Akan kan durmalı TÜRKİYE

  • Giriş : 09.06.2006 / 00:00:00

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Orta Doğu halkının çatışmalardan yorgun düştüğünü, çok sayıda can verdiğini ve artık akan kanın yerini barış ve huzur ortamının alması gerektiğini söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Erdoğan, dün başlayan “2. Türk-Arap Ekonomi Forumu”nda yaptığı konuşmada, Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin karşılıklı güven anlayışı içinde geliştiğini belirterek, dost ve kardeş Arap ülkeleriyle her alanda ilişkilerin daha ileri düzeye taşınması için elverişli bir zemin bulunduğunu belirtti.

Asırlık ilişkiler

Erdoğan, Irak ile Türkiye arasındaki ilişkilerin özel anlam taşıdığını, bu ülke ile sınırdaş, dost ve kardeş olunduğunu belirterek, Irak ile tarihi derinliği asırlara varan bir ilişki bulunduğunu hatırlattı. Başbakan Erdoğan, Irak’ta yeni hükümet kurulmasından memnuniyet duyduklarını, bundan sonra ilişkilerin daha ileriye taşınması konusunda yapılacakların ele alınacağını söyledi. İki ülke arasında süratle atılması gereken adımlar ve çözülmesi gereken meseleler bulunduğunu vurgulayan Erdoğan, Irak’ın içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulması için de komşu ülkelerin neler yapabileceği konusunda bir “komşu ülkeler konferansı” düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.

Halk yorgun düştü

Erdoğan, İran’la ilgili gelişmelere de değinerek, “İran konusunda özellikle Viyana Zirvesi’nden sonraki gelişmeler bizleri umutlandırıyor. Şüphesiz ki barışçıl amaçlarla atılacak bu tür adımlara kimse bir şey diyemez. Ama kitle imha silahı olarak kullanılacak bir adıma ve böyle bir sürece de herhalde bölgede kimse ‘evet’ diyemez, bizler de ‘evet’ demiyoruz” dedi. Erdoğan, bu konuda İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad ile Almanya ve ABD’nin görüşmeler yaptığını hatırlatarak, şunları söyledi: “Bütün arzumuz süratle sıkıntının ortadan kalkmasıdır. Bu bölge artık bir Irak’ı yaşamak istemiyor. Yorgun düştü bu bölgenin insanları, çok kan kaybetti. Çok ölüm vakalarıyla karşı karşıya geldi. Binlerce, on binlerce insan öldü. Ben buna ‘savaş’ demek istemiyorum ama kayba baktığımızda adeta bir savaş var. Mal götüren TIR’larımızın şoförleri, orada altyapıda çalışan mühendis ve işçilerimizin ölü sayısı yüzü aştı. Koalisyon güçleri içindeki Almanya ve İngiltere’den daha fazla kayıp verdik. Olayın vahameti ne noktaya ulaştı. İran’da böyle bir şey asla istemiyoruz ve bunları tehlikeli buluyoruz.”

Erdoğan, İsrail ve Filistin konusuna ilişkin ise “Eğer ‘demokrasi’ diyorsak, demokrasiye inanıyorsak, sandıktan çıkan düzenli neticeye hepimiz istemesek de katlanmak zorundayız. Eğer buna katlanamazsak antidemokratik neticelerin bizi beklediğini ifade etmek isterim. Çünkü müdahale antidemokratiktir ve bir antidemokratik gelişmeyi davet ediyor. Demokrasi, aynı zamanda bir tahammül rejimidir. seçim öncesi dönemle, seçim sonrası dönemi asla birbirine karıştırmamak gerekir. Filistin şu an seçim sonrası dönemde, dünya ve AB ülkelerinin, Filistin’e olan desteklerini, yardımlarını kaldırmak suretiyle orayı adeta yoksullukla veya açlıkla terbiye etme yoluna gitme metodlarının insani ve demokratik olmadığına özellikle vurgu yapmak istiyorum” diye konuştu.

Tahammül edilmeli

Erdoğan, Filistin’de maaşını alamayan işçi ve memurların bulunduğunu hatırlatarak, “Bizler yaklaşımımızı gayet olumlu şekilde ortaya koymamız lazım. Orada da yönetimde HAMAS partisi var. HAMAS partisini merkeze nasıl çekebiliriz bunun gayreti içerisinde olmamız lazım. Varsa aşırılıklar, bu aşırılıkları gidermenin gayreti içinde olmamız lazım. Aksi takdirde neticeye gitmek hiçbir zaman doğru değildir. Ben hep cebir metoduyla yaklaşırım. Eksi ile artının çarpımı eksidir. Eksi ile eksinin çarpımı artıdır. Farklı düşünceleriniz olabilir ama bu farklı düşüncelere tahammül edebilirsek, bunları masada çarpıştırabilirsek artıya ulaşabiliriz” dedi.
Orta Doğu barışı için Arap Ligi Genel Sekreteri Amr Musa’ya büyük görev düştüğünü belirten Erdoğan, “Türkiye olarak bize ne düşüyorsa biz bu işin içinde olacağız, çünkü biz Orta Doğu’da huzur, barış istiyoruz. Dost ve kardeş ülkeler olarak aydınlık geleceğe beraber yürümek istiyoruz” şeklinde konuştu.

Refah için barış şart

Barış ve istikrar olmadan refaha ulaşmanın mümkün olmadığını söyleyen Başbakan Erdoğan, “Refahın, barış ve istikrarın küreselleşmesine katkı sağlayacak her imkanı değerlendirmek durumundayız. Eğer barışın küreselleşmesini sağlayacaksak, şunu iyi bilmemiz gerekiyor ki o noktadan itibaren terör küreselleşmeye başlıyor. Şu an onun bedelini ödüyoruz. Mal ve hizmet alıp verirken bizleri birbirimize yakınlaştıran ticari ilişkilerin önünü mümkün olduğunca açmalıyız. Küreselleşme çağında, psikolojik bariyerleri yıkmanın en etkili yolu bana göre budur.’’

Lübnan Başbakanı Siniora: Batıya köprümüz Türkiye

2. Türk-Arap Ekonomi Forumu’nda konuşan Lübnan Başbakanı Fouad Siniora, “Sayın Dostum” diye selamladığı Başbakan Erdoğan’ı, Arap âleminin dostu olarak ifade etti. Türkiye’nin stratejik konumu dolayısıyla Arap ve AB ülkeleri arasında köprü oluşturduğunu belirten Siniora, Türkiye’nin kısa süre içinde AB’ye tam üyeliğinin gerçekleşmesi temennisinde de bulunarak, Türkiye ve Arap ülkeleri arasında ekonomik, sosyal ve diğer alanlarda ilişkilerin geliştirilmesinin gerekli olduğunu söyledi. İslamiyet’in barışçı bir din olduğunu kaydeden Lübnan Başbakanı, “Türkiye’deki kardeşlerimizin tecrübeleri Arap dünyasına ışık olabilir. Türkiye’de din ve devlet arasındaki ilişkilerin barış içinde yürütüldüğünü biliyoruz. Türkiye’nin, AB’ye güçlü bir şekilde bulunmasının bizim açımızdan, bölge istikrarı açısından çok faydalı olacağını biliyoruz. Türkiye sayesinde imajımız da düzelebilir. Hoşgörü bizim içimizde var. Bundan faydalanmalıyız” dedi.

Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa: Ortak iş yapmalıyız

Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Arap dünyasının Türkiye ile çok geniş bağları bulunduğunu, bu bağların sürekliliği ve geliştirilmesinin çok önemli olduğunu vurguladı. Türkiye ile her türlü adımı atmaya hazır olduklarını kaydeden Amr Musa, “Karşılıklı yatırımlara da destek verecektir. Türk ve Arap iş adamlarını ortak yatırımlar yapmaya çağırıyorum. Ortak yatırımlar, Orta Doğu’ya da genel olarak fayda sağlayacak” dedi. 2. Türk Arap Ekonomi Forumu Koordinasyon Başkanı ve Lübnan İş Konseyi Başkanı Mehmet Habbab ise, Körfez bölgesinde 500 milyar dolar civarında dolaşan bir sermayenin söz konusu olduğunu ifade ederek, bunun yüzde 5’inin bile Türkiye’ye gelmesinin ülke açısından çok büyük bir başarı olacağını belirtti. Arap yatırımcıların Türkiye’ye yatırım konusunda çok istekli olduğuna dikkat çeken Habbab, “Katar’da 80 milyar dolarlık yatırımı bulunan, Amwal şirketi, Türkiye’ye 5 milyar dolarla gelmek istiyor, şirketin Türkiye’ye yönelik yatırım planları olduğunu biliyoruz” diye konuştu.

‘GAP’a yatırıma gelin’

En büyük ulusal sermaye yatırımlarının başında GAP’ın geldiğine dikkat çeken Başbakan Erdoğan, Arap ülkelerini bölgeye yatırım yapmaya davet etti. Erdoğan, “GAP ve çevresinde enerji ve diğer yatırım maliyetlerini aşağıya çekerek çok cazip hale getirdik. Başta organik tarım olmak üzere, çok sayıda fabrika kurulmasına elverişli arazilerimiz var. Bu alanların yüzde 50’si daha şimdiden uluslararası sermaye tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu imkanları ve fırsatları değerlendirmek üzere bütün Arap ülkelerini yatırıma çağırıyorum. Buradaki işlemleri kolaylaştırmak için ‘Yatırım Promosyon Ajansı Kanunu’ ile yatırımcıyı yormadan işi bitirecek olan bir yapılaşmaya gidiyoruz. Bu ajans direkt şahsıma bağlı olarak çalışacaktır” dedi.

Türkiye’nin Arap ülkeleriyle ekonomik ve ticari iş birliğine büyük önem verdiğini vurgulayan Erdoğan şöyle konuştu: “Biz sadece dost değil, dostluğun da ötesinde aynı zamanda kardeşiz. Biz aynı medeniyeti paylaşıyoruz, aynı medeniyetin mensuplarıyız. Aynı medeniyeti paylaşan bu ülkeler ve insanlar acaba aynı medeniyeti paylaştıkları oranda birbirleriyle alışveriş yapıyorlar mı, bu soruyu kendimize sormamız lazım. Ticaret ve yatırımlarla sağlanacak karşılıklı etkileşimin bölgemizde istikrar, kalkınma ve refaha katkıda bulunacağını düşünüyorum. Bu yolda atılacak adımları desteklemekte ısrarlıyız. Coğrafi konumumuz, tarihi, insani ve kültürel bağlarımız tamamlayıcı nitelikteki ekonomik paylarımız iş ve yatırımlarımız da elverişli zemine sahip olduğumuzu gösteriyor. Aslında birçok şey var, ama helvayı yapmakta zorlanıyoruz. Şeker var, un var, yağ var, hâlâ helva ortada yok. Helvayı yapmamız şart. Bunu yaptığımız an içinde bulunduğumuz bölge bir anda sıçrayacaktır.”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious