Ahmet Turan Alkan, Sav'a fena dokundurdu

Ahmet Turan Alkan, Sav'a fena dokundurdu.13595
  • Giriş : 02.06.2008 / 21:41:00
  • Güncelleme : 02.06.2008 / 21:47:02

Yazar Ahmet Turan Alkan, Sav'ı tarif ederken öyle cümleler kullandı ki evlere şenlik...!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


BEYEFENDİ, FERMUARINIZ

Farkındayım, bilmem gerekirdi ve bunu itiraf ederken bir miktar utanıyorum fakat işin açıkçası ben Önder Sav'ın, CHP Genel Sekreteri olduğunu bilmiyordum; dün öğrendim. Ve şaşırmadım. Niçin şaşırmadım? Şaşırmadım çünkü bu muazzez müessesenin üst katlarında, bana uzaktan hep aynı tornadan çıkmış intibaı veren yöneticiler bulunur.

Bunlar, genellikle açık mavi gömlek ve ağırbaşlı renklerde düzgün bağlanmış kravatlar takar, TBMM televizyonunda grup yöneticilerin basın toplantısı yaptığı stüdyonun mavi ve zevksiz dekoru önündeki DMO depolarından alelacele kaldırılıp da oraya muvakkaten konulmuş gibi duran melamin kaplamalı sunta mobilya masaların arkasına geçerek çok kaygılı, hayli sinirli, fevkalade gergin ve kıyasıya endişeli edâlarla, o esnada hangi parti hükümette ise onlara saydırıp dururlar. Bu değerli siyaset adamlarının isimlerini, resimleri ile üst üste koyarak hafızama kaydetmem için, aynen Önder Sav'ın başına gelen alelâde gaflet vakasında olduğu gibi hasseten dikkatimi celbetmeleri lâzım gelir. Sayın Baykal'ın bu zevâtı benden daha iyi tanıdığı ve her kurultayda bunlardan kâfi miktarda bir heyeti parti yönetiminde istihdam edilmek üzere rezervinde bulundurduğu muhakkaktır. Mazbut ve muhafazakâr adamlardır, asabî ağabeylerdir; laiklik, cumhuriyet, yolsuzluk gibi mevzularda fevkalade hassas hislenişler geliştirmiş insanlardır. Ara sıra, partinin demirbaş kaydında 'mânâsız fakat yararlı adamlar' başlığı altında bekleşmekten huysuzlanıp, "Deniz Bey'in yaptığı genel başkanlığın ben âlâsını yapar, hatta ucuna kuş kondurup öttürürüm be!" şeklinde akıllara ziyan düşüncelere kapılarak o mübârek kurultaylarda genel başkan namzet namzedinden öteye varması muhâl ihtimâl serüvenlere bulaşmak gibi küçücük zaaflarla mâlul bulunsalar da, bu zaaf, neticede fazlaca mahzur teşkil etmez; (bkz. sahi neydi o son kurultayda namzet namzedi kontenjanını dolduran Samsunlu tabib vekilimizin adı?) zira göl yerinde su, aslan yatağında er, CHP saflarında telefonu açık bıraktığını hatırlayabilecek genel sekreter adayı eksik olmaz; olmamalıdır. Asırlık müessese birâder!

Sayın Sav'ın CHP genel sekreterliği gibi önemli bir makamı haylidir deruhte etmesine rağmen benim bundan, -neredeyse iş işten geçtikten sonra- haberdar olmamın kıymet-i harbiyesi yoktur. Önemli olan CHP genel sekreterinin fani bedeni değil, CHP genel sekreterliğinin, -hatırladıkça bile insana güvenle karışık tatlı bir ürperti hissi veren- ebedî ve ezelî mevcudiyetidir. Evet, hoş ve -nasıl derler- "şık" bir final olmamıştır ve geçmiş hizmetleriyle Önder Bey, daha görkemli bir jübileyi hak etmektedir. Esasen onu bitiren şey, makam odasında merkez valisiyle "devlet dedikodusu" yapması ve bu sohbette konuşulan şeyler değil -hepimiz okuduk, bunlar alelâde kıraathane sohbetleridir-, "Efendim, telefonunuzu açık unutmuşsunuz" yollu nazik uyarılara, "saçmalık" diye her mânâya gelebilecek, amorf bir tepki vermiş olmasıdır. Oysaki, yaşlı-genç ayırt edilmeksizin her insan, "beyefendi, fermuar!.." şeklinde bir ikazla karşılaşsa refleks icabı irkilip, o anda görünmez olmayı temenni ederek ani bir otokontrol ameliyesine girişmek ihtiyacı hisseder. İşin daha eğlenceli kısmı, bilumum "bir kısım medya" editör ve köşekadısı takımının, "beyefendi, fermuarınız!" ikazını, "hadi ordannn; sen makbul biriysen gözün başkalarının fermuarında ne geziyor?" şeklinde paraşizoit bir kontratak refleksi göstermiş olmasıdır.

Ne var ki, pis ve küçük bir gerçek, o güzelim ve muhteşem teoriyi berbat etmiş bulunuyor. Bıyıklarını pomatla eğittiğinden şüphelendiğim bir laikçi yazar, dün bu durumu, "n'aaptın Önder; her şeyi berbat ettin!" özdeyişiyle kabullenmiş gibi görünüyorsa da CHP kalesinden hâlâ, "dayan yiğidim, yettim" naraları duyuluyor. Bakalım Malkoçoğlu Cüneyt Bey bu defa vaktinde yetişebilecek midir?

Ne yani, geveleyerek de olsa özür dileyip, partinin demirbaşları arasından yeni bir genel sekreter bulmak o kadar zor mu yahu?

Ahmet Turan Alkan'la aynı gazetede yazarlık yapan kalemin üstadı Nedim Hazar ise meseleye bir tespitle yaklaştı:

MUSTAFA AMCA'NIN AHI

Size daha önce çocukluk arkadaşım Tiftik'ten bahsetmiştim. (16 Şubat 2008) Tam bir külyutmaz ülke gözlemcisidir Tiftik. Geçen gün yine ziyaretime geldi ve yaşanan bu son gelişmeleri beraber değerlendirdik. En baştan söyleyeyim ki, Tiftik CHP, dinlenme, Önder Sav, pot, saflık, saçmalık, kundaklama gibi konu başlıklarının arasından iki önemli hususun gözden kaçtığına inanıyor. Bir sefer Önder Sav'ın başına gelen bu dinleme ve sonrasında komik duruma düşme olayının tamamen ilahi bir boyutu olduğunu düşünüyor.
Tiftik'e göre kutsal değerler Sav'ı çarptı, 'Daha ne olsun ki!' dedi, 'Allah'ın sopası mı var?' şeklindeki Anadolu deyişini anımsattı. Ben bu kadar sert düşünmesem de Önder Sav'ı, alay ettiği yaşlı Mustafa Amca'nın ahının tuttuğuna inanıyorum.

Tiftik başka bir şey daha söyledi: Belki farkında değil ama gerek Aydın Doğan medyası, gerekse CHP her fırsatta 'dinci' diye küçümseyip, aşağılamaya çalıştığı Vakit gazetesinin yalan yazmadığını da ikrar etmiş oldu. Hatta Önder Sav bizzat, 'Kelimesi kelimesine konuştuklarımız yazılmış' diyerek Vakit'in konuşulanlara ekleme, çarpıtma yapmadığını ilan etmiş oldu. Tiftik 'evet' dedi ve ekledi; 'Aydın Doğan medyası da daha önceden bu tür şeyler yayınlardı, ama işine geldiği gibi redaksiyondan geçirerek!' Şu manzarayı bir tekrarlayalım: Bir inançlı Müslüman Türk, hac ibadetini yapmak istediğini söylüyor. Bu ülkenin muhalefet partisinin ikinci ismi, bırakınız onu takdir edip, 'iyi yapıyorsun' filan demeyi, alay ediyor, küçümsüyor. Sadece onu değil, en tırışkadan siyasi figüre bile 'sayın' filan diyen zihniyet, bir dinin peygamberinden sanki kahvedeki okey arkadaşıymış gibi bahsediyor.

Sadece bu manzara bile bu ülkede dinî vecibesini yerine getirmek isteyenlere karşı ne tür bir zihniyetin varlığını kanıtlamaya yetmez mi? İşte tam da bu konuyu birileri dile getiriyor. Dışişleri Bakanı bir toplantıda bu ülkede sadece azınlıkların değil, çoğunluk olan Müslümanların bile birtakım sıkıntılarla karşılaştığını söylediğinde, elit ve sair hakim zihniyet yerinden fırlayıp basıyor yaygarayı! Yok efendim 'bu kadar cami varmış' da, 'yeryüzünde dini en özgürce yaşayan ülke Türkiye' imiş de filan...

Bir sefer o kadar camiyi ne bu devlet yaptı ne de din ve dindara alerjisi olan, yaşamlarını dinî değerler ile mücadele etmeye hasretmiş tarassut köpekleri! Millet kendi parasıyla yaptırdı o camileri. Birileri stadyum, konser alanı, plaj yaptırırken bırakınız da dileyen kendi ibadethanesini yapsın! Üstelik bunu bir lütuf gibi sunmaya kalkmasın kimse! Hem sorun camilerin sayısının fazla olması değil. Komünist Rusya'da da kiliseler olduğu gibi duruyordu. Üstelik elbette camiye giden gidiyor ve isterse sabahlara kadar namaz kılıyor. Sorun da tam burada zaten, dini sadece camiye hapsetmeye çalışan bir zihniyetin olması.

Hemen açayım; başörtüsü krizinin de temelinde bu zihniyet var zira: Örtülü kızların evlerinde oturmasına, fabrikada, tarlada çalışmasına hiçbir şey demiyor bu sakat zihniyet. Hatta teşvik ediyor, lakin okumasına, eğitim almasına, şehirli olmasına karşılar şiddetle. Camide namaz kılan hacı amcaya elbette itirazları olamaz, ama bir savcı tek rekat namaz kılabiliyor mu bu ülkede? Kıldığı görülürse nelere maruz kalacağını en iyi 'Andıç Medyası' bilmez mi? Haşim Kılıç hakim zihniyetin biraz dışında diye, az buçuk inançlı diye yazılan çizilenleri, yapılanları görmüyor mu kimse? Öyle mi zannediyor bu tarassut köpekleri? Örtülü öğrenci avlamak için okulların karşısına foto muhabiri yerleştiren, milletin sevdiği dinî liderlerin evinin duvarına eleman tırmandırtan kimler acaba? Bu tırı vırı din özgürlükçüleri olmasın sakın?

Şarabı, alkolü bir özgürlük mücadelesi gibi algılayıp, üstelik düpedüz palavra manşetler ile kendilerince gericilikle -aslında dertlerinin inançla olduğunu bin kere yazdık- mücadele eden, çıplaklığı temel yayın prensibi, inanca dair en ufak bir hareketi, gelişmeyi 'aha da geliyor, bittik yandık, battık' vaveylalarıyla verenlerin ülkesinde, inançlı insanlar hiç sıkıntı çekmiyorlar öyle mi? Hadi bunu hiç olmazsa Almanlar adına İslam'la mücadele etmeye ant içmiş tarassut köpekleri yapmasalar anlayacağız? Ama yakındır, Mustafa amca gibilerinin ahının tutacağı günler!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious