AK Parti'nin belediye başkan adayı olacağı iddia edildi

AK Parti'nin belediye başkan adayı olacağı iddia edildi.7884
  • Giriş : 20.01.2008 / 17:36:00
  • Güncelleme : 22.01.2008 / 00:33:58

Ünlü oyuncu Kenan Işık'la siyaset ve medya üzerine yapılmış röportaj.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


O milyonların gönlüne taht kurmuş çok yönlü bir sanatçı; tiyatro yönetmeni, aktör, yazar, sunucu... Geçen hafta ise 2009 yılında yapılacak yerel seçimlerde AK Parti’nin Kadıköy Belediye Başkan adayı olacağı söylentisiyle medyanın ilgi odağı oldu. Bu haberleri yalanlayan Kenan Işık ilk kez üzüntüsünü, kırgınlığını star Pazar’la paylaştı.

GÜCÜME gidiyor. Şu anda yaptığım iş sanki politikadan daha önemsizmiş gibi algılanıyor. ‘Gel sen daha iyi bir iş yap’ diyorlar... Arkadaşlarım bile inanıyor! Ben yaptığım işi seviyorum’ diyen Kenan Işık’la, siyasetten sanata, yazarlıktan sigaraya keyifli bir söyleşi yaptık.

Esaslı bir sanatçı politikaya gönül indirmez

Kenan Işık milyonların gönlüne taht kurmuş bir sanatçı. Tiyatro yönetmeni, aktör, yazar, sunucu... Gerçek bir beyefendi, ciddi bir entelektüel. Siyasete atılacağı söylenen, birçok partiden milletvekilliği, belediye başkanlığı önerilen Işık’la siyasetten sanata, ses tonundan yazarlığa kadar birçok konuyu konuştuk

Politikaya atılacağınız söyleniyor. Siz ‘Hayır’ diyorsunuz. Nedir bu?

Gücüme gidiyor. Şu anda yaptığım iş sanki politikadan daha önemsizmiş gibi algılanıyor. ‘Gel sen daha iyi bir iş yap’ diyorlar. Rahmetli Sakıp Sabancı’ya kimse siyaset yapmasını teklif etmiş midir? Hiç sanmıyorum. Bir bankanın CEO’sunu kimse siyasete davet etmez. Fakat nedense sanatçılara bu yapılır.

Mesela?

Ronald Reagan üçüncü sınıf bir aktördü. Zaten emekli olmuştu. Buna rağmen ABD’nin en önemli başkanlarından biri olmuştu. Demek istediğim, donanım sahibi esaslı bir sanatçı, politikaya gönül indirmez.

Hiç mi yani?

Bizde sanatçılara münasip davetlerde de bulunulmuyor. Kimse ‘Kenan Işık gelsin, kültür bakanı olsun’ da demiyor. ‘Şuradan belediye başkanı olsun’ ya da ‘Filanca yerden milletvekili olsun’ diyorlar. Yani seni bir fotoğraf olarak istiyorlar.

Kızıyor musunuz?

Hayır. Bana pek çok parti bu tür teklifler getirdi. Hal böyle olunca arkadaşlarım bile ‘Vay be, Kenan’a bak, milletvekili olacak herhalde?’ diyorlar. Sanki siyasete soyunmak bir lütufmuş gibi...

Sanatı siyasete tercih ediyorsunuz demek?

Ben televizyonda iyi bir dizi yaptığımda, esaslı bir oyun yazdığımda, tüm dünyada gösterilecek bir Mevlana filmi yazdığımda daha değerli, daha isabetli bir iş yapmış olacağıma inanıyorum. Bunun göz önünde tutulmaması ağırıma gidiyor.

Siyaseti hiç mi düşünmüyorsunuz?

Düşünmedim, düşünmüyorum.

Son kararınız mı?

Son kararım. Ben yaptığım işi seviyorum. Millet Meclisi’ne girip çıkmak, orada parmak kaldırmak... Bir mesele hakkında parti grubu içinde ‘Ben sizin gibi düşünmüyorum’ deme imkanım da sınırlı olacak, belki hiç olmayacak.

Halbuki?

Sanatçı muhaliftir. Bu muhalefet de ‘Laf ola beri gele’ havasında bir muhalefet değildir. Mevcut durumun daha iyileşmesi adına yürütülen bir muhalefettir.

Ve?

Ben bir kameranın ya da bir seyircinin önünde durduğum zaman para kazanabilen biriyim. Çoluğumun çocuğumun rızkını, ekmek parası kazanabilmek için bile belediye başkanı olmamam lazım. Belediyeyi televizyon stüdyosundan yönetecek halim yok ya...

BUGÜN KABA SABA TİYATRO OYUNLARI YAPILIYOR

Tiyatro nedir?

Shakespeare ‘Dünya bir tiyatro sahnesidir, biz de onun oyuncularıyız’ der. Öyleyse, insanın dünyaya gelmesiyle ortaya çıkmıştır tiyatro. Çocuklar oyun oynayarak hayata hazırlanır. Kedi yumakla oynayarak fare avlamaya hazırlanır. Öğrenmek, hayatı tanımak oyunlarla olur. Büyüklere de oyun gerekir. Tiyatro bize gerçeğin özünü, niteliklerini fark etmemizi mümkün kılacak oyunlar sunar.

Çok iyiymiş?

Siyasetçiler çıkıp bazen rakipleri hakkında ‘Tiyatro oynuyorlar’ filan derler. Tiyatro üçkağıtçılığın, dalaverenin metaforuymuş gibi konuşurlar. Halbuki tam tersidir: Tiyatrocular, gerçek hayattaki yalancıların, düzenbazların maskesini indirir. Sanat, kendine mahsus yapaylığı sayesinde bizi gerçeklerle yüzleştirir.

Tiyatro yeterince ilgi görmüyor fakat. Neden sizce?

Tiyatro son dönemde bu işlevini kendi estetik değerleri çerçevesinde yerine getiremediği ölçüde seyircisini kaybetti.

Ne oldu da tiyatro işlevini kaybetti?

Tiyatro, televizyondaki şovların hikayeleriyle, figürleriyle sahneye nakledilmesi değildir. Tiyatro yüksek bir sanattır. Tiyatrocu siyaset, sosyoloji, edebiyat gibi birçok alanda donanım sahibi olmalıdır ki dünyayı, hayatı sahneden yansıtabilsin.

Günümüzde sahnelenen oyunlar, hayatı yansıtamıyor mu?

Bugünkü oyunların çoğu kaba saba, metin olarak zayıf, yorumlanışı, sahneye konuluşu da sıradan... Dolayısıyla seyirci de sahneden kendisine başka hiçbir yerde bulamayacağı tatta şeyler aktarılmadığını görüp ayağını tiyatrodan kesiyor. Tiyatronun yüksek bir sanat olduğunu kabul etmek ve seyirci geliyor, gelmiyor endişesine kapılmamak lazım.

Yani seyirciyi ekrana bağlayan şey ile tiyatroya çeken şey...

Tabii ki her bakımdan farklıdır. Seyircinin bu kötü oyunları göre göre tiyatrodan uzaklaşması normaldir. Bu da biz tiyatrocuların kabahatidir.

ERTUĞRUL ÖZKÖK’ÜN CD’SİNDEN PARA ALMADIM

Sesiniz çok beğeniliyor...


Ses güzelliği diye bir şey yok, sesi kullanmak diye bir şey var. Sesinizle bir duyguyu iletebilmek önemlidir. Mustafa Kemal’in sesi tizdir, Rumeli aksanı vardır fakat bir milleti etkilemiştir çünkü inanarak konuşmuştur. 17 Ağustos depremi sırasında ekranlarda yayınlanan bir çığlık vardı: ‘Orda kimse var mı?!’ Ne kadar sıradan bir ses olursa olsun, hepimizin tüylerini ürpertiyor, içimizi dağlıyordu. Çünkü canhıraş, sahici bir feryattı.

Ah, evet...

Oyunculuk da işte o sahiciliği sahneye tanımaktır. Sesinizde inanç varsa, içtenlik varsa, doğruyu söylüyorsanız, sesiniz güzeldir.

Ertuğurul Özkök aryaları derlediği bir CD hazırladı, siz de oradaki tanıtım metinlerini okudunuz...

Çok değerli sanatçıların söylediği, çok değerli aryalardı onlar. Bilhassa görme engelliler için o aryaları tanıtan metinleri okumam önerildi. Ben de okudum. Para filan da almadım, kimsenin aklına öyle bir şey gelmesin.

Ekranda bir adam kendinden emin bir şekilde ‘Kim 500 Milyar İster?’ diye soruyor. Dolayısıyla hepimiz sizi çok zengin biri olarak algıladık. Parayla ilişkiniz nasıl?

Bilemiyorum. Belli bir düzenim var, çoluğumun çocuğumun geleceği var... Dolayısıyla para önemli bir şey. Televizyonda biraz para kazandım. Sağolsunlar, seyircilerimiz ilgi gösterdiler, orada tutunduk. Şöyle düşünüyorum: Parasızlığın kötülüğü, paranın iyiliğinden çok yani.

Televizyona çıktık biraz para kazandık

Kim 500 Milyar İster?’ ile fazla mı özdeşleştiniz?

Öyle oldu. Az önce yolda gelirken bile biri beni tam çıkaramadı ve ‘Kenan Çetin!’ dedi. Sinan Çetin’le beni karıştırıp sentezlemiş!

Tanınmak sizi nasıl etkiliyor?

Ünlü olmak başlı başına manalı bir şey değil. Kimileri, yalnızca ekranda görünmeyi iyi bir sonuç sayabiliyor. Halbuki bir suçlu, diyelim bir seri katil olarak da ünlenebilirsiniz. Yani tanınmışlığın değerle bir alakası yok.

Ne peki?

Görüntü olarak var oluyorsunuz. Gönül isterdi ki, seyirci bir yana, hiç değilse basın mensupları beni oyun yazarı olarak tanısın. Benim yazdığım dokuz oyun var. Hepsi oynanmıştır, istisnasız hepsi de ödül almıştır. Üstelik hiçbiri torpille filan değil.

Torpille değil derken?

Bir jüriye metnimi gönderirken, usul gereği rumuzla yazarım. Herhangi bir repertuar kuruluna da benim imzamla gitmiş bir oyunum yoktur.

Ünlü olmaktan şikayetçi misiniz?

Yoo, hiçbir şikayetim yok. Televizyona çıktık, biraz para kazandık...

Yazarlığımdan çoğu kimsenin haberi yok

Oyuncu, tiyatro yönetmeni, aktör ve TV yıldızısınız fakat aynı zamanda çok iyi bir yazarsınız. Hem tiyatro metinleriniz var, hem de denemeleriniz. Yazarlığınız biliniyor mu?

İyi ki sordunuz bu soruyu. İzleyici kitlesi şöyle dursun, basın mensuplarının bile büyük çoğunluğu yazarlığımdan habersizdir. Akşam’da köşe yazmaya başladığımda, gazetede çalışan bazı arkadaşlar bana ‘Nasıl bu kadar güzel yazabiliyorsunuz?’ deyip şaşırıyorlardı. Halbuki ben ünlü olmadan önce Yeni Yüzyıl ve Yeni Binyıl’da yazmıştım.

Bir yazar olarak ne hissediyorsunuz peki?

Dokuz tane oyun yazdım. Metinlerim gelecekte büyük ihtimalle değerlendirilecektir. Çünkü benim yazdıklarım hem günümüz dünyasıyla bağlantılı, hem de düşünsel, kültürel dayanakları olan metinlerdir. Estetik açıdan da yabana atılır değillerdir. Bunu sordunuz diye söylüyorum. Yoksa karakterim gereği çok iddialı, atılgan olmadığım için ‘Yahu ben oyun yazarıyım’ diye de alarma geçmedim. Bu konuyu da ilk siz açıyorsunuz, teşekkür ederim.

Daha önce size yazarlığınız hakkında soru sorulmadı mı?

Hayır, çünkü medya en görünen yönünüzle ilgileniyor.

Vay canına...

Ben kitaplarımı, metinlerimi alıp kendim sunamam. Yanlış anlaşılırım. Bir şiir albümü çıkarmıştım, aleyhimde bazı yazılar yazıldı. ‘Hah, bu işe de el attı’ diyenler oldu. Halbuki ben oyuncuyum. Doğal olarak benim eğitimim şiir okumayı da kapsar. ‘Yarışma sunucu olan çocuk şiir okumaya başladı’ gibi algılandı (gülümsüyor).

‘DOKUZU BEŞ GEÇE NİYE LAMBALARI YAKSIN Kİ?’

Mevcut ortam, sanatçıların gerçek nitelikleriyle tanınmasına elverişli değil... mi?

Değil. Fakat ünlülerde de öyle çok yönlülük, yetkinlik göze çarpmıyor. Sabah program yapıp, öğlen şarkı söyleyen, akşam dizilerde boy gösteren insanlar var. Ünlendikten sonra artık her iş, her branş sizin için meşru bir alan oluveriyor.

Yazmak, sizin için ne ifade ediyor?

İnanılmaz bir serüven. Hakikaten çok hoşuma gidiyor. Bir o kadar da zor tabii.

Neden?

Mesela, 2007 Mevlana Yılı dolayısıyla bir sinema filmi senaryosu yazmam teklif edildi. Ben de Mevlana’nın eserleri ve hakkında yazılanları okumaya başladım. Okudukça gömüldüm. Bir konuyu tam olarak hazmetmeyince yazamıyorum. Bu belki de bir zaaftır, bilemiyorum. İki senedir Mevlana ile haşır neşirim. Mevlana Yılı bitti ve ben Mevlana ile ilgili sinema filmi senaryosunu yazmaya yeni başladım.

Köşe yazarlarından kimleri beğeniyorsunuz?

Engin Ardıç, Hüseyin Hatemi, Yıldırım Türker, Kemal Sayar, Perihan Mağden... Mustafa Kutlu son dönemin en iyi öykü yazarıdır; köşe yazılarını da seviyorum.

Güzel şiir okuduğunuz kesin, yazıyor musunuz peki?

15 yaşına kadar şiir yazsam mı diye denedim, fakat her babayiğidin harcı olmadığını anladım. ‘Şiir, Tanrı’nın insan ruhuna üflediği alevdir’ derler. Buna inanırım.

Sevdiğiniz şairler?

Şeyh Galib, Ahmet Haşim, Ahmed Arif, Cemal Süreya. İsmet Özel’in, Sezai Karakoç’un, Nazım Hikmet’in de birçok şiirini severek okurum.

Gizemli bir yönünüz var... Melankolik misiniz?

Pablo Neruda’nın aşk şiirlerini ayrı tutarım. Bence içtenlik, kalitededir. Hamasetten hiç hoşlanmam.

Örnek verebilir misiniz?

‘Saat dokuzu beş geçe/ Atam Dolmabahçe’de...’ diye başlayan, devamında da ‘Doktor doktor kalksana / Lambaları yaksana’ denilen şiiri düşünün. Biz ilkokuldayken ezberletmişlerdi, oğluma da ezberletmişler. Çocuk diyor ki ‘Dokuzu beş geçe niye lambaları yaksın ki, hava aydınlıktır zaten?’ Hamaset, yüceltmeye çalıştığı değerleri de yıpratır aslında.

İki zıt gazeteden yazarlık teklifi geldi

Hem Batı kültürüyle, hem de gelenekle barışık birisiniz. Sırrınız nedir?

Bazen ben de şaşırıyorum. Birbirine tümüyle zıt iki gazeteden köşe yazarlığı teklifi aldım. İsimlerini vermeyeyim, ayıp olmasın. Anadolu kültürünü çok seviyorum. Hep Batı yönlendirmesiyle yetiştik.

Nasıl?

Gençken idman yapar gibi, tenis oynamayı öğrenir gibi Klasik Batı Müziği dinlerdik ve o müzikten zevk almayı öyle öğrendik. Beri tarafta Türk Sanat Müziğinden, Türk Halk Müziğinden, Kürt Müziğinden, Ermeni Müziğinden, Balkan Müziğinden tat almak bizim için tabii ki daha kolay. Malatya’ya giderken, Anadolu yollarında araba kullanırken de koyuyorsun İbrahim Tatlıses’in kasetini, yerini başka bir şey tutmuyor, anlatabiliyor muyum? Kültür coğrafyayla, iklimle ilgili bir şey...

Anlıyorum...

İtalya’daki kadın mutfakta opera söylüyor zaten, bırak burada bizim kadınlarımız da uzun havasını söylesin, bozlağını söylesin. Bu toprakları seviyorum. Doğu iyidir deyip çıkmıyorum, Batı da iyidir, açık söyleyeyim, Batı da süperdir.

Itrî, Dede Efendi, Hacı Arif Bey...

Biz artık Tarkan dedik, Mustafa Sandal, Serdar Ortaç dedik; buradan Dede Efendi’ye dönmemiz maalesef çok zor görünüyor.

Medya hakkında ne düşünüyorsunuz?

Eskiden, televizyon yokken kadınlar pencereden bakardı. Camdan cama ‘Karşıdaki eve misafir gelmiş, filan komşu araba almış, berikinin kızını da bir erkek eve bırakmış...’ gibi bir sürü şey konuşulurdu. Şimdi o mahalleye bakan pencerenin yerini televizyon aldı. Mehmet Ali Erbil’in artık her şeyini biliyoruz: Kaç kere evlenmiş, kumarda kaç para kaybetti, İbrahim Tatlıses ile Asena en son ne yaptı?.. Böyle 30-40 kişinin özel hayatı magazin programlarında dönüp duruyor. Bunlar merak ediliyor, bunların haber değeri var. Orada Kenan Işık’ın yeni bir oyun yazması konu olamıyor. ‘Kim nereye gitti, ne yedi, ne içti, hesap ne tuttu, çıkarken ne kadar sarhoştu, polis yakaladı mı?..’ Böyle ortalıkta görünmeye dayalı bir meslek var artık.

Yani?

Bizler ebru gibiyiz. Renklerimiz, suyumuz birbirine karışmış ve bu güzel desenler çıkmış ortaya.

Sigarayı bıraktım, 70’imde tekrar başlayacağım

AK Parti sigarayı yasaklıyor ve siz 20 gün önce sigarayı bıraktınız?

Sigarayı bıraktım ama 70 yaşıma gelince tekrar içeceğim düşüncesiyle bıraktım. Yasakla ilgisi yok. Boğazımda bir sorun vardı. Doktora gittim. Sigara yüzünden kalitesiz yaşamak istemiyorum.

İlk kez mi bırakıyorsunuz?

Hayır. Sigarayı ilk bırakışımda Aziz Nesin’in etkisi olmuştu. Beraber Almanya’ya gitmiştik. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz oyununu sahnelemiştik. Oradaki konuşma sırasında Aziz Nesin beni dürtüp ‘Sen bu konulara girme, sonra seni Türkiye’ye almazlar, iyi bir tiyatrocusun, memlekete lazımsın’ dedi. Bu sözü hoşuma gitti, ben de bir sigara yaktım.’Bak, bunu da içme, sigara seni çabuk öldürür diye söylemiyorum, erken göçersen tiyatro yapamazsın’ dedi. Ben de bıraktım sigarayı o zaman. Beş sene içmedim. 2000 yılında tiyatrodan ayrılınca tekrar başladım.

Şimdi rahat mısınız?

Evet, fakat sigarasız yazı yazmak zor oluyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious