Ramazan geldi… Gönüllerin dermanı…
Hayatın yokuşlarında coşkuyla akan ruhumuz, bir gün yamaçlardan kopardıklarıyla birlikte ölümün ovasına inecek ve durgunlaşacak. O gün, yamaçlardan kopardığımız her şey, hâlâ coşkuyla akmak isteyen ruhumuza sadece ağır bir yük olacak. Yıllarca sırtında taşıdığı hazineyi, dermanı tükenince bırakmak zorunda kalan bir yolcu gibi, ruhumuz da hayatın yamaçlarından kopardıklarını, ölümün ovasında bırakacak ve yıllarca taşıdığı hazineye son kez, hayran gözlerle bakacak. İşte o an, hayranlığı dermansız bir çaresizliğe dönüşecek; çünkü elde ettiklerinin içinde eksik olan tek şeyin kendisi olduğunu anlayacak.
Taşı parçalayan balyozun taşla birlikte aşındığını öğrenecek.
O gün “keşke” diyerek harcadığımız bir iki saniyenin, arzularımıza esir ettiğimiz en mutlu günlerden daha değerli olduğunu anlayacağız. Güneş doğup batıyor ve her doğup batmasıyla biraz daha aralıyor ölümün yüzündeki tülü. Biz, geceler uzadıkça uyuduğumuzu zannediyoruz; oysa biz, uyudukça uzuyor geceler. İşte bu uzun gecelerde bir melek kulağımıza fısıldıyor: “Kalk! Kalk da kurtul korkularından ve kaygılarından!” Dünyanın arzularıyla kavrulan ruhlarımız bir sahur vaktinin serinliğiyle kendine gelecek.
Ramazan geldi… On bir ayın sultanı…
Umarım dünyayı emmekle bir türlü doymayan ruhumuz, bu ayda, asıl tokluğun aç kalabilmek; asıl açlığın da tokluktan vazgeçememek olduğunu öğrenir. Umarım ateş, ruhumuz için bu dünyada olduğunu gibi ahirette de bir nimet olur. Bu ayda sevinçlerimizi parlatmak yetmiyor bence. Ramazan ayında özellikle küllenen acılarımızı tekrar içimizi yaksın diye gün yüzüne çıkartmamız gerekiyor. Unutmamamız gerekip de unuttuğumuz ne kadar acımız varsa hepsini yeniden yaşamalı bedenimiz. Ruhumuzun açlığı, bedenimizin açlığını unutturmalı. Gönüllerimizin kapısı açılmalı dünyanın dört bir yanına. Ellerimiz en uzak noktalarda el uzatan kardeşlerimize kadar uzanmalı. Ne kadar çok yediğimizin, fazla kilolarımızın Müslüman kardeşlerimizin hakkı olduğunu anlamalıyız artık.
Geçmiş ve geçmekte olan, gelecek olana tanıktır.
Bir gün ölümün ovasına ineceğiz. Tıpkı bizden öncekiler gibi. Dünyada en büyük nimetlerden biri olan ateş, ahirette azabımız olsun istemiyorsak, doymalı ruhlarımız.
Ve ölüm bir iftar vakti olmalı bizim için. Doymalı ki; balkonlarda ya da açık pencerelerde elinde bir parça yiyecekle akşam ezanını bekleyen çocuklar gibi beklemeliyiz ölümü.
Ve bir şeyi hiç unutmamalıyız.
Şeytan, öcünü almak için var…