Anasayfa
Şikayetim Var
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK İZLENENLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Cengiz-SIMSEK
Cengiz ŞİMŞEK
Şehitler Benim, Ya Ülke Kimin?
15 Ağustos 2008 Cuma

Kimsenin yeteri kadar güç sahibi olmadığı bir dönemde, ya da bir diğer ifadeyle zayıflar; toplumun ötekileştirdiğimiz kesimi iktidar olma gücüne sahip olmadığı dönemler ne kadar güzeldi… Demokrasi muhteşem yürüyordu. İlim, irfan, sanat, yayın muhteşem gidiyordu. İnsan televizyonun karşısına geçince doya doya Tarık Akan filmi seyrediyor, eline geçirdiği Ahmet Altan kitabına reklam aralarında göz atıyor; modernizmin ve çağdaşlaşmanın keyfini sürüyordu. Hey gidi günler…

 

Bugünlerde seyrek yazmaya başladım. Sayın editörümden de fırça yiyorum. Yeni yayın dönemine gireceğimiz şu günlerde tatil, akademik hayat ve bendeki görev değişikliği derken vatandaşı olduğum ülkemle ilgili gelişmeleri sadece izlemekle yetindim. Zira Ergenekon gelişmeleri, YÖK atamaları, YAŞ kararları ve son günlerde patlak veren Gürcistan-Rusya savaşı zaten seyirlik olmaktan başka bir şeye yaramadı. Bunların hepsi de bir ay gibi kısa bir zaman zarfında meydana geldi.

 

Burada beni endişelendiren bir başka gelişme ise, tüm bu olayları ülkemin güzel insanlarının nasıl değerlendirdiği. Bu nedenle “hey gidi günler” diye hayıflandım. İç çektim… Demokrasi istiyorum, ta derinlere kadar… Ve hemen… Anayasada belirtilen tanımlamaya göre “Türkiye vatandaşıyım” diyen herkesin başbakana, “Başbakanım”, Cumhurbaşkanına “Cumhurbaşkanım”, Türkiye"ye “Ülkem”, bayrağa “Bayrağım”, askere “Askerimiz”, orduya “ordumuz”, cephede ölenlerimize “şehitlerimiz”, olimpiyatlarda kazananlara “ülkemin gururu, göğsümü kabarttınız”, bir yerdeki patlamada ölenler için “ölülerimiz” demsini istiyorum. Fakat gelişmelere ve kırılmalara bakıldığında ülkemin insanlarının son 5-6 yıldır artık her vatandaşa “vatandaşım”, her ölene “ölülerimiz”, sanatçıya “sanatçımız”, her cumhurbaşkanına “Cumhurbaşkanımız”, kısacası Türkiye"ye her vatandaşımızın “ülkem” demediğini gördük. Ne acı verici değil mi? Kanunları işletip bu insanları vatandaşlıktan atamıyoruz bile. Zira karşımızda Avrupa İnsan Hakları denen bir duvar var. Türkan Saylan bir programda “Ülkenin gerçek sahiplerine geri teslim edilmesi”nden bahsetmişti. Kim ki, bu gerçek sahipleri? Konya"daki Kız Kur"an Kursu"nun yıkılması olayında, çocukların Kur"an öğrenilen bir yerde ölmeleri ve ailelerinin dindar olmaları yüzünden bazıları “ölülerimiz” diyemedi… İnsanın içi burkuluyor. İnsan bir köpek ölüsüne bile dayanamıyorken, nasıl oluyor da bir insanın ölüsüne dönüp bakmaz ki? Bütün bunlara baktığımızda geriye doğru bir hatırlamayla, “ne oluyor kuzum?” demekten kendimi alamıyorum. Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı atandığında da birileri ısrarla “Cumhurbaşkanım” dememeye gayret göstermişti. Birileri “bakalım Başkomutan Abdullah Gül"e hitaplarda Genel Kurmay Başkanı "Sayın Cumhurbaşkanım" diyecek mi?” diye çakal pususuna yapmıştı. Kendi gibilerini de peşine takıp birlikte geriden sırıtma törenleri düzenlemişlerdi. Daha evvel de birkaç defa belirttim. Bu nedenle kimi okurlarım için bu bir sık tekrar olabilir. Sürece ışık tutmak amacıyla hatırlatayım. Sanatçılarımız da tavır koymuşlardı ve sadece kendi çevrelerine oyun oynayacaklarını beyan etmişler, kimileri ülkeyi topyekun terk etmeyi düşünmüştü. Şimdilerde bu tavır alışlara bir yenisi daha eklendi; Frankfurt Kitap Fuarı… Buraya da bazı yayınevleri ve aydınlarımız(!) katılmayacaklarını duyurdular. Sayın Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay “yapmayın, bu bir ülke meselesi, yanlış yapıyorsunuz” dediyse de tutumlarda bir değişiklik yok...

 

Bütün bunları bir değerlendirdiğimizde işte “hey gidi günler” diyorsunuz. Ne kadar güzel günlerimiz vardı. Ülke bütündü. Birlikte sanata, edebiyata ve bayramlara heyecanlanıyor, göğsümüzü kabartıyor, Atatürk"ün açtığı yolda, gösterdiği ülküde ilerlerlerdik. Bir gayeyi hayalimiz vardı; çağdaş ülkeleri yakalamak gibi… Şimdi durup dururken aramıza ikilik girdi. Saylan"ın dediği gibi; Ülke gerçek sahiplerinin elinden alındı… Daha neler mi oldu? Sıralayalım:

-         Cumhurbaşkanı dindar adamları da Rektör atamaya başladı (aman Allahım, olacak şey değil)

-         Bazı ölüler vatandaşımız olmasına rağmen “bizden” değillerdi. Bu nedenle hüzün yazıları bile yazmadık, baş sağlığı dilemedik.

-         Ülkemizi yurt dışında temsil etmemiz gerekiyordu, ama “bizimkiler” idarede olmadığı için ülkemizi temsil etmek içimizden gelmedi.

-         Üniversiteler hepimizin olmasına rağmen, içimizden bazılarını yönetmek yetkisine sahip gördük. Ötekileştirdiklerimiz müracaat edince çıngar çıkarıp, bu girişimi Atatürk devrimlerine saldırı olarak algılayıp engelledik.

-         Anadolu"da palazlanan sermaye, küresel sermayeyle rekabet etme imkanına kavuşup da, bazı isteklerinin siyasette yansıması gerektiğini isteyince, eski para babalarımız “olamaz öyle şey, sen kim sermayedar olmak kim. Sen önce büfenle ilgilen” dedi.

-         Sıradan bir ailenin çocukları, Süleyman Demirel (kendisi bizim bildiğimiz sıradan) gibi siyasette yer almak istedi ve bir işçi aileden devlet yönetimine çıkınca, baleyi, dansı, kadehi bilmemekle suçlayıp, donla denize giren kişi etiketini vurduk.

-         Ülkenin gerçek sahibi bizlerin(!) içimize girmeye çalışan TSK mensuplarını YAŞ kararlarıyla ne güzel saf dışı bırakıyorduk. Önce şerh düştüler, ardından da YAŞ"a da ne oldu bilemiyoruz ama kimseyi ihraç etmediler.

-         Bir ara bizimkilerden daha başarılı akademisyenler rektör olmak istediler, sağ olsun Ahmet ağabey, kah çaycıdan, kah vadinin topalından aldığı bilgilerle bunların da önünü kesti.

Kısacası şu “bizim” olmayanlar(!) bizim bayrağımıza “bayrağım”, ülkemize “ülkem”, sanatımıza “sanatım”, devletimize “devletim” ve hatta Atatürk"ümüze “Atatürk"üm” demeye başlayınca, içimize daral geldi. “Ya bu adamlar kendi istekleriyle defolup gidecekler, ya da ihtilal olacak, yoksa İlhan “Atabey”in dediği gibi demokrasiyle bunların gidecekleri yok, tek çare askeri darbe olarak görünüyor...

 

Hey gidi günler… Tekrar bu ülkeyi gerçek sahiplerine yani bize(!) geri verirler mi acaba? Genel kamuoyu yoklamalarının da canı cehenneme… Okudukça çıldıracak gibi oluyorum… Zira uzun bir süre Türk halkı bize(!) bu ülkeyi geri vermeyecek gibi görünüyor… Düşünsene Ahmet ağabey, dört tane çapulcu(!) ülke yönetmeye kalkışıyor, adam olmuşlar da rektörlük yapmaya, sermaye koyup piyasaya yön vermeye çalışıyorlar... Ağabey!.. topaldan haber var mı?

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÜYE GİRİŞİ
RÖPORTAJ
YAZARLAR
VİDEO HABER
ANKET
Yerel seçimlerde hangi partiyi destekleyeceksiniz?
Adalet Ve Kalkınma Partisi
Anavatan Partisi
Büyük Birlik Partisi
Cumhuriyet Halk Partisi
Demokrat Parti
Demokratik Sol Parti
Demokratik Toplum Partisi
Milliyetçi Hareket Partisi
Saadet Partisi
Diğer
HABER BÜLTENİ