'AB İlerleme Raporu yerinde sayıyor'

  • Giriş : 09.11.2006 / 00:00:00

(MÜSİAD), Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun 9. İlerleme Raporu'nun geçmiş yıllara göre daha olumlu olmakla birlikte, müzakere sürecinin ilerlemesini engellediğini bildirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


MÜSİAD'dan yapılan açıklamada, 78 sayfadan oluşan 2006 Türkiye İlerleme Raporu yanında 55 sayfalık Strateji Belgesi'nin genel olarak olumlu bulunduğu ifade edildi. Sözü edilen belgelerin, daha önceki ilerleme raporları ile karşılaştırıldığında daha dikkatlice kaleme alındığına işaret edilen MÜSİAD, teknik meselelerin hallolmaya başladığını, geriye büyük ölçüde siyasi nitelikli mütaalaların kaldığının görüldüğünü belirtti.

MÜSİAD açıklamasında, bununla birlikte raporun, bütünü ile kabul edilebilir olmadığı ve rapordaki bazı ifadelerin Türkiye'nin milli menfaati ile uyuşamadığının kamuoyuna açıklanması gerektiği kaydedildi. MÜSİAD açıklamasında şu görüşlere yer verildi:


"DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ YENİDEN CANLANDIRILMALIDIR"


"Kıbrıs ve ek protokol konusunda Komisyon'un eleştirilerine karşı hükümetin duruşunu MÜSİAD doğru bulmakta ve desteklemektedir. Strateji belgesinde ifade edildiği gibi Komisyon, Aralık ayında yapılacak Zirve'ye kadar Türkiye'ye zaman verdiğini ifade ederek, şayet Türkiye bir ay içinde ek protokolün gereği olarak liman ve havaalanlarını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)'ne açmazsa bu konuda AB liderlerine yapılması gerekenler konusunda tavsiyede bulunacağını açıklamıştır.

Komisyon bu şekilde sorumluluğu Türkiye'ye yıkarak Rumları rahatlatmıştır. Bu konuda Finlandiya'nın iyi niyetli ancak yetersiz girişimleri belirli bir neticeye henüz varamamıştır. Hükümetin bu konuda 'izolasyonlar kalkmadan ek protokolün gereği tam olarak yerine getirilmeyecektir' şeklindeki duruşu bize göre doğrudur ve desteklenmelidir. Unutulmamalıdır ki, ek protokolün kabul edilmesi sırasında yapılan müzakerelerin bir parçasını da KKTC'ye uygulanan haksız ve insanlık dışı izolasyonların kaldırılması oluşturmaktadır.

Bu konuda ilk yapılması gereken husus ise AB'nin 26 Nisan 2004 tarihinde kabul ettiği 'Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü yeniden canlandırmak olmalıdır. Hiç şüphesiz GKRY'nin çözüm bulunmadan 2004'te AB üyesi olması hem siyaseten hem de ahlaken yanlıştır ve AB'nin yaptığı bu yanlışı Türkiye her fırsatta kullanmalıdır. Önümüzdeki bir ay içinde ek protokol ve Kıbrıs konusunda çetin bir müzakere döneminin başlayacağı aşikardır.


AB'YE KENDİ YÜKÜMLÜLÜKLERİ HATIRLATILMALI


Diğer yandan, fiili müzakerelerde GKRY, Yunanistan ve Fransa'nın sürekli engellemelerine takılmak AB kurumunun bu ülkeler tarafından esir alınacağı anlamına gelmektedir. Bu sebeple AB atması gereken adımları atamamaktadır. Oysa ki müzakere sürecinin teknik bir süreç olduğu sık sık ifade edilmektedir. Dolayısıyla, müzakere sürecinin Kıbrıs gibi siyasi bir meseleye takılmadan teknik düzeyde devam etmesi gerekmektedir. Bu, AB kurumlarının yerine getirmesi gereken bir ödevdir ve Türkiye AB'ye bu yükümlülüğünü sık sık hatırlatmalıdır.


TÜRKİYE'YE ULUSAL AZINLIK MODELİ DAYATILMAMALI


Belgelerde bulunan bir diğer rahatsızlık konusu AB'nin Türkiye'de asırlardır birlikte yaşayan farklı grupları azınlık-çoğunluk şeklinde bölme merakıdır. MÜSİAD Türkiye'de yaşayan her türlü farklı grupları zenginlik olarak değerlendirmekte ve farklılıkların ayrılık nedeni olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünmektedir. Bu nedenle, asırladır aynı inanç ve şuur noktasında bütünleşmiş grupları azınlık-çoğunluk şeklinde ayırmak ülkemize yarar getirmeyecek ve ayrılıkların daha da artması ile neticelenecektir. Bu nedenle, raporda geçen Türkiye'de Avrupa ve uluslararası standartlara göre 'ulusal azınlıklar'ın var olduğu iddiaları kabul edilmemelidir. 'Ulusal Azınlıklar' konusunda tek bir model dayatmak AB'nin 'çoğulcu' kültürüne de uymamaktadır.

Esasında, raporda iddia edildiğinin aksine bu konuda bir Avrupa yada uluslararası standart olduğunu iddia etmek zordur. Bu konuda Fransa, Yunanistan, İtalya, Letonya, Estonya, İngiltere gibi üye ülkelerin uygulamaları kendi özelliklerine göre farklılıklar göstermektedir. Batı Trakya örneği kendi başına AB'nin bu konudaki tutarsızlığını göstermeye yetmektedir. Diğer AB ülkeleri de bu konuda iyi sicile sahip değillerdir. 'Yeni azınlıklar' olarak bilinen göçmenlere (özellikle de Müslüman göçmenlere) Fransa ve Almanya gibi ülkelerde yapılan uygulamalar insan hakları ve ahlak açısından sorunludur.

MÜSİAD bu konudaki sorunların kardeşlik hukuku içerisinde bölünmeden parçalanmadan çözülmesini doğru bulmaktadır. Bu meyanda, raporun 22. sayfasında yer alan Güneydoğu'da normale dönmek ancak yerel temsilcilerle olur ifadesi muğlaktır ve açıklık getirilmelidir. Ayrıca, Alevi ve Sünni vatandaşları sanki iki ayrı dinin mensubu gibi göstermek de doğru değildir. Cemevleri yanında, camiler de Sünni vatandaşlar kadar Alevi vatandaşların da ibadet edebildikleri kutsal mekanlardır.


AB, ERMENİSTAN KONUSUNDAKİ ISRARLI TUTUMUNU GÖZDEN GEÇİRMELİ


Bir diğer ele alınması gereken nokta, AB'nin Ermenistan konusundaki ısrarlı tutumudur. Diğer raporlarda olduğu gibi, AB Türkiye'den Ermenistan ile ilişkilerini düzeltmesini istemekte hem de bunun komşularla iyi ilişkiler ilkesi gereği olduğunu 31. bölüm olan Güvenlik, Dış ve Savunma Politikası bağlamında dile getirmektedir. Benzer şeklide 30. bölümde AB, Türkiye'nin Ermenistan'ı GSP (General System of Preferences) rejimine dahil etmesini istemektedir. Ermenistan'ın Dağlık Karabağ'da işgali sürdükçe Türkiye'nin bu konuda adım atması zordur. Ayrıca, Ermenistan'ın uluslararası arenada Türkiye'ye yönelik hasmane tavrından uzaklaşması da gerekmektedir.


VİZE, SERBEST DOLAŞIM HAKKI ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL


Bütün bunlara ilaveten, AB bir çok konuda Türkiye'nin yerine getirmesi gerekenleri ifade ederken kendisinin de yerine getirmesi gereken bazı yükümlülükler olduğunu hatırlamalıdır. En önemlisi, AB Türkiye'de reformların sürmesini ve Kıbrıs konusunda ileri bir adım atılmasını istiyorsa, Türkiye'nin AB üyeliğini şeksiz ve şüphesiz bir şekilde kabul ettiğini göstermesi gerekmektedir.

Diğer yandan, vize ve Türk TIR'larının geçiş kotaları konusunda olduğu gibi, AB en kısa sürede ödevlerini yapmalıdır. Türkiye-AB ilişkilerinin hukuki temelini teşkil eden Ankara Anlaşması ve Katma Protokol Türkiye'ye serbest dolaşım hakkını vermesine rağmen çeşitli nedenlerden dolayı ülkemiz serbest dolaşım hakkına hiçbir zaman sahip olamadığı gibi AB ülkelerinin zorluklarla dolu vize uygulamalarına maruz kalmaktadır.

Türkiye 1999 tarihinden beri resmi AB adayıdır ve 3 Ekim 2005 tarihinden beridir de resmen müzakerelere başlanmıştır. Ancak bu gelişmelerin vize konusunda önemli ilerlemelere yol açması gerekmektedir. Geçmiş örneklere bakıldığında Türkiye'nin durumunda olan bir çok aday ülkeye bu konuda seyahat özgürlükleri verilmiş, hatta vizenin kaldırılması söz konusu olabilmiştir. Son olarak eski Doğu Avrupa ülkeleri bu haktan yararlanmışlardı. Yapılması gereken; ilk aşamada Rusya ve Ukrayna'ya yapıldığı gibi Türk halkına, özellikle de ilk önce işadamlarına, öğrencilere, gazetecilere vize konusunda kolaylıkların hemen sağlanması ve en kısa zamanda da özellikle iş dünyası mensuplarını vize uygulamalarından muaf tutmaktır. Vize ücretleri muhakkak düşürülmeli yada bazı gruplardan (mesela öğrencilerden) ücret talep edilmemeli ve vizenin bir çeşit haksız kazanç statüsü olmasının önüne geçilmelidir. Daha sonra ise üye olma yolunda ilerleyen Türkiye için vize şartının kaldırılmasıdır. Vize konusu serbest dolaşım hakkı önündeki en büyük engeldir ve devletin yanı sıra sivil toplum örgütleri de bu konuda kendi platformlarında mücadele etmelidirler.


AB ÖZGÜRLÜKTE AYRIMCI DAVRANMAKTAN VAZGEÇMELİ


Raporda, en göze batan hususlardan biri de özgürlükler konusunda AB Komisyonu'nun seçici davranmaya devam ettiğinin görülmesidir. Oysa ki insan hakları öğretisinin en önemli ilkesi hakların bütün insanlar için geçerli olduğu ve bu konuda hiçbir şekilde ayrımcılık yapılmaması gerektiğidir. AB Komisyonu'nun bütün belgelerinde olduğu gibi, 2006 İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi, Türkiye'de, 'Diyarbakır Protestan Kilisesi' ve 'Yahova Şahitleri'nin hak ve özgürlüklerini dile getirirken bu ülkenin çoğunluğunu teşkil eden muhafazakar vatandaşların hak ve özgürlüklerine yapılan kısıtlamalarda, yine derin bir sessizliğe bürünmeye devam etmektedir ki, bu ahlaken kabul edilebilir bir duruş değildir.

Örnek olarak, raporda yaklaşık bir buçuk sayfada uzun bir şekilde ele alınan kadın hakları meselesinde sürekli kanayan bir yara olan başörtüsü konusunun yer almaması ve benzeri konularda AB kurumlarının ölümcül bir sessizliğe bürünmeleri bu kurumların özgürlükler konusunda güvenilirliğini de sarsmaktadır.

Benzer şekilde, AB'ye göre Türkiye'de dini özgürlükler konusunda sıkıntıları olanlar yalnızca gayri-Müslim ve Alevi vatandaşlardır. Oysa ki Türkiye'de bir çok vatandaş çocuklarına dini eğitim verme konusunda yasaklarla karşılaşmaktadır ki, bu durum hiçbir şekilde AB'nin dikkatini çekmemektedir. Ayrıca, 301. madde tartışmalarında AB belgelerinde yalnızca birkaç isme yer verilmesi rahatsızlık vericidir.

MÜSİAD Türkiye'de bulunan bütün çevre, grup veya zümrelerin hak ve özgürlüklerine en üst dereceden sahip olması gerektiğini savunmakta ve bu konuda AB kurumlarının ayrımcı davranışlarını terk etmesini beklemektedir. Diğer yandan, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın misyonerlik faaliyetleri aleyhine hutbe okutmuş olması AB'yi rahatsız etmiştir ve durum rapora konulurken aynı paragrafta Şubat 2006'de Trabzon'da bir papazın öldürülmesi konusuna değinilmesi iki olay arasında bir ilişki olduğu görüntüsü verilmesine neden olmaktadır ki böyle bir imada bulunmak son derece rahatsız edicidir."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious