“Nasıl bir ülkenin vatandaşıyım?”
“Nasıl bir vatandaşım” diye de sorabilirdim ancak benim hiç uçuk beklentilerim olmadığı için zihni sinir hayaller peşinde koşup daha bir elektriği bile alnının akıyla veremeyen ülkenin vatandaşı olarak 1. sorudan başlamam daha mantıklı olacak. Akıbetimizden eminmişiz gibi bir halimiz var; hiç eksiğimiz, kusurumuz yokmuş gibi davranıyoruz.
Avrupa Birliği'ne girmenin hayalini kuran, dünyanın ekonomisi en büyük ülkesi olmak için içi boş laflarla gemi yürüten, kıtaların dengesini sağlayabilecek süper güç olacağını zanneden ülkemin tablosunu göz önüne sermek hiç zor olmayacak.
Ben, haftada en az 3–5 defa elektrikleri kesilen bir ülkenin en büyük şehrinde yaşıyorum. Suyu kuruyan, üstüne su faturası diye kapıma dayanan patron kılıklıların bana hesap sorduğu bir ülkede susuzluğu yaşıyorum.
Ben, evime girmek için evden çıkmamı bekleyen hırsızın oturduğu sokakta oturuyorum. İnsanların kazandığı parayı korumak için evinde silah bulundurduğu bir ülkede silahsız yaşıyorum.
Benim ülkemde suçlular salıveriliyor. Ben, bir suç duyurusu dosyasının aylarca işleme alınmadığı bir ülkede vergi ödüyorum.
Bazen taksiye binmemek için kilometrelerce yolu güneşin, yağmurun altında yürüyorum. Ben, yolu bilmediğimi fark eden taksicinin bir dünya sokağı gezdirip beni dolandırdığı bir ülkede para kazanıyorum.
Her kuyruğun arka sıralarında hareketlilik oluyor, görüyorum. Ben, bir yerlerde yakını olanların arka sıralarda sıra beklemeyip işini bir çırpıda hallettiği ülkede sırada bekliyorum.
Bir markette komşumun kızı ile karşılaştım. Oldukça sinirli ve kırgındı. Ben, namusu beş para etmez haytaların başkalarının namusuna laf attığı ülkede kız çocuğu yetiştirmek için bekliyorum.
Ya kimsede para yok ya da herkes aç gözlü. Ben, araba almaya niyetlenince param olduğunu anlayan arkadaşlarımın borç para için sıraya girdiği bir ülkede araba kullanmasını öğreniyorum.
***
Şikâyet değil benimkisi, sitem. Verdiğim üç beş kuruşa karşılık mutluluktan ne diyeceğini şaşırıp “Hızır gibi yetiştin” diyen yaşlı teyzenin anlattıkları belki de beni böylesine kızdıran. Ne nikbin ne de bedbin, bizim mesleğimiz hakikatbin olmaktır. Saygısızlığın ve edepsizliğin başını alıp yürüdüğü bir dönemde hiç olmazsa vâris olan hizmet erleri, insanî değerlerin yeryüzünden bütün bütün kaybolmadığını ortaya koymalı değiller mi?
Bizim en büyük zaaflarımızdan birisi, akıl, mantık ve muhakemeyle davranılması gerekli yerlerde hislerimizle hareket etmemizdir. İnsan günaha bir dakika bile hakk-ı hayat tanımamalı, kaydığı noktadan, düştüğü çukurdan bir an evvel kurtulmaya bakmalıdır.
Ben nasıl bir vatandaş mıyım?
Umutlarını bir bir yele veren ancak bir şansı daha olduğuna inanan…