Adnan Polat'ın sağduyusu Oran Eğin'i küplere bindirdi

Adnan Polat'ın sağduyusu Oran Eğin'i küplere bindirdi.12183
  • Giriş : 24.04.2008 / 14:19:00

Adnan Polat, Hakan Şükür'ün 'Kutlu Doğum Haftası'na yakışır derbi olsun' açıklaması için devreye girmeyince, Oray Eğin, çılgına döndü. Eğin nasıl saldıracağını bilemedi:

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Daha önce Galatasaray'ın eski futbolcusu Hakan Ünsal'ın, "Galatsaray'dan namaz kıldığım için kovuldum" sözlerini eleştirerek, "Galatasaray’da din çoğu zaman için bir araç, bir kadrolaşma yoluydu." diyen Akşam yazarı Oray Eğin şimdi de Hakan Şükür'ün derbi öncesi yaptığı "Kutlu Doğum" çağrısını eleştirdi. Galatasaray Başkanı Adnan Polat, Hakan Şükür'ün "Kutlu Doğum Haftası'na yakışır bir derbi olsun" açıklaması için devreye girmeyince adeta çılgına dönen Oray Eğin, Başkan Polat'ı neyle suçlayacağını bilemedi.

İşte Eğin'in Hakan Şükür üzerinden Polat'ı eleştirdiği yazısı...

Rahat olun, Polat’ın eli kolu bağlı

Galatasaray camiası ayaklandı. Hakan Şükür’ün kutlu doğum haftasıyla ilgili görüşleri kulübün geleceğinden endişe duyanları harekete geçirdi. Bir süredir, Fethullah Gülen’in Galatasaray üzerindeki etkisi tartışılıyordu zaten, şimdi işin ciddiyetle incelenmesi gereken bir noktaya vardığı da anlaşıldı. “Kutlu doğum” açıklamasına itiraz edenlerin temelde insanların inanışlarına karışmak gibi bir niyeti olduğunu iddia etmek zor, ancak insanların inancı başkalarının üzerinde baskı unsuru olarak kullanılıyorsa burada tartışılması gereken çok ciddi bir mesele var. Zaten kıyamet de bundan kopuyor.

“Herkesin dini inancı” diye söze girip “Hıristiyan futbolcu da ıstavroz çıkarıyor”la devam eden romantik açıklamaları bir köşeye bırakın. Kimi kandırıyorsunuz?

Hakan Şükür’ün dini inancı Galatasaray’a geldiğinden beri sadece kendini kapsayan bir durum olmadı ki. Aksine, o bunu başkaları üzerinde etki alanı oluşturmak için kullandı. Zamanında kendisi gibi düşünmeyen, kendi şemsiyesi altına girmeyen futbolculara örgütlediği diğer oyuncularla beraber pas atmadığı, performanslarının düşmesine, takımda yer bulamamalarına sebep olduğunu unuttuk mu?

Aslında Hakan Şükür’den dolayı mağdur olan futbolcuları en iyi Adnan Polat bilir. Zamanında, Galatasaray’da yöneticilik yaptığında takımın altyapısını Alevi kökenli çocuklara da açmıştı Polat. Bu oyuncular başarılar göstermiş, yükselecekti, belki de bugün takımın vazgeçilmezlerinden olacaktı.

İddialara, Galatasaray camiasında söylenenlere göre bu çocukların önünü kesen kişi de Hakan Şükür’dü. Hatta ve hatta Adnan Polat’ın geçmişte Hakan Şükür’le çatışmasının altında da bu yattığı söylenir. Hakan Şükür’ün zorunlu Torino seyahatinin mimarı Polat’tı ve onu bir an önce takımdan uzaklaştırmak istiyordu. O dönemin gazetelerinde defalarca bunun tarikatçı yapılanmanın önüne geçmek için olduğu konuşuldu.

Ama devir de değişti...

Aslında Alevi kökeninden Adnan Polat’ın hâlâ bu tarikatçı yapılanmaya karşı olması beklenir, ama paranın dini imanı yok lafı tam da bu noktada devreye giriyor.

Unutmamak gerekir ki Adnan Polat - pek çoğu da estetikten yoksun - inşaatlarıyla ünlü bir işadamı. Belediyelerle iş yapıyor. Mesela Yusuf Namoğlu döneminde Beşiktaş Belediyesi’yle ortak birbirinden çirkin portakal renkli binalar kondurmuştu ilçeye.

Polat İnşaat hâlâ sektörün önde gelen firmalarından biri, günümüzde de belediyelerin yapılanmasına bakmak önemli. Hele hele Galatasaray’ın başına gelmesi plananan Abdullah Avcı’nın Belediye takımında antrenörlük yaptığı bilgisi eklenince manzara daha da netleşiyor.

Gelsin ihaleler, inşaatlar...

Galatasaray’ın geçmişten gelen Batılı geleneği ve kültürüne bağlı olmasını savunan üyeleri ise tam da Kutlu Doğum Haftası’nda Adnan Polat’ın birtakım adım atmalarını isteyecekler. Onlara kötü bir haberim var: Bir süre daha tartışılır bu konular, pek de tartışılacak yayın organı kalmadı da, sonra da unutulur.

Başkan Adnan Polat ise hiçbir şey yapmayacak. Yapamaz ki, eli kolu bağlı. Ticari ilişkileri, para alışverişi yüzünden yazılı olmayan bir kontrat imzaları ve kendisini teslim etti. Belki de geçmişte tek kişilik kahramanlık çabalarının hiçbir işe yaramadığını görüp vazgeçmiştir...

Ben yine de Adnan Polat’ı anlıyorum.

Onu anlıyorum da... Asıl yönetimdeki Beyaz Türkler’i anlamıyorum. Onların bu konudaki sessizliği, Polat’a karşı çıkmayışları Türk burjuvazisinin alışılagelmiş korkaklığının tescili değil mi?

Oray Eğin Hakan Ünsal için de şöyle yazmıştı:

Futbolcunun dinini tartışma zamanı (09.11.2007)

Köşe yazıyor, maç yorumluyor, tartışma programlarında yer alıyor. Onu futbolu bırakan ve bu işi yapabilecek onca başka futbolcudan ayıran ne, bilmiyorum. Zira Ahmet Çakar gibi bir grotesk ekran yüzü değil, Hıncal Uluç kadar çarpıcı, tersten çakan bir bakış açısı yok. Ne de Rıdvan Dilmen kadar tekniğe hakim.

Ama hepsinden daha çok ekranda. Hakan Ünsal’ın kapışılmasının altında çevresinin mi etkisi var, diye düşünmeden edemiyor insan. Bu “çevre”yi yeniden tartışmak için bir fırsatımız var.

Fatih Altaylı, Aydınlık’a verdiği “Hakan Şükür inanç dünyasını Galatasaray’a taşıdı. Dikkat edin Galatasaray’a gelen bütün genç çocuklar bir yerden sonra tarikata girmek zorunda kaldılar. Galatasaray bundan tam kurtuluyordu, Hakan gitmişti, son kalan cemaat kalıntısı Hakan Ünsal’ı da ben yollamıştım, dolayısıyla bir temizlik olmuştu” diyor.
Ondan önceki dönemlerde Adnan Polat’ın da dini inançlarından dolayı Hakan Şükür’ü zorla Torino’ya yolladığı konuşulmuş, ama bu asla açıkça dillendirilmemişti.

Dün, İslami duyarlılıkları fazla www.8sutun.com sitesine konuşan Hakan Ünsal yanıt verirken kendisinin cemaatçi olduğunu da itiraf ediyor:
“Türkiye’de İslam’ı yaşayan insanların yüzde 70’i herhangi bir cemaate bağlı. En azından gönül bağlılığı vardır. Eğer bu tarikaçılıksa, eyvallah, ben de bunu kabul ediyorum. Bu Fethullah Gülen hocaefendi de olur, bir başka hocaefendi de. Bunu kabul ederim, zaten buyum da.”
Doğruya doğru, Hakan Ünsal hiç kimseden dini kimliğini saklamadı. Hatta cemaatçi pek çok arkadaşına kıyasla kurallara, yaşam tarzına daha bağlı. Okan, Arif, Hakan Şükür gibi yakın arkadaşları arasında bir tek onun eşi kapalı, bunu da kamuoyundan gizlemedi.

2002 yılında Galatasaray’dan gönderildiğinde Hakan Ünsal’la dini inanç dünyasını konuşma fırsatım olmuştu: “Benim ailem çok muhafazakâr değil açıkçası. Küçük yaşta babamı kaybettim, daha sonra ablalarım ve ağabeyim evden ayrıldı ve annemle ben kaldım. Kapalı mıyız; zaten [Sinop’ta] küçük bir kasabada yaşıyorduk. (...) Son yılların popüler kelimesi ‘gerici’ var ya, öyle bir şey düşünebilirler ama beni ve eşimi tanıyanlar bilirler. Eşim hakkında otomatikman bir önyargı herkeste olabilir.”

Bu söyleşinin girişine bugün de samimiyetle inandığım şu cümleleri yazmışım: “Futbolcu ateist, satanist, budist, agnostik, radikal, hatta faşist de olabilir. Onlar hakkında söyleyeceğimiz her söz yeşil sahanın beyaz çizgileri dahilinde olmak zorundadır.”

Ama eğer o dini inanç özelden kamusala geçiyorsa, dini inanç adı altına başka hesaplar yapılıyorsa üzerinde yorum yapma hakkımız da doğar. Nitekim Galatasaray’ın inançlı futbolcuları bugüne kadar dini sadece bir “inanç” olarak yaşadıkları konusunda ikna edemediler hiçbirimizi. Galatasaray’da din çoğu zaman için bir araç, bir kadrolaşma yoluydu.
Hakan Ünsal’ın da öfkelenmesine gerek yok. Kimse onu inancından dolayı yargılamıyor. Ama dini inancın futbocuların kariyerlerini ne derece etkilediğini de açıklamak zorunda. Bazı çok başarılı futbolcular geldi Galatasaray’a, hiçbir varlık gösteremeden gittiler mesela. Büyük takımda aniden yeteneksiz mi oldular, yoksa cemaatçiler bu çocukları dışladılar mı mesela...

Kimi futbolculara pas atmamaktan tutun da, onları takım içinde yalnız bırakmaya kadar uzayabilir bu cemaatçi ve olmayanlar arasındaki çekişme.

Hakan Ünsal’ın şu itirafı da yol gösterici olabilir: “Bir insanın dini yaşaması gerektiğini, bunun bir emir olduğunu da söyledik. Namaz kılmanın gerekliliğinden bahsediyorduk. Ama asla kimseyi zorlamadık.”
Bugün Sabri Sarıoğlu denen genç bir futbolcu namaza Hakan Şükür yüzünden başlıyorsa burada inançlara saygıyı değil, cemaatçiliği konuşmamız gerekiyor.

Galatasaray’ın “sağ kanadı”na yönelik bu operasyonlar, geçmişte de, o zaman da insanların dini inançları yüzünden değil, aksine bu inançların kötüye kullanılmasına karşıydı. Zaten Altaylı’yla o zaman konuştuğumda bana “İstediğimiz Türk toplumu ne kadar Müslümansa, Galatasaray da o kadar olsun. Türkiye bu konuda ne kadar liberalse, Galatasaray da o kadar” yanıtını vermişti.

Daha sonra, bu cümleyi bir başka söyleşide Hakan Ünsal’a aktarmış ve şu yanıtı almıştım: “O şekilde bir düşünce olur mu bilmiyorum, bugüne kadar bana böyle bir şey gelmedi.(...) Giden Türk futbolcular içinde büyük bir çoğunluğu bu dediğiniz şekilde olabilir. ‘Kesin böyledir’ demek pek doğru olmaz. Ama hakikaten de böyle bir uyum var. Ben böyle bir düşüncenin çok tehlikeli olduğuna inanıyorum. Türkiye’nin şu anda bulunduğu ortam itibarıyla böyle bir niyette futbolcuları göndermeleri çok tehlikeli olabilir bence. Çok hassas bir noktada duruyoruz. Çok ince bir köprü üstündeyiz.”

O günlerde devamı gelse belki bugünkü ‘teslimiyet’ manzarası da oluşmazdı halbuki: Hakan Şükür’den vazgeçilmiyor, hatta oyuncu-menajer olarak kullanılacağı bile düşünülüyor. Zaman gazetesinin köşe yazarı Feldkamp takımın başına getiriliyor.

Bu operasyonlarda belirleyici Futbol değilse, belirleyici olanı tartışmamız gerekiyor. Hakan Ünsal da bugün mağdur olduğunu anlatmasın; sırtını dine dayayanların, o çevrenin takımda neler yaptığını açıklaması daha caizdir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious