AK Parti Atatürk'ü devletçi grubun elinden kurtarmalıdır

AK Parti Atatürk'ü devletçi grubun elinden kurtarmalıdır.7245
  • Giriş : 30.04.2008 / 09:31:00
  • Güncelleme : 30.04.2008 / 09:39:19

Türkiye, halkının tarihinin hak ettiği seviyeye çıkmasını yavaşlatan engelleri demokrasi ile gidermek yolundadır.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu toplumun gücü ve ilerlemesi mutlaka idare edenlerle idare edilenlerin kültürel, sosyal ve siyasal bakımdan mutabakatına (uyuşmasına) bağlıdır. Bu uyuşma ancak halk oyu ile iktidar olmaya yani demokrasiye bağlıdır.

Türkiye’de bu düşünce bir türlü yerleşemiyor. Evet, yerleşemiyor. Çünkü, gerçek devlet gücünü elinde tutan gruplar ve kurumlar mevkilerini, çıkarlarını ve sosyal saygınlıklarını belirli bir ideolojiye sarılarak ve ideolojiye meşruiyet ve yücelik sağlayacak temeller bularak davalarının mukaddes olduğuna kendilerini inandırırlar. Türkiye’de devleti temsil eden gruplar ve kurumlar seçimlere ve demokratik gelişmelere rağmen güçlerini büyük çapta muhafaza etmektedirler. Çünkü aynı elitist grup kendi kültürünü paylaşan küçük fakat etkili bir grup yetiştirmiş ve ondan destek almaktadır. Bu devletçi grubun ideolojisi laikliktir. Özel siyasi bir anlama sahip bu laikliği meşrulaştıran ve adeta mukaddes bir hale sokan “modernizm” ve modernizmle bir tutulan Atatürkçülüktür.

Fakat bu “modernizm” ne Türkiye gerçeklerine, tarihine ve ne de Atatürk’ün söylediklerine, yazdıklarına ve düşündüklerine uygundur. Tam tersine laikliği, din, bilhassa İslam karşıtı materyalist bir şekilde yorumlayan bu grup ayrıca kendine “laik” bir milliyetçiliğin temsilcisi olarak bakmaktadır. Aslında bu yaklaşım hem Atatürk’ü hem dini reddeden materyalist ırkçı bir milliyetçiliktir.

Onlar, halkın ezici çoğunluğunun Atatürk’e verdiği Gazi ismini herhalde geleneksel-tarihsel çağrısından korktukları için kullanmamaya özenmektedir. Misak-ı Milli ve Kurtuluş Savaşı zamanında kabul edilen “millet” tanıtımı sonradan çok değişik şekilde tarif edilen “millet”ten farklıdır. İki “millet” tanıtımını birbirinden ayıran ana fark, laikliğin çok farklı tanıtımıdır. Birinci “millet” tanıtımındaki laiklik dünyevilik şeklinde olmasına karşılık, ikinci “millet” tanıtımı alabildiğine pozitivist ideolojik bir tanıtımdır.

Bu farkları Türk Ocakları ve Halkevlerinin millet ve laiklik anlayışları çok iyi ifade etmektedir. Bugün halk AK Parti hükümetini büyük oy farkı ile seçmiş olmasına rağmen ve bu hükümetin laik, cumhuriyetçi, Atatürkçü olduğunu ısrarla söylemesine ve demokrasiyi güçlendirecek birçok kararlar almasına rağmen küçük bir grup bu hükümete halen kuşku ve şüphe ile bakmaktadır. Eğer AK Parti hükümeti söylediklerinden farklı bir siyaset güder ve bu kesin ispatlanırsa onu halk demokratik yoldan giderek iktidardan uzaklaştıracaktır. Bir yerde tersi ispat edilinceye kadar bir hükümetin söylediklerini kabul etmek demokrasinin ve huzurun gereğidir. Diğer yandan AK Parti hükümetinin yalnız Meclis çoğunluğuna güvenerek istediği zaman istediği şekilde bir siyaset yürüteceğini düşünmesi de Türkiye gerçeklerine uymamaktadır.

AK Parti Atatürk’ü devletçi grubun elinden kurtararak, gerçekte olduğu gibi kendisine ve tüm millete ait olduğunu anlatması ve kabul ettirmesi gerektir. Bu konuyu biraz daha açmak yerinde olacaktır.
Her şeyden evvel sunu belirtmek yerinde olur. Atatürk’ün yalnız laik ve modernist taraflarını vurgulamak yeterli değildir. Onu halk nazarında canlı tutan ve kalbinde yaşatan birçok yönlerini de dile getirmek gerek.

Her taraftan yapılan solcu, kurtçu, İslamcı, hücumlara rağmen Atatürk halk gözünde değerini ve gücünü koruyor. Bugün Atatürk hayatta olsaydı, Türkiye’nin geçirdiği değişmelere, bilhassa halkın nihayet iktidarı eline alma gayretini çok olumlu karşılayacağına eminim. Atatürk halkçı bir ruha sahip gerçek demokrasiyi hedef almış bir liderdir. Atatürk Cumhuriyeti ve onun karşılaştığı birçok sorunu, günün koşullarına ve ihtiyaçlarına göre anlamak ve ona göre çözümlemek gerektiğini öngörmüştür.

Atatürk’ün bazı sert kararlarının ötesine giderek bunların temelinde yatan ana hedeflerini görmek gerek ki bu da demokratik, medeni, özüne bağlı bir toplumdur. Bu söylediklerimi Atatürk’ün birçok konuşmalarına ve beyanatına dayandırarak ispatlamak kolaydır. Türkiye’de yapılan tartışmalar, her gün gazete sütunlarını dolduran yazılar (bunların arasında önemli ve özlü olanlar nedense etkisiz kalıyor) moderniteyi ve muhafazakârlığı birbiriyle uzlaşamaz olarak görmektedirler.

Gerçekten, moderniteyi geleneksel kültürü, tarihi ve özümüzü inkâr ederek her gün değişen modaya uymak olarak görenler çoktur. Buna karşılık muhafazakârlığı (tutucu terimi hem yanlış, hem aşağılatıcı ve hem de Türkçeye uymamakta) eskiyi diriltmek, aynen yaşatmak, her değişmeye karşı gelmek olarak görenler ve savunanlar da vardır. Aslında Türkiye’de yapılan siyasi, sosyal tartışmaların birçoğu genelde ya yapmacık modernizmi hatta sert bir iradeyi savunuyor veya dolambaçlı yollardan giderek demokrasi ve hürriyeti savunur gözükmekle beraber “devr-i saadete” dönmeyi arzuluyor. (Hatırlıyorum, Osmanlı ile ilgili bir konuşmada zatın birisi bugün mühendislerin yaptığı evlerin Osmanlı dönemi binalarından çok daha kotu olduğunu savunmuştur.) Hâlbuki gerçekte Türkiye basmakalıp, yüzeysel “moderniteyi” savunanların ve “devr-i saadeti” özleyenlerin beklentilerinden çok farklı şeyler özlemekte ve o şekilde değişmektedir. Bugün Türkiye özlü bir moderniteyi ve ileriye donuk bir geleneği birleştirerek değişiyor ve kimliğini modernleştiriyor.

Son 2007 seçimlerinde halk birçok baskı ve tehdide rağmen AK Parti’yi 2002’ye kıyasla çok daha büyük bir çoğunlukla iktidarı getirdi. Halk bu sehimlerde büyük olgunluk ve cesaret göstererek siyasi modernitenin ve bizzat Kurtuluş savaşının temelinde yatan ana düşünceyi, 1921 ve 1924 Anayasaları’nda ifade edildiği gibi “iktidar bilâ kayd ü şart milletindir” ilkesiyle gerçekleştirmiştir. Bu ilke 1961 ve 1982 Anayasaları’nda “yeni” Türkçe ile “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” (1961 Anayasası (madde 4) Türk milletinindir terimi kullanmış, 1982 Anayasası (madde 6) “Türk” terimini kullanmamıştır.

Demokrasinin getirdiği hürriyet sayesinde halk iktidar sahibi kimselerden onun anladığı, beklediği ve iki yüz yıldan beri özlediği fakat bir turlu ulaşamadığı gerçek demokrasiyi, insanlığı, özgürlüğü ve refahı istemektedir. Halkın istediği modernite yaşam ve düşünce bakımından hem çağına uygun hem de kendi kültürüne, karakterine ve özüne bağlı kalacak demokratik bir modernitedir. Tekrar edelim. Türkiye’de halk toplumun düşüncesi ve duygusuna aykırı düşen pozitivist maddiyatçı bir laiklik üzerine oturtulmuş bir modernite veya geriye dönük eski yüzyılların özlemi ile yaşayan bir idare istemiyor.

Bugün devlet-toplum dycotomisinde (birbiriyle ilişkisi olmayan ikilik) ancak demokrasinin getirdiği hürriyet ve güvenlik sayesinde tartışılarak sağlam bir sonuca bağlanabilir. Bunun için de ana hedef halk ile devleti, yani idare edenle idare edileni bir araya getirerek ortak bir ruh ve amaç yaratmaktır. Böyle ortak bir görüş ve düşünce birliği ancak demokrasi ve ekonomik gelişme sayesinde gerçekleşebilir. Bunun için de Atatürk’ü ayırıcı değil birleştirici bir güç haline getirmek gerek. Atatürk’ü olduğundan farklı göstererek onun adına kendi ideolojilerini uygulamaya çalışanlar kadar Atatürk’ü yok sayarak onun Türkiye’ye demokrasi, modernizm ve yeni kimlik yollarını açtığını unutanlar da hatalıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü gerçek temel fikirlerine bağlı kalarak anlamak ve anlatmak gerek. Bunun için de Cumhuriyeti, yurdun fikir ve kimlik davalarını milletin dinine, kültürüne, tarihine ve aynı zamanda çağdaş medeni ölçülerine uygun anlatmak gerek. Bu görevi gereği gibi yerine getirecek yeni insanlara ve kurumlara ihtiyaç vardır. Halkın ezici çoğunluğu Türkiye’de cuntacı bir idarenin kurulmasına karşı olduğu kadar yargı darbesine de boyun eğmeyecektir. Türkiye bugün kendisini gerçek demokrasiye götürecek bir devrimin içindedir. Halk-millet nihayet her anayasada yazılı olan “hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindir” prensibini kendi gücü ile gerçekleştirmektedir.

Yarım yüzyıl Türkiye’nin siyasi hayatını bîtaraf olarak incelemiş bir kişi olarak benim sarsılmaz inancım budur: Türkiye’de tek yanlı dar ufuklu bir modernite veya değişmeyi benimsemeyen bir muhafazakârlık devlete tam hâkim olursa her ikisinin de eninde sonunda demokrasiyi yok edip yerine faşist bir rejim kuracağı muhakkaktır. Fakat demokrasiyi benimsemiş halk bu tip bir rejime karşı sert bir direniş gösterecektir.

TARAF

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious