ABD ekonomisi çöküyor mu?

ABD ekonomisi çöküyor mu?.21878
  • Giriş : 22.05.2008 / 10:44:00

ABD’nin etkili gazetelerinden Washington Post’ta yayımlanan bir makalede, derin bir finansal krizin yaşandığı ABD ekonomisinin geleceğine ilişkin karamsar değerlendirmelere yer verildi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Son olarak ‘Amerikan Kapitalizminin Küresel Krizi’ adlı bir kitap da yayımlayan Kevin Phillips’in kaleme aldığı makalede, FED’in eski başkanı Alan Greenspan’in mortgage paniğinin ilk olarak ortaya çıktığı dönemde, yaşanan çalkantının 1998’de Rusya’daki borç krizini ya da ABD borsalarında 1987’de yaşanan kısa süreli çöküşü andırdığını belirterek, endişeli halkı yatıştırmaya çalıştığı hatırlatıldı. Ancak arka planda daha geniş siyasi ve ekonomik bir depremin seslerinin duyulabildiğini belirten Phillips, aradan geçen 9 ayın ardından Greenspan’in ‘teskin edici benzetmelerinin’ artık yutulacak hali kalmadığını kaydetti.

ABD ekonomisinin, zayıf doların yanında eşi görülmemiş bir borç düzeyi, aşırı yükselen emtia fiyatları ve emlak fiyatlarındaki ciddi düşüşle yüzyüze kaldığını belirten yazar, bazı ekonomistlerin, dünyanın, 1930’lardan bu yana görülen en büyük finansal krizle karşı karşıya kalabileceği görüşünde olduğuna dikkat çekti.

AMERİKALILAR TARİHE KAYITSIZ

Mevcut koşulların, borsanın yüzde 80 düştüğü, işsizliğin yüzde 25’lere ulaştığı Büyük Buhran dönemiyle kıyaslanmasının isabetli olmayacağını vurgulayan Phillips, bununla beraber Amerikalıların, ekonomide yaşanan huzursuzluğun başta Britanya olmak üzere geçmişte önde gelen dünya ekonomilerini başaşağı eden küresel çalkantılarla aynı belirtileri taşıdığı konusunda kaygılı olmaları gerektiğini savundu.

Halihazırda Amerikalıların yüzde 80’inin ülkenin yanlış yolda olduğunu düşündüğünü belirten yazar, ancak hepsi değilse bile çoğunun, hâlâ ABD’nin eşsiz ve Tanrı tarafından seçilmiş bir ülke olduğuna ve diğer milletlerin tarihinin kendileri için bir önem taşımadığına inandığını kaydetti. “Geçmişteki dünya ekonomileri için de durum buydu: Roma, İspanya, 17. yüzyılda, Amsterdam’ın New York olduğu dönemdeki Hollanda ve 19. yüzyılın İngilteresi” diyen yazar, bu ülkelerin kaderinin 1980’lerden beri ABD’nin yaşadığı süreci andırdığını kaydetti.

ÇÖKÜŞ BELİRTİLERİ AYNI

Bu ülkelerin zirveye çıkıp çöküşe geçmeleri sürecinin birçok ortak nokta içerdiğini belirten yazar, bunları, ‘doğru yolda olunmadığı hissi, hoşgörüsüz ya da misyoner din, askeri ya da emperyal tamahkarlık, ekonomik kutuplaşma, finansın sanayii yerinden edecek şekilde yükselmesi ve aşırı borç şeklinde sıraladı.

ABD BRİTANYA’NIN AKIBETİNE UĞRAYABİLİR

2008’de netameli bir on yıla daha işaret edebileceğimizi kaydeden yazar, bu döneminin risklerini 1997-2000 döneminde önce balona ardından çöküşe yol açan teknoloji çılgınlığı, 11 Eylül saldırıları, imparatorluk kibri ve Bush yönetiminin 2003’teki beceriksiz Irak işgali olarak sıraladı.

Bu gelişmeleri, OPEC’in petrol için belirlediği 22-28 dolar fiyat aralığını terketmesi sonucu beş yıl zarfında petrolün varil fiyatının 100 doları aşması, Irak savaşı nedeniyle ABD’nin küresel itibarının yerle bir olması, ABD’de konut sektöründe yaşanan çöküş ve 2002’den bu yana doların euro karşısında yüzde 50 değer kaybetmesinin izlediğini belirten Phillips, bu şartlarda yakın dönemde yaşanacak küresel bir krizin, ABD’nin 1970 ila 2020 arasındaki yarım yüzyılını, İngiltere’nin 1950’den önceki yarım yüzyılına denk hae getirebileceği tahmininde bulundu. Yazara göre bu durum da ABD’nin onyıllardır süregelen hegemonyasının da sonunu getirecek.

BANKACILIK REFAHIN SONUCU

Eski süper güçlerin iflasıyla şimdiki Amerika arasındaki en ürkütücü benzerliğin, ABD’nin, sağlıksız bir şekilde, büyümenin motoru olarak finans sektörüne bağlı kalması olduğu tesbitinde bulunan yazar, 18. yüzyılda Hollanda’nın, gerileyen sanayi ve ticaretinin yerini yabancı ülkelere sağlayacağı borç finansmanının alabileceğini düşündüğünü ancak 1760-70 arasındaki bir dizi iflas ve çöküşün ülke ekonomisini büyük hasara uğrattığını kaydetti.

1900’lerin başında da İngiliz bir bakanın, Britanya’nın menkul değerler istifleyerek zenginleşemeyeceğini zira bankacılığın, refahın nedeni değil sonucu olduğunu söylediğini hatırlatan yazar, iki dünya savaşının ardından borç yükünün bakanı haklı çıkardığını, Britanya’nın küresel ekonomik liderliğinin de tarihe karıştığını kaydetti.

SANAYİ GERİLEDİ, FİNANSIN YILDIZI PARLADI

ABD’de finansal hizmetler sektörünün 1990’ların ortalarında gayrısafi hasılanın unsuru olarak üretimi geride bıraktığını belirten Phillips, piyasa heyecanının bu kaygı verici değişimi tartışmayı engellediğini savundu. Gayrısafi hasılada finansın yüzde 21’e yükselmesi, üretiminse yüzde 12’ye gerilemesi sürecinde, ‘gazinolara bırakılması gereken türden’ yatırım araçları yanında bir kredi cinnetinin yaşandığını kaydeden yazar, 1987-2007 arasında ABD’deki toplam borcun 11 trilyon dolardan 48 trilyon dolara çıktığına işaret etti.

Washington’un 80 ve 90’lı yıllar boyunca sınırsız likidite akışı ve destekle finans sektörünün büyümesini memnuniyetle izlediğini belirten Phillips, Greenspan, Hazine eski Bakanı Robert Rubin ve şimdiki Bakan Henry Paulson’un mazur görülemez biçimde sektörü düzenlemeyi reddettiğini ifade etti.

Bu isimlerin, 19. yüzyılda sanayinin tarımın yerini alması gibi finans sektörünün ekonomik evrimin yeni başat unsuru olacağını düşünmüş olabileceklerine dikkat çeken yazar, “Fakat kim ciddi olarak yeni ekonomik güçlerin –Çin, Hindistan, Brezilya- finansın başı çektiği gayrısafi hasılaya sahip olacaklarını düşünebilir?” sorusunu yöneltti.

Phillips, aşırı büyüyen finans sektörü sayesinde 2008’in Amerikasının dünyanın en borçlu ve en fazla cari açık veren ülkesi olduğunu, gerek petrol gerekse mamül ürünlerde büyük maliyetle lider ithalatçı haline geldiğini belirterek, “Eğer dünya yakın dönemde 1930’lardan bu yana görülen en büyük krizi yaşarsa bunun muhtemel etkileri hesap edilemez düzeyde olur. Britanya ve Hollanda’nın yaşadığı küresel ekonomi liderliğinin kaybedilmesi artık bizim ufkumuzda da belirmiş görünüyor” ifadesini kullandı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious