ile çevrili avlusunda yatan Kılıç Ali Paşaları hatırlıyorum.

Bu hayırsever padişahlardan birkaçını ziyaret etmek istiyorum. İşte İstanbul’un şanlı Fatihi ve O’nun bize armağanı olan büyük Fatih Külliyesi. İşte ilme ve irfana verilen önemin sembolü yapılar dizisi. Dev külliyenin tam ortasında her şeyin Allah rızası için yapıldığını anlatan muhteşem bir cami. Caminin yanında yüksek bir kütüphane ve ikisinin arasında Fatih Sultan Mehmet’in türbesi. Ve bu üçlüyü sağdan ve soldan çeviren, Akdeniz ve Karadeniz Medreseleri olarak adlandırılan sekiz adet dev fakülte binası.

İstanbul’un dördüncü tepesine tırmanıyorum. Buradan eski İstanbul’u seyretmek çok güzel. Ama yanımdaki devasa yapıya bakmaktan şehre pek bakamıyorum. Çünkü karşımda bütün bir Osmanlı coğrafyasının en büyük külliyesi duruyor. Cami etrafında insanlık için yapılmış tam 22 binadan oluşan dev bir hayır kurumu var. Evvel, Sani, Salis ve Rabi Medreseleri, Tıp Medresesi, Şifahane ve diğerleri. Gözlerim Kanuni’nin türbesini arıyor. Tam aradığım yerde buluyorum. Bu eğitim kurumlarının ortasında ve Dar’ül Kura binasının hemen yanında. Yattıkları yerlerin yanlarında devamlı Kur’an okunsun istiyorlar ve türbelerini hep Kur’an Okullarının yanlarına yaptırıyorlar. Sultanahmet Cami’nin banisi 1. Ahmet’te bu dev külliyesinin hemen yanındaki Dar’ül Kura ve Dar’ül Hadis’inin yanında yatıyor.

Bahaddin Hocamın vazife yaptığı okulun müdürü de orada. Yanına sokuluyoruz. O ise çevresindeki gözü yaşlı kişilere genç yaşta vefat eden öğretmenini anlatıyor. Beş yıldır birlikteydik Bahaddin Hocayla diyor. Daha aldığı hiçbir maaşın tamamını şahsı adına kullandığını görmedim. Yoksul öğrenci velilerine hep iaşe ve elbise temin etmeye çalışırdı.

Müdür Bey doğru söylüyor. Yaz tatillerinde bile yanımıza gelip bizlerden fazla elbiselerimizi topladığına az şahit olmamıştım. Zaten trafik kazasını da bir öğrenci velisini ziyaretten dönerken yapmıştı. Müdür Bey devam ediyor. Vefatından sonra ajandasını açtık. Bir gece önce sanki ertesi günü gerçekleşecek ayrılık içine doğmuşçasına ajandasının son sayfasına şu cümleleri yazmıştı;

Eba Eyyub El Ensari Hz. İstanbul Kuşatmasında vefat edeceğini anlayınca; - Beni surlara en yakın yere defnedin ki, yattığım yerden ileride İstanbul’u fethedecek o şanlı komutan ve askerlerinin kılıç şakırtılarını, at kişnemelerini duyabileyim” demişti. Bir gün bende öldüğümde beni de okulumun bahçesine defnediniz ki yattığım yerden talebelerimin seslerini duyabileyim.

Müdür Bey artık konuşamıyordu. Hiçbirimiz konuşamıyorduk. Herkes hıçkırıklara boğulmuştu. Evet sabahtan beri beni huzursuz eden sorularımın tam cevabını işte şimdi bulmuştum. Eğitim ve öğretim çok önemliydi ve kendini insanlığın yetiştirilmesine adayacak eğitim gönüllülerine ihtiyaç vardı. Bu kişiler o kadar benliklerinden geçmeliydiler ki, onlara en sevimli gelen yer okulları ve öğrencilerinin yanı olmalıydı. Ebedi istirahatgâhlarını seçerken bile yatacakları yer olarak akıllarına bir tek yer gelmeliydi. Kendi okullarının bahçeleri.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÜYE GİRİŞİ
RÖPORTAJ
YAZARLAR
VİDEO HABER
ANKET
Eurovision 2008 şarkı yarışmasında Mor ve Ötesi'nin 'Deli' şarkısı başarılı olur mu?
Evet Başarılı Olur
Hayır Olamaz
Fikrim Yok
HABER BÜLTENİ