Ahmet Hakan 'riski göze aldı' konuştu

Ahmet Hakan 'riski göze aldı' konuştu.12398
  • Giriş : 31.03.2008 / 18:24:00
  • Güncelleme : 31.03.2008 / 18:31:39

Gazeteci Ahmet Hakan, NTV’de Başbakan’ı toplumu ikiye böldüğü için sert bir dille eleştirdi, alacağı tepkiye hazır olduğunu, “gidecek yeri kalmadığını” söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Başbakan’a “Ey Tayyip Erdoğan” hitabıyla başlayan sert eleştiriler içeren yazısının ardından, NTV’de “Yazı İşleri” programına konuk oldu ve canlı yayında Başbakan’a sert eleştirilerini seslendirdi. Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtlayan Ahmet Hakan, bugün toplumun ikiye bölündüğünü, Erdoğan’ın buna bizzat katkıda bulunduğunu, tahammülsüzlüğünün nefret yarattığını, bunun mazereti olamayacağını söyledi.

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, bugünkü köşesinde “Gaza gelme” başlıklı bir yazı yazdı. Başbakan Tayyip Erdoğan’a “sen” diye hitap ederek sert bir dille eleştiren Hakan’ın, “Ey Tayyip Erdoğan...” diye başlayan yazısında, satır başları şöyle:

...Senin için çok güzel şeyler yazıp çiziyorlar... Sen de kayıtsız kalmıyorsun/kalamıyorsun.
..Senin asıl sorunun şudur: Pekala senden nefret etmeyebilecek bir kitleyi, senden nefret eder hale getirdin.
... O kitlenin hassasiyetini hiç anlamadın... “Dinin hiçbir yasal zorlama olmaksızın da baskı aracı haline dönüşebileceği endişesi”ne zerre kadar kulak vermedin...
... Senin önünde “herkesin başbakanı” olmak fırsatı vardı, maalesef bu fırsatı iyi değerlendiremedin...Gettondan dışarı çıkamadın... Bir iki çıkma denemesi yaptın, ama acayip rahatsız olup tekrar gettona dönüverdin...Eski cemaatinden üç beş üslupsuza bile “Hadi oradan” diyerek haddini bildiremedin... Tam tersine, tuttun, herifleri uçağına alarak taltif ettin... Atamalarda liyakati esas alacağına, “İlle de camiadan olsun” yaklaşımını benimsedin...

... Bütün bunların üzerine... Bir “Hitabet sanatı” olarak gördüğün “öfke”ni, kontrolsüz biçimde kullandın... Hiçbir faydası olmayan, lüzumsuz demeçlerle ortamı gerdin... Bütün bunların üzerine... “İslam’da çokeşlilik” meselesinden tut da “İslam’da katili affetme yetkisi kime aittir?” meselesine kadar... Girmemen gereken konulara girdin... Hem “amatör ulemacılık” oyunu oynadın, hem de her türlü gelişme karşısında kıllanmaya hazır bekleyen kesimleri daha da kıllandırdın...

MENDERES İÇİN BİR MANTAR TABANCASI BİLE PATLAMADI

... Şimdi de hatalar zincirine bir yenisini ekliyorsun... Sana gaz verenlerin telkin ettikleri yanlış memleket tasavvuru nedeniyle... “Arıza”nın tek ve geçerli nedeni olarak “çeteci-darbeci” tipleri görüyorsun... “Gık” diyene “Çeteci” diyorsun, “Gak” diyene “Darbeci” diyorsun... “İddianame”ye bile “çete” ve “darbe” imajlarını kullanarak itiraz ediyorsun...Çok ciddi bir taktik hata içindesin...

... Kalkıp, “Ben altı yıldır iktidardayım... Nasıl oluyor da laiklik karşıtı etkinliklerin odağı oluyormuşum?” diyeceğine... Yani şu meşhur “odak” sözcüğüyle hesaplaşacağına... “Çete/darbe” falan diyerek kestirmeden işi bitirmek istiyorsun... Ey Tayyip Erdoğan... Gaza gelme... Lüzumsuz delikanlılık gösterilerine girişme... “Boynumu giyotine uzatmam” falan diyerek ortamı daha fazla germe... Özeleştirini ver... “Nerede yanlış yaptım?” de... Bir başbakan olarak huzur ve güven ortamını yeniden tesis et... Senden nefret edenlerin nefretlerini boşa çıkaracak adımlar at... Bugün sana gaz verenlerin sırtlarında yumurta küfesi olmadığını düşün... Hem unutma ki: 27 Mayıs’ta ya da Menderes asıldığında... Menderes sevgisinin destanının yazıldığı bu topraklarda bir mantar tabancası bile patlamamıştır...

SADAKATLE İLGİLİ BİR KARAR VERDİM

Yazısının ardından NTV’nin “Yazı İşleri” programına canlı yayın konuğu olan Ahmet Hakan, “Başbakan niye 70 milyonun iktidarı olamadı? Sadece türban konusundaki sözleri nedeniyle mi yoksa başka göstergeleri de var mı?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Şüphesiz var. Ben Türkiye’de AKP ve Tayyip Erdoğan’ı öyle ya da böyle kabullenmeye hazır laik kesimi olduğunu düşünenlerdendim. Uygulamalarla, sözlerle, demeçlerle ve bir takım adımlarla bu laik kesimle Erdoğan arasındaki buzların eriyebileceği kanaatindeydim. Tabii ki bazı marjinal kesimler olacak, onlar anti-Erdoğan anti-AKP tutumlarını sürdürecekler. Ancak iş dünyası gibi, medya gibi AKP’nin açılımına çok büyük önem veren kesimler, yine belki AKP’ye ilk etapta oy vermiş kendilerini de laik kesim içerisinde telakki eden kesimler hazırdı. Ama ne oldu? Olmadı. Çünkü Erdoğan insanların yaşam tarzları konusundaki titizlenmelerini tam olarak anlayamadı, neden titizlendiklerini anlayamadı.

ERDOĞAN BÖLÜNMEYE BİZZAT KATKIDA BULUNDU

“Din konusunun özellikle yasal herhangi bir zorunluluk baskısı olmadan da insanlar üzerinde bir baskı aracı olabileceğini algılayamadı, bunun önlemlerini alamadı. Son derece gereksiz, lüzumsuz, gerginlik çıkarıcı bir takım demeçler verdi, bir takım imalarda bulundu ve başörtüsünü, türban meselesini hallediş biçiminde yine başka kesimlerin duyarlılıklarını hiç hesaba katmadı, oy çoğunluğuna dayanarak adımlar atabileceğini düşündü. Toplumdaki oluşması muhtemel ikiliğin oluşmasına bizzat katkıda bulundu, bu çok önemli bir problem. Aslında biraz daha dikkatli olabilseydi, biraz daha sorumlu davranabilseydi, belki böyle bir sonuç olmayacaktı. Şu anda tam bir ikiye bölünmüşlük hali var.

BUNUN MAZERETİ OLAMAZ

Ahmet Hakan, Başbakan’ın “Karşı taraf uzlaşmaz, karşı tarafın hesapları var, karşı taraf hazmedemiyor” ifadeleriyle; aslında her şeyi yapmaya hazır oldukları ama karşı tarafın yanaşmadığı” savunmasını şöyle değerlendirdi:

“Karşı tarafın hazımsız olduğu doğru. AKP ne yaparsa yapsın arıza çıkartmaya temayüllü olduğu doğru. Zaten tam da bu nedenden dolayı AKP’nin daha fazla sorumlu davranması gerekiyor. Yani buradaki duyarlılığı algılayabilmek, anlamak gerekiyor. Bütün bir muhalif duruşu darbecilikle, çetecilikle eş anlamlı olarak algılamak, hepsini kasıtlı bulmak, bence muhaliflerin tümünü iflah olmaz anti AKP’ci yapmaktan başka hiç bir şeye yaramadı. En ılımlı olmasını beklediğim kesimlerde bile şu anda son derece sert bir anti-AKP tutum görüyoruz. Buna yol açan en önemli faktör Erdoğan’ın ve AKP’nin söylemidir, bunu algılamamasıdır. Bunun mazereti olmaz. Yani siz gayet iyi düşünülmüş, çerçevesi iyi çizilmiş bir politika izlersiniz ve muhaliflerinizi marjinal kılarsınız. Böyle yapmadılar, problem burada bence.”

SONU NEREYE VARACAKSA VARIR, RİSKİ GÖZE ALDIM

Ahmet Hakan, daha önce Abdullah Gül hakkında çok sert yazılar yazdığı, şimdi Başbakan’ın “hiç hoşlanmayacağı” yazılar yazdığı hatırlatılarak “Gidecek yerin kalıyor mu” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Kalmıyor. Şöyle ben bir karar verdim yazıyla ilgili; sadakatimiz yazıya mı olacak, yoksa bir takım iktidar odaklarına mı? Bu soruyu kendi kendime sordum ve sadakatimin yazıya olması yönünde belirledim. Dolayısıyla bu benim bilinçli, kasten bilerek seçtiğim bir yoldur. Bunun sonu nereye varacaksa varır, o riski göze aldım. Bazı kesimlerden bazıları, bana bunu söylüyor; iyi niyetli de değil, kötü niyetli; gidecek yerin kalmayacak, göreceksin, filan diye... Ama önemli değil. Yani önemli olan yazıya sadakatin sürüyor olması.”

BAŞBAKAN’IN DİKKATİNİ BAŞKA TÜRLÜ ÇEKEMEM

Ahmet Hakan, bugünkü yazısında Başbakan’a “sen” diye hitap etmesini de şöyle değerlendirdi:
“Üslubum bu benim. Yani burada çok da fazla açıklanacak bir şey görmüyorum. Yani beğenen olur, beğenmeyen olur. Bu benim üslubum, özel bir kasıt taşımıyorum. Biraz daha dikkat çekici olmasını istiyorum, bunun da herhangi bir sakıncası yok. Başbakan’ın dikkatini başka türlü çekmemiz de mümkün değil. Temas halinde filan değiliz. Yazıyla kendisine ancak hitap edebilirim gazeteci olarak. Dolayısıyla bir sakınca görmüyorum. Önemli olan içerik aslında. Yani ben orada üslubumun, söylediklerimin önüne geçmesini de istemem açıkçası.

ASLANSIN DİYE YANLIŞ YÖNE SEVK EDİYORLAR

“Çünkü ben diyorum ki Başbakan Erdoğan’la ilgili son zamanlarda bu medyadaki cepheleşme nedeniyle, Erdoğan’ı etkileyen kalemler, son derece yanlış yönlere sevk ediyorlar. Sen işte aslansın, kaplansın, sen istersen yaparsın, Demirel gibi şapkanı alıp gitmezsin, Erbakan gibi 8 saatlik MGK’da terlemezsin, boynunu giyotine uzatma, bunların hepsi çetecidir, üstüne git, diye yanlış bir memleket tasavvuru algısı Erdoğan’a yüklüyorlar. Ben de diyorum ki, böyle değil. Tamam çok önemli, yani darbecilerin üzerine gitmek, Ergenekon çetesini çökertmek çok çok önemlidir, ama her şey değildir. Çökerttiğiniz taktirde bu çeteyi (ki çökertmelisiniz) toplumsal kutuplaşma var Türkiye’de, toplumun çok önemli bir bölümü Tayyip Erdoğan’dan nefret eder bir hale gelmiş durumdadır, bu sorunla nasıl baş edeceksiniz, dikkatli olun demeye getiriyorum aslında. Bunun ben daha önemli olduğunu düşünüyorum, bu mesajın daha önemli olduğunu düşünüyorum.”

NEFRETİN NEDENİ BAŞBAKAN’IN TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜ

Başbakan’la en son ne zaman görüştüğü sorusuna “Hatırlamıyorum, en son ne zamandı... Ama çok uzun uzun bir zaman oldu” karşılığı veren Ahmet Hakan, bundan sonra ne zaman görüşmeyi umduğu sorusu üzerine şöyle konuştu:

“Öyle bir umudum, öyle bir beklentim söz konusu değil. Ben açıkçası burada benimle görüşmüş ya da görüşmemiş bunu önemsemiyorum. Önemli olan şu, Başbakan’ın sözünü ettiğimiz nefret halinin doğmasına neden olan tutumlarından biri de tahammülsüzlüğü bence. Mesela medyada biri aleyhte sayılabilecek bir şeyler yazdıysa, çiziliveriyor veya onunla temas sıfırlanıyor. Veya işte her gazeteden temas kuracak bir kişi, iki kişi filan kaldı, onlar da böyle dikkatle izleniyor, isimleri çiziliyor. Ben bu tahammülsüzlük halinin de, Başbakan’ın güvence verdiği o demokrasi anlayışıyla bağdaşmadığı kanaatindeyim. Bu tahammülsüzlüğün de aslında sorgulanması gerektiği kanaatindeyim. Önemli gazetelerin, (kendi açımdan söylemiyorum) önemli yazarları var, genel yayın yönetmenleri var, onlarla temas kurulması gerektiğini düşünüyorum. Yani diyalog kapılarının açık tutulması gerektiğini düşünüyorum. Bunların hepsi her geçen gün kapatılıyor. Bu da iyi bir şey değil. Yani bir kendi medyasını yaratma çabası, iması... Yani bunun delilleri yok ama herkes görüyor. Böyle mi mücadele edilecek? Yani bakıyorsunuz bir medya var, o medyada biraz aleyhte haberler çıktı, bununla nasıl mücadele ederim, hemen karşı medya oluşturarak... Olmaz. Diyalog kuracaksınız benimle, ben sizin düşmanınız değilim ki... Yani ben de size bir takım sorular sormak istiyorum, hiç bu soruları sorabileceğim imkanları, mekanizmaları oluşturmuyorsunuz, nasıl olacak bu iş böyle. Benimle konuşma, onunla konuşma, onun ismini çiz, bunun ismini çiz, bu bence yüzde 47’lik bir iktidarın tutumuna benzemeyen bir tutum bu. Gittikçe marjinalleştiği kanaatindeyim.”

NTVMSNBC

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious