Ahşapla ateş geçinebilirmiş meğer

  • Giriş : 11.03.2006 / 00:00:00

Büyüklerin “Ah cemreler bir düşse…” dilekleri gerçekleşti; birer birer düşen cemrelerle soğukların şiddeti kırıldı, yarı güneşli günler yüzünü gösterdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Cemrenin düştüğü yerde bir hafta eğleşmesinden olsa gerek, sergi 15 Mart’ta sona erecek.

1962 Manisa-Akhisar doğumlu Göksügür, Alman dili ve edebiyatı ile ilahiyat okumuş, öğretmenlik yapıyor; ama onun asıl sevdası ahşapla ateşi birleştirdiği tabloları. Ateş ve ahşabın kardeş kardeş geçindiği tek yer de bu tablolar olsa gerek. “Ah Güzel İstanbul” isimli eserin karşısında, yirmi yıl öncesinin İstanbul’una hasret çekmemek mümkün değil. 1782 yılında beş büyük yangınla kül olan İstanbul’un ahşap evlerindeki alevin Şeyh Galib’e Hüsn-ü Aşk’ı yazdırdığını hatırlattığımız Göksügür, “İstanbul’un ahşap evleri bir bir yangınlara teslim olmayı sürdürüyor.” diyor ve ekliyor: “Sit alanı ilan edilen mahallelerdeki ahşap evler, kundaklanıp kaza süsü verilerek yok ediliyor. Ahşabı ben de yakıyorum; ama ahşap evlerin yakılmaması için...”

28 tablonun yer aldığı sergide İstanbul’un yanı sıra Akhisar, Kula, Safranbolu, Bursa ve Zonguldak evleri görülüyor. Ziyaretçilerden en çok duyduğumuz cümle, “Ahşap evler ancak böyle bir malzemeyle bu denli gerçekçi işlenebilirdi.” olsa da başka motifler kenarda köşede göze çarpmıyor değil. Örneğin ahşabın bir güneş gibi doğduğu “Ahşap medeniyettir” isimli eserde, doğan güneş ahşabın budağının ta kendisi aslında. Yaşlı bir teyzenin kapı aralığından yolu gözlediği “Bekleyiş” ve ressamın ilk soyut denemesi olan “Mevlana” bir yana, “İstiklal Caddesi” namına yaraşır şekilde serginin en renkli eseri. Bulutların, ağacın kendi dalgalarından olması, zımparayla yapılan ışık gölge oyunları yetmemiş tramvayın kırmızısını renklendirmeye.

Amerikalı Kızılderililerin ve Avustralyalı Aborijinlerin ahşap objeleri süslemede kullandıkları dağlama tekniğini Selçuklu ve Osmanlı sanatlarıyla sentezleyen Göksügür; çam, çınar, meşe, ceviz ve kestane gibi ağaçlardan oluşan doğal kesitlerle çalışıyor. Çiğlikten uzak mat renkler kullanan sanatçı, asıl dansın eskiz çalışmasından sonra başladığını şöyle anlatıyor: “Kâh yağlıboya, kâh suluboya, bazen anilin, hatta ve çini mürekkebiyle uğraşıyorum. Son kat çektiğim gomalak cila, resimlere hem antik bir görünüm kazandırıyor hem de boyalarla dış dünya arasında sarımtırak ve saydam bir perde oluşturuyor.”

Çocukluğunda havaya, suya ve toprağa düşen cemrelerin izini sürenler, bu izleri 15 Mart’a kadar Taksim Sanat Galerisi’nde ahşap üzerinde bulabilir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious