AB, Türkiye'yi ateşe attı! (HABER YORUM)

  • Giriş : 19.06.2007 / 10:50:00

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'nin üyelik müzakereleri başlıklarından birini ya da daha fazlasını engellemeye yönelik bir delilik yapıp yapmayacağı zihinleri kurcalıyordu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkiye görüşmesi ve müzakere başlıklarının açılması 26 Haziran'da gerçekleşecek; ancak Konsey tarafında 'zarar tahdidi' tartışmalarının yaşanması beni hiç şaşırtmayacaktır. Fransa'nın tek başlıkta bile engellemeye gitmesi adilane olmayacaktır ve zaten zedelenen, güvensizliklerle dolu AB-Türkiye ilişkisi ciddi bir başka darbe daha alacaktır. Türkiye'nin kritik parlamento seçimlerine haftalar kala zamanlama bundan daha kötü olamazdı denilebilir. Dahası, Brüksel'e gerçekleştirdiğim son ziyarette, Sarkozy'nin Avrupa Bakanı Jean-Pierre Jouyet, anayasa krizinin ardından Türkiye'nin yeni Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin 'yapılacaklar' listesinin en başında olduğuna vurgu yapmıştı.

Bu gidişatta, Avrupa'nın Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'e tatsız bir görev düşüyor. Rehn, Türkiye'yi reform sürecine bağlı tutabilmek ve onları bunun süregelen bir iş olduğuna ikna edebilmek için elinden gelenin en iyisini yapıyor. Mayıs ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanan olaylar ve özellikle e-darbe Brüksel'i şoke etti ve Rehn, Ankara'ya AB'nin ordunun hükümet işlerine karışmasını tolere edemeyeceğini ve benzeri olayların Türkiye'nin AB'ye üye olma şansını da felce uğratabileceğini belirten keskin bir açıklama gönderdi. Birkaç yıl önce, Türkiye'deki pek çok kişi AB'nin eleştirilerini memnuniyetle karşılardı; ancak bugünlerde, AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler daha fazla zorluklar içine düşerken ve Türkiye'nin asla bu kulübe üye olamayacağı daha net bir hale gelirken bu tür yorumlar, sağır kulaklara çarpıp dönmekten öteye gitmiyor.

Gidişatın devamında, Rehn aynı zamanda parmağıyla Fransa'yı işaret ediyor ve Sarkozy'nin Türkiye'nin üyelik sürecine bir son vermede ısrar etmesinin medeniyetler çatışması ile sonuçlanabileceğini ifade ediyor. Rehn, Türkiye'nin Avrupa kulübüne üyeliğinin 21. yüzyılın tanımlayıcı bir jeopolitik meselesi olduğuna vurgu yapıyor ve "Batı ile İslam arasındaki bir medeniyetler çatışmasının Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin Türkiye'nin üyelik sürecini bloke etmeyi başarması sonucunda vuku bulacağını" aktarıyor. Halihazırda, Sarkozy beş yıl sonra yeniden seçilmek istiyor ve muhtemelen Türkiye'ye dair politikasında yakın zamanda herhangi bir 'u' dönüşü yapacağa benzemiyor.

AB'nin, 2006 Aralık ayındaki Avrupa Konseyi'nde Türkiye'nin üyelik müzakerelerini sekiz başlıkta dondurma kararı almasından bu yana, ilişkilerde artan bir tatsızlık yaşandı. Türkler, AB'nin kendileri ile oyun oynadığına ikna oldu ve alınan karar karşısında derinden öfkelenmiş durumda. Almanya dönem başkanlığı, müzakere sürecini ilerleme ve korkulan Kıbrıs dosyasında -2004'te AB liderlerinin Kuzey Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonu kaldırma sözlerini iyileştirme-gelişme kaydedilmesi sözü verdi. Şu anda masada, değerlendirmeye tabi tutulmasına gerek olmayan sekiz müzakere başlığı bulunuyor. (Başlık açma değerlendirmesinden kasıt, nihai müzakerelerden önce ülke ile bazı başlıkların müzakere edilerek içeriklerinin koşullarının yerine getirilmesi kastediliyor.)

Bununla birlikte, 26 Haziran'daki toplantıda neden sadece üç başlığın (istatistik, finans kontrolü, ekonomi ve para politikası) açılması gerektiğine dair belirlenen ortak bir AB konumu bulunmuyor. Bu başlıkların açılması çok sembolik bir anlam taşıyor. Almanlar, hemen hiç kayda değer olarak tanımlanmayan bir ilerleme kaydetti ise de, Angela Merkel'in partisi CDU'nun Türk üyeliği karşıtlığı göz önünde bulundurulduğunda bu şaşırtıcı bir durum değildir. Kıbrıs meselesinde, Almanya, Kıbrıslı Türkleri harap durumda bırakan sorunları çözmede tümüyle başarısız oldu. Hepsinden öte, AB'nin en büyük ve en güçlü üye devletleri sorunu çözemiyorsa, o halde kim bunu yapabilir?

Aynı zamanda, AB Türkiye'nin radardan kaybolmasında en büyük paya sahip. Bu nedenle Başbakan Erdoğan, 18 aydan bu yana Brüksel'i ziyaret etmiyor ve Dışişleri Bakanı Gül, geçen yılki NATO zirvesinde burada sadece bir buçuk gün kaldı. AB ile Türkiye arasındaki en büyük karar verme organı Birlik Konseyi, Almanya başkanlığı döneminde toplantı yapmadı ve şimdi Türkiye AGİT'teki askerlerini çekme meselesini tartışıyor. Politik sahne, PKK problemi ve yakın zamandaki seçimler tarafından belirleniyor. AB, AKP'nin gündeminde hemen hiç yok. Aslında, AB Türkiye'de tabu bir mesele haline geldi.

Bu nedenlerden ötürü, Portekiz, dönem başkanlığı sırasında Kıbrıs dosyasını gündeme getirmeli ve yıl sonuna kadar Türkiye'nin desteğini kazanmalı. Portekiz dönem başkanlığı sırasında üç başlığın daha açılması bekleniyor; ancak AB içinde devam eden tipik karanlık dalaveresinin devam etmeyeceği konusunda herhangi bir garanti yok. Komisyonun yıllık raporunda, 2006-2007'de uygulamada problemler olduğu ve reformlarda bir zayıflama yaşandığına dair eleştiriler gelmesi bekleniyor. Yılın, Türkiye'nin damgasını vuracağı AB zirvesi ile sona ermesi bekleniyor. 2008 yılının ikinci yarısında Fransa'nın AB dönem başkanlığını üstlenmesiyle Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin somut sonuçlar elde etmek niyetiyle AB'nin sınırları üzerinde doğru düzgün bir tartışma talep etmesi de öngörülenler arasında. Ya sonrasında neler yaşanacak? Aslında kimse bilemez. Ancak çok sayıda riskten bahsedilebilir. AB, Türkiye'nin parmaklarından kayıp gitmesine izin veremez. Her şeyden öte, bugün filiz veren tohumlar gelecekte hasat edeceğimiz mahsullerdir!

AMANDA AKÇAKOCA (*)

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious