Abdullah Gül seçildi: "Gerilim dönemi" sona ermiştir

Abdullah Gül seçildi:
  • Giriş : 31.08.2007 / 00:49:00

Abdullah Gül'ün seçilmesinin çeşitli boyutları ve her bir boyutla alakalı ifade ve anlamı bulunmaktadır.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tabii ki bu anlamların her birisi, aynı zamanda Türkiye için önemli açılım ve değişimlerin de başlangıcını teşkil eden işaretleri bünyesinde barındırmaktadır.

Peki, bu anlam, açılım ve değişimin temel parametreleri nelerdir? Bu konuda sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için her şeyden önce Sayın Gül'ün seçilmesinden önceki gelişmelerin çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu konu kamuoyunun malumu olduğu için mümkün olduğu kadar ayrıntıya girmeksizin ifade etmek gerekirse:

22 Temmuz seçimlerinden önceki dönemde, Sayın Gül'ün seçilmesinin önlenmesine yönelik olarak CHP+bürokrasi+belli bir aydın+medya kesimi müttefik olarak TBMM'nin iradesinin ortaya çıkmasını engellemeye yönelik çok yoğun bir anti-demokratik zorlama gerçekleşti ve yapılan bu zorlamalar akabinde de 22 Temmuz seçimleri yapılmak zorunda kalındı. Bütün bu zorlamaların merkezinde Sayın Gül'ün Cumhurbaşkanı seçtirilmemesi yer almaktaydı. 22 Temmuz genel seçimleri neticesinde AK Parti oy oranını yaklaşık 13 puan artırarak %47'ye çıkardı. Aslında bu, bir yandan halkın AK Parti'nin icraatlarını takdir etmesi, diğer yandan da seçim öncesi olaylara karşı bir nevi "demokrasinin yanında yer alma" tepkisini ortaya koyması anlamına gelmekteydi. İşte ortaya çıkan bu yeni parlamento manzarası karşısında CHP, Sayın Gül'ü seçtirmeme merkezli siyasetini aynı sertlikte sürdürmeye devam etti. Fakat özellikle MHP'nin sorumlu ve demokratik tutumu neticesinde TBMM'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine iştirak etme yönünde karar alması ve bunu uygulamaya koyması ve CHP dışındaki sair muhalefet partilerinin de Meclis'e iştiraki ile yapılan üçüncü tur oylamada 339 oy alan Sayın Gül Cumhurbaşkanı seçildi. Sayın Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesinin ifade ettiği anlam, açılım ve meydana getirdiği değişikliklere gelince.

Bundan demokratik tavır galip çıkmıştır. Anayasa'ya göre, TBMM son görev gününe kadar yasama faaliyetini sürdürebilecek iken; bu onun en demokratik Anayasal bir hakkı iken, bunu engellemeye yönelik bütün çabalar, halkın seçimdeki tutumu+AK Parti'nin de bu tutumu doğru okuması neticesinde Sayın Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesi ile akim bırakılmıştır. Şayet halkın verdiği mesaj doğru okunmayıp bir başka kişi aday gösterilse ve o da seçilse idi, hem seçim öncesi anti-demokratik dayatmalar netice almış olacak, hem de halkın seçimde ortaya koymuş olduğu siyasi mesaj ve irade dikkate alınmamış olacaktı. Gül'ün seçilmesi ile genel seçimler öncesinde sergilenen ve seçim sonrasında da bazı medya mensupları ile CHP tarafından sürdürülmeye çalışılan anti-demokratik zorlamalar bu şekilde neticesiz kalmış oldu. Bunun kısaca, "demokrasinin zaferi" olarak da nitelendirilmesi mümkündür.

CHP dışında yer alan MHP, DTP, DSP ile bazı bağımsız milletvekillerince, CHP tarafından dayatılan "Parlamentoyu sabote etme" teşebbüsü akim bırakılarak "demokratik siyasi mücadele" yolu yeğlenmiştir. CHP'nin bu anti-demokratik politikalarının artık bir çıkar yol olmadığı ayan beyan ortaya çıkmıştır. CHP ile bazı Aydın kesimi+medya+bürokrasi ittifakının zorlamalarıyla ortaya çıkan ve tamamen sistemin tıkanmasına sebep olan "367 toplantı yeter sayısı" krizi de, Parlamento çoğunluğu tarafından, halkın mesajının doğru algılanması neticesinde, takınılan demokratik tavırla aşılmış olmaktadır.

"Gerilim dönemi" sona ermiştir

Parlamenter sistemlerde asıl olan cumhurbaşkanı-başbakan arasındaki uyumdur. 28 Ağustos 2007 öncesi dönemde yaklaşık 4,5 yıl süreyle cumhurbaşkanı-başbakan arasında farklı siyasi eğilimlerde olmaları sebebiyle en uç şekilde yaşanan ve parlamenter sistemin tabiatını zorlayan, hatta bu sistemin Türkiye'de işlemesini tıkayan "gerilim dönemi" sona ermiştir. Bununla, parlamenter sistemin bir icabı olan "uyumlu yürütme" anlayışı tekrardan ortaya çıkmıştır. Artık daha önceleri var olan siyasi eğilim farklılığı sebebiyle hükümetin almak istediği bazı kararları almasının, başbakanın kendi ekibini oluşturmasının engellenmesi olgusu bu şekilde ortadan kalkmıştır. Elbette Sayın Gül'ün de itiraz ettiği karar ve atamalar olabilir; muhtemelen olacaktır da; fakat hiçbir zaman bunun A. Necdet Sezer-Tayyip Erdoğan arasındaki gerilim boyutunda olacağını zannetmiyorum.

Cumhurbaşkanı, 1982 Anayasası'nın 8. maddesi icabı olarak, hükümet üzerinde bir "üst denetim mercii" değildir; bilakis o da yürütmenin bir parçasıdır. Bu, parlamenter sistemin mantığına uygun bir durumdur. Yürütme içinde gerek siyasi sorumluluk, gerekse parlamenter sistemin tabiatı icabı, etkin ve belirleyici olan, hükümet ve başbakandır. Türkiye'de ise özellikle de Sayın Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesine ilişkin tartışmalar döneminde, "Cumhurbaşkanının, hükümetin icraatlarını denetleyen, hoşuna gitmeyen karar ve atamalarına mani olan bir denetim organı" olarak yansıtılmaya; Cumhurbaşkanı ile başbakanın aynı partiden olması da "bu mekanizmanın işletilememesi" olarak lanse edilmeye çalışılmıştır. Oysaki cumhurbaşkanının Türkiye'de bazı kesimlerce zannedildiği şekilde, sanki bir "denetim mercii" imiş gibi aktif bir rol takınmaya kalkışması, bu sistemin tabiatı ile çelişmektedir. Gül'ün seçimi ile Sayın Sezer'in cumhurbaşkanlığı zamanında fiili bir olgu olarak ortaya çıkan "hükümet üzerinde fiili bir denetim oluşturma; bu yolla bazı kararların alınmasının önüne geçilmesi; bazı atamaların engellenmesi" uygulaması da son bulmuştur.

Parlamenter sistemlerde asıl olan, uzlaşmanın konusunu "Anayasa'nın yapılması ya da değiştirilmesi" oluşturur. Gerçeklik bu yönde iken, Gül'ün seçilmesi ile, parlamenter sistemin tabiatı ile çelişen ve üzerinde uzlaşılacak kişinin bazı görüş ya da eğilimler itibarıyla AK Parti'ninkinden farklı olması muhtemel olan ya da en azından başbakanın kendisiyle çalışmayı arzu etmediği bir kişinin seçtirilmesi yoluyla, başbakan-cumhurbaşkanı arasında yaşanması muhtemel uyumsuzluk beklenti ve projeleri akim kalmış oldu.

"Hükümetle Cumhurbaşkanı Sezer arasında yaşanan gerilimler sebebiyle ortaya çıkan ve hükümet tarafından ileri sürülen, ya da en azından kamuoyunda bu yönde ağırlıklı bir kanaatin var olduğu "hükümetin ekonomik ve siyasi politikalarını uygulayamadığı; bunu mümkün kılacak kararları alamadığı; bunların hep Köşk'e takıldığı; diğer yandan hükümetin kendi ekibini oluşturamadığı; bu sebeple bazı konularda sıkıntılar yaşandığı" şeklindeki bahaneler de artık kalkmış oldu. Artık hükümetin önünde kendi politikasını uygulamasına ve ekibini oluşturmasına mani olacak, çelme takacak Köşk engeli bulunmamaktadır. Bu durum, siyasetin tabii mecrasına yerleşmesi anlamına gelmektedir.

Sayın Sezer sebebiyle bazı noktalarda AB'ye uyum sürecinde yaşanan aksamalar da izale oldu. Bu şekilde hem bu kabilden çabaları engellemeye yönelik Köşk engeli ortadan kalmış olmakta, hem de AB konusunda derinlemesine bilgisi, tecrübesi ve arzusu olan birisi Köşk'e çıkmış olmaktadır. Bu iç uyum, AB konusunda arzu edilen ilerleme ve demokratikleşme çabaları konusunda da pozitif bir etki meydana getirecektir. Bu durum da, AK Parti'nin konuya ilişkin performasını etkin bir şekilde ortaya koyabilmesi için gerekli zemini sağlamış olmaktadır.

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
YARD. DOÇ. DR. ADNAN KÜÇÜK

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious