AK Parti'nin gizli ajandası belli oldu! (HABER YORUM)

AK Parti'nin gizli ajandası belli oldu! (HABER YORUM).7245
  • Giriş : 06.07.2007 / 00:40:00
  • Güncelleme : 06.07.2007 / 00:55:45

Türkiye'de kafa karışıklığının çok yaygın olduğu hemen herkesin benimsediği bir kanı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu yargının rahatlatıcı yanı da çok... Biriyle anlaşamadığımızda veya yadırgadığımız bir önermeyle karşı karşıya kaldığımızda, karşımızdakilerin kafasının 'karışık' olduğunu söyleyip rahatlıyoruz.

Ama başkalarının kafalarının karışık olduğunu söylemek sonuçta onları anlamamak olduğuna göre, gerçekte anlamadığımız insanlar hakkında yorumda bulunuyoruz ve popüler cehaletin parçası oluyoruz demektir. Öte yandan insanların kafası gerçekten de karışık; çünkü toplumsal ve ahlaki normları zaten çok muğlak olan Türkiye, son on yıl içinde epeyce hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu süreçte hepimiz fikren savruluyor, standart kimliksel bakışlarımızın dışına çıkıyoruz. Herkesin aynı anda yaşadığı bu savrulmanın ürettiği zorunlu bireyselleşme halleri ise, güvensizlik duygusuna ve cemaatin bir biçimde yeniden oluşturulması çabalarına neden oluyor. Ne var ki değişim eski cemaat yapılarını da altüst etmekte... Bireyselleşme yönünde bir süre ilerledikten sonra aynı cemaatlere geri dönmek de zor. Öte yandan değişim herkes için olumlu bir gelecek ima etmediği ölçüde, güvensizlik duygusunun etnik ve dinsel kimlik üzerinden bir içe kapanma, kişilikleri hapseden yeni tür bir muhafazakârlaşma üretmesi de çok şaşırtıcı değil...

Bu seçimler neden farklı?

Bu yazının konusu toplumsal tahlil değil, AKP'yi merkeze alan siyasi bir değerlendirme olacak... Ama işe toplumla başlamak önemli; çünkü AKP'yi sadece elimizdeki siyasi yelpazeye oturtarak doğru çözümlemek mümkün değil. Bunun nedeni son on yılda yaşanan değişimin siyaset alanı ile toplumsal alanı birbirinden iyice uzaklaştırması. Sonuçta bugün elimizde toplumsal temsil yeteneği olan ve bu nedenle bütün diğer partilerden farklılaşan bir AKP var. Diğer tarafta ise, toplumdan uzaklaştığı oranda askerin ve yargının başını çektiği ideolojik bir temsil yeteneğine dayanmaya çalışan farklı laiklik ve milliyetçilik vurgularına sahip devletçi partiler kümesi bulunuyor. Diğer bir deyişle Türkiye'deki değişim özellikle İslami kesimde cemaatin sınırlarını genişleten ve dindarlığı yeniden yorumlayan bir bireyselleşme üretirken; laiklik ve milliyetçilik üzerinden beslenen kimliksel içe kapanma da devletçiliğin siyasi aygıtlarını besliyor ve siyaset yelpazesinin devlet eksenli bir kayma yaşamasına neden oluyor.

Böylesine 'karışık' bir ortamda siyasi hayatımızın son dönemdeki değişmez iki maddelik gündemi yeniden karşımızda... Birincisi AKP'nin merkeze gelip gelmeyeceği veya ne kadar merkeze gelmiş olduğu meselesi. İkincisi ise bu partinin gizli ajandasının olup olmadığı ve bu ajandanın neleri içerdiği. Laik kesimin epeyce cehalet kokan akıl yürütmesine bakarsanız, AKP hâlâ merkeze gelmemekte direniyor ve bunun da nedeni sahip olduğu gizli siyasi ajandası... Söz konusu ajanda Türkiye'yi İslamileştirmeyi, bu ülkeyi İran'a veya Suudi Arabistan'a çevirmeyi öngörüyor. Ajanda böyle olunca merkeze gelmek de haliyle zorlaşıyor; çünkü hem zaten gelmek istenmiyor hem de istense bile partinin doğasına aykırı olduğu için becerilemiyor.

Laik kesimin bir bölümünde epeyce popüler olan bu görüşün böylesine 'net' olması, gerçekte o kesimdeki kafa karışıklığının tezahüründen başka bir şey değil. Çünkü gerçek kafa karışıklığı kişinin çelişkiye düşmesi değildir. Anlamakta zorlandığımız olaylar karşısında hepimiz çelişkide ve kararsız kalabiliriz. Ama anlamadığımız olaylar karşısında net görüşler öne sürdüğümüzde, bunun anlamı ideolojik bir cehalet içine düştüğümüz ve çok derinlerde kafamızın algılama zorlukları içinde olduğudur.

O nedenle yukarıdaki iki meseleyi ele alırken laik kesimin laboratuvar gözlemi imkânı veren bir kesimi üzerinde yoğunlaşmak ve örneğin 'merkez' kavramını orada sorgulamak çok yararlı olabilir. Bilindiği üzere Ermeni cemaatinin oyları çok partili dönemle birlikte geleneksel olarak 'merkez sağa' yönelmiştir. DP-AP-DYP-ANAP çizgisi 90'lara kadar Ermeni oylarının teveccühüne mazhar oldu. Öte yandan CHP geleneği de daha az olmak kaydıyla zaman zaman bu cemaatin oylarını aldı. Ancak İslami duyarlılığa sahip partiler hiçbir zaman böyle bir destek bulamadı. Bunda muhakkak ki Osmanlı'nın cemaatler arasında hiyerarşi kuran ve Sünnileri Hıristiyanların üzerinde telakki eden yapısı etkili olmuştur. Ayrıca İslami duyarlılığa sahip bir partinin, kendilerini inanç üzerinden cemaatleştirmiş olan azınlıklara çok 'ters' geleceğini de tahmin edebiliriz...

Ancak bu seçimlerde karşımızda farklı bir tablo var: Baskın Oran'ın bağımsız adaylığı dışarıda tutulup, partiler arası bir mukayese yapıldığında Ermeni cemaati üyelerinin ilk kez şaşırtıcı bir oranla AKP'ye oy vereceği anlaşılıyor. Bunun somut nedeni AKP'nin 'vakıflar yasası' sürecinde takındığı farklı tavır ve AB destekçisi olması gibi gözükmekte. Diğer taraftan Ermeniler söz konusu partinin bu yaklaşımlarının geçmişte merkez sağa atfedilen tutumlara denk düştüğünü düşünmekte. Dolayısıyla Ermeniler bu seçimlerde de aslında 'merkez sağa' oy verecekler; ama artık 'merkez sağı' temsil eden ve dolduran parti AKP...

Bakışımızı Ermeni cemaatinin ötesine çevirdiğimizde ise daha da köklü ve kalıcı bir değişimin sonuçları ile karşılaşıyoruz. Türkiye'deki değişim süreci İslami kesimi dönüştürdüğü ve onları kamusal alanın doğal parçası kıldığı ölçüde, toplumsal merkez de daha muhafazakâr ve daha özgürlükçü bir tabana doğru kaymış durumda. AKP bu tabanın doğal uzantısı olduğu için kendiliğinden 'merkeze' oturuyor ve temsil yeteneği sayesinde de siyasi merkezi yeniden oluşturuyor. Oysa diğer partiler devletin ideolojik olarak belirleyip beslediği; ancak giderek gerçekle mütekabiliyeti olmayan, hayali bir merkezi doldurmaya çalışmaktalar. Devletin toplumdan uzaklaştığı böyle bir dönemde, devletin tanımladığı 'merkezin' cazibesine kapılanların toplumdan oy almamasından daha doğal ne olabilir? Türkiye'de daha önce 50'de ve 80'lerin başında olan bir durum bugün yeniden karşımızda: Hakiki bir partinin varlığında toplumsal merkez siyasi merkezin yeniden tanımlanmasını sağlıyor ve toplumla gerçek iletişim kuramayan partileri merkezin dışına atıyor. Dolayısıyla bugün soru AKP'nin merkeze ne kadar yaklaşacağı değil. Çünkü AKP, toplumsal dinamiğin belirlediği yeni merkezin göbeğinde zaten tek başına duruyor... Eğer merkez referanslı bir siyasi hareketlilik varsa, bu diğer partilerin merkezden uzaklaşmasından ibaret.

AK Parti kimleri paniğe sevk ediyor?

Devletçi bir zihniyetin ışığında siyasi merkezi önceden saptayıp, AKP'nin de oraya gelmesini bekleyenler, gerçekte toplumsal dinamiği algılamayı ve anlamayı olanaksız kılan bir cehaleti yansıtmaktalar. Çünkü demokrasilerde 'merkez' ister istemez toplumsal belirlenmeye mahkûmdur ve devlet eliyle düzenlenebilecek ideolojik bir pozisyon değildir. Türkiye askerî vesayetin ima ettiği 'demokrasimsi' bir düzene o kadar alışmış ki onu demokrasi sanması yetmiyor, bir de üstüne toplumsal değişimin o garip demokrasi algısına uygun olmasını bekliyor...

AKP hakkında yapılan popüler tartışmanın ikinci ayağına gelirsek, devletçi bakış kendi kafasındaki hayali 'merkezde' görmediği AKP'nin böylesine çok oy alabilmesi karşısında iyice paniğe kapılmakta. Tedbir olarak ise bu partinin demokrasi dışı bir tür 'demokratiklik' sayesinde engellenmesinden başka bir çare düşünülemiyor. Öte yandan söz konusu paniğin rasyonel hale gelmesi, AKP'nin 'gizli niyetlerinin olduğu' tespiti sayesinde sağlanmakta. Çünkü aksi halde laik kesimin demokrasiden kategorik olarak korktuğu anlamı çıkar ki, bu hiç de şık olmaz... Diğer bir deyişle AKP'nin 'gizli ajandası' söylemi, devletçi laik kesimin kendisini 'demokrasi içinde' tanımlayabilmesi için gereken hayali bir 'tespit' sadece. İşin gerçeği, AKP'nin gizli ajandasını zaten yaptıklarında ve yapmaya çalışıp engellendiği eylemlerinde aramak gerek. Bu tabloya bakıldığında ise, daha fazla demokrasi, özgürlük ve refahtan yana bir dizi adımla karşılaşıyoruz. Yanlış anlamaya meydan vermemek açısından ekleyelim: AKP demokrat bir parti değil... Zaten zihniyet olarak da demokrat sayılamaz... Ancak diğer partilerle mukayese edildiğinde, tabandan gelen talep ve tercihler karşısında en esnek ve sorumlu siyasi parti de AKP. Dolayısıyla aslında bu parti tabandan da onaylanan politikaları gündeme almaya, hayata geçirmeye çalışıyor ve söz konusu 'taban' -devletçi laik kesimin beklentisi hilafına- demokrasiden yana tavırları destekliyor.

Bu durumda AKP'nin ajandasının pek gizli bir tarafı olmadığını, devlet karşısında özgürleşmek isteyen muhafazakârların hayallerini yansıttığını söylemek mümkün. Ancak tartışma da bir anlamda burada yeniden canlanıyor; çünkü AKP tabanının da bazı 'uçlara' sahip olduğuna ilişkin yaygın bir kanaat var. Buna göre tabanın asıl belirleyici kısmını, en güçlü çekirdeğini oluşturan bu kesim son derece şeriatçı olup, partiyi ilk fırsatta irticai bir noktaya çekmeyi istemekte ve parti yönetimi de ya oy kaybı korkusuyla ya da zaten aynı meşrepte olduğu için buna hazır bir ruh hali içinde müsait zamanı beklemekte...

Ajanda demokrasi üzerine olunca...

Ne var ki her kitle partisi gibi AKP de kendi seçmeni karşısında daha 'ortada' bir konumda duruyor. Yani bu partinin de iki 'ucu' var... Eğer bir tarafta iddia edildiği gibi şeriat heveslilerinin bulunduğu doğruysa; muhakkak ki çok daha açık bir biçimde öteki uçta da AKP'nin performansını demokrasi, insan hakları ve özgürlükler açısından yeterli bulmayan daha demokrat zihniyete sahip muhafazakârlar var. Dahası muhafazakâr kesimdeki son on yıllık trend, kuşkuya mahal bırakmayan bir biçimde 'şeriatçıların' ortaya, ortadakilerin demokratlığa doğru yönelim içinde olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle eğer iktidarda kalmak, bir sonraki seçimleri kazanmak istiyorsa AKP'nin giderek daha demokrat olması gerekecek.

Bu durumda AKP gibi pragmatik bir parti sizce hangi tarafa meyleder? Tabanının sesini dinlemekten kaçınamıyorsa, hangi ucu yeğler? Açıktır ki bu soruların ima ettiği AKP bugüne kıyasla çok daha demokratik bir bakış içinde olacaktır. Eğer 'gizli ajanda' bir partinin ileride alacağı şekli, savunacağı fikirleri, uygulamak istediği politikaları ifade ediyorsa, şunu açıkça söyleyebiliriz demektir: Evet, AKP'nin gizli bir ajandası mevcuttur ve bu ajanda kısaca daha fazla demokrasidir...

Bu tespitin doğruluğunun basit bir sınaması var: Askerin ve yüksek yargının AKP iktidarından böylesine hoşnutsuz olması ve bürokrasiden kaynaklanan utangaç darbe girişimlerine tanıklık ediyor olmamız. Düşünün ki eğer AKP'nin 'gizli ajandası' gerçekten de irtica olsaydı, devletçi kesimin böylesine utangaç olmasına hiç gerek olmazdı. Nasıl olsa resmî ideolojimiz irtica karşısında darbeyi meşru kılmakta... Ama ya 'gizli ajanda' daha fazla demokrasi ise? Bu durumda darbenin meşruiyeti nasıl sağlanabilir? Cumhuriyet'in demokrasiye karşı bir rejim olduğunu ima eden bir tavra nasıl açıkça girilebilir?

Kısacası AKP'nin gerçekten de gizli bir ajandası olduğu için, bugün devletçi kesim bu partiye karşı çıkmakta. Ne var ki söz konusu 'gizli ajanda' daha fazla irticayı değil, aksine daha fazla demokrasiyi işaret ediyor ve günümüzdeki ahlak dışı siyasi zorlamalar da demokrasi istemeyen söz konusu kesimin beceriksiz manipülasyonlarını afişe ediyor.

ETYEN MAHÇUPYAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious