Akaryakıt ürünlerinde ezeli vergi belası

Akaryakıt ürünlerinde ezeli vergi belası.12713
  • Giriş : 28.06.2009 / 20:00:00
  • Güncelleme : 28.06.2009 / 19:04:41

Makbule Hanım, Albülhamit, İsmet Paşa... Adı geçen tüm isimlerin ortak derdi olan sorun, vergilendirme.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Makbule Hanım, “Vergileri İndireceğiz” deyince…

Enerji Bakanı Taner Yıldız önceki gün açıkladı; “Petrol fiyatlarını bu haliyle yüksek buluyoruz.” Sayın Bakan'ın dilinden ikrar edilen bu gerçeği yıllarca hem matbuat, hem de basın sektörü; yazı, kitap ve belgelerle gündemde tuttu. Ancak ne hikmetse dünyada petrol rafine ve varil fiyatlarında düşüş yaşandığı günlerde bile ülkemizde yıllarca petrol fiyatları arttı. Zaman zaman Başbakan Erdoğan'ın bile isyan ettiği bu sistem Maliye'nin vergilendirme sisteminden kaynaklanıyordu.

Mesele petrol zammı meselesi değil, vergi meselesiydi. Zaten bu ülkede devletin vergi politikası her dönem sorunlara neden olmamış mıydı?

Cumhuriyet hükümetleri dönemine genel olarak bakalım; hemen hepsi göreve gelir gelmez yeni bir vergi paketi açıklar, açıklanan paketin özünde vergisini ödeyememiş olanlara “ödeme kolaylığı” vardır!

Yani devlet, alacağını her zaman almış, affettiği ise faizi olmuştur. Peki “kaldırılan” vergiden, ya da “düşürülen vergilendirmeden” bahsedildiği oldu mu? Evet, kriz dönemlerinde devlet bugün olduğu gibi çeşitli kalemlerde vergi payını düşürerek ekonomiyi canlandırmaya çalışır. Ama bununda “kısa dönemli” hamleler olduğu açıktır. Ve bu hamlelerde devletin yastık altı parayı ekonomiye kazandırma amacını taşır.

“PUTİN MARKETÇİYİ AZARLADI”

Önceki gün ajanslardan bir haber geçti; Rusya Devlet Başkanı Putin şehir gezintisine çıkmış ve bir markete girmiş, fiyatların fahiş şekilde yüksek olduğunu görünce de market sahibine kızışmış. Putin'i yadırgamak mı lazım? Hayır, hemen her devlet ekonomiyi bir şekilde kontrol etmeye çalışmıştır. Liberal ve serbest ekonomi dönemlerinde bile. Komünist idare zaten her şeyin devlet eliyle yönetimini öngörüyor…

“SULTAN HAMİD'İN FİYAT ARTIŞINA ÇARPICI FORMÜLÜ VARDI”

Putin'in markette yaptığı müdahale ister istemez geçmişe götürüyor insanı…

Sultan Hamid döneminden canlı bir örnek aktaralım. Hatıranın sahibi Süreyya İlmen Paşa. Hamid döneminde; ekmek, et vs. halkın günlük tüketim mallarında fahiş artışlar görünce Putin gibi yapmıyor, peki ne yapıyor Sultan Hamid? Buyurun İlmen paşa'dan dinleyelim;

“Sultan Hamid zamanında, arasıra, kömür, ekmek, et vesaire gibi halkın çok muhtaç olduğu erzak fiyatları yükselirdi; lâkin Sultan Hamid kıyametleri koparırdı. Kömür fiyatlaşınca yani okkası on paradan yirmi paraya çıkınca, hemen fukaraya, Şehremaneti kömür dağıtmağa başlar; ekmek fiyatlaşınca, yani kırk beş, elli paraya çıkınca hemen otuz beş paraya, kırk paraya tenzil ettirilir ve et fiyatlaşınca, yani beş 'kuruştan altı, yedi kuruş olunca Şehremaneti tarafından Taksim, Eminönü, Beyazıt, Fatih gibi meydanlarda çengelli sehpalara yüklerce koyun asılarak en ucuz fiyatla halka et satılmağa başlanır nihayet «kasaplar bu hale iki, üç gün tahammül ederek fiyatları, meselâ, yedi kuruştan beş kuruşa indirmeye mecbur olurlardı.

Gözümle gördüğüm bu et meselesinin en büyük ve canlı şahidiyim. Rıdvan Paşa, Şehremini iken, kasaplar etin okkasını [kilosunu değil] beş kuruştan yedi kuruşa çıkarmışlardı. Ertesi gün Taksim-Eminönü, Beyazıt meydanlarında çengellere asılmış yüzlerce koyunun Şehremaneti tarafından [kilosunun değil] okkasının beş kuruşa satıldığını gördüm. Üç gün kasaplar İstanbul'da et satamadılar. O zamanlar pahalılıkla mücadele kanunlarla değil, işte böyle ameli bir suretle icra ediliyordu...”

“İSMET PAŞA: HALKIN ON PARASI VARSA ONU DA ALACAĞIM”

Aynı müdahaleyi Cumhuriyet döneminde de görüyoruz. Gerekçe de aynı…
Özellikle İsmet paşa devrinde “varlık vergisi”nin nasıl sonuçlar doğurduğunu iki kuşak öncesi herkes yaşadı. Ama yine İlmen Paşa o noktada da birkaç detay veriyor. İsmet Paşa'nın “halkın elinde on para varsa onu da alacağım” dediğini aktarıyor. “1927 senesinde mebus olduğum sırada bir gün Millet Meclisi kürsüsünde Başvekil İsmet Paşanın irat ettikleri nutuk, halâ kulaklarımda çınlamaktadır: “Arkadaşlar” dedi, “memlekette şimendifer yok, liman yok, köprü yok, yol yok, mektep yok, velhasıl hiç bir şey yok! Ben bunları yapacağım; bunları yapabilmek için de paraya ihtiyaç var. Onun için milletin cebinde on para bulsam onu da alacağım”

Biz de: “Al Paşam, al! Helal olsun diye avuçlarımız patlayıncaya kadar kendilerini alkışladık”

Hakikat halde İsmet Paşa, milletin cebinde ne bulduysa aldı. Bunu alabilmek için Maliye Vekili Saraçoğlu her sene vergileri yükseltti. Birçok yeni isimlerle, vergiler ihdas etti. Merhametsiz mali bir siyaset takibine başladı. Meclisten, süratle Maliye kanunları çıkarttı. Para! para! diye millete hiç nefes aldırmadı. Vergiler, milletin tahammül derecesini aştı. Milletin cebi tamtakır, kırmızı bakır kaldı ve yapılan bütün imar işlerinin, bütün masrafları bu zavallı, fakir milletin omuzlarına yüklendi. Memlekette o nisbettede fakr-u zaruret ziyadeleşti. Ziyadeleştiği halde bile bu mali siyasete devam edildi…” diye üzüntüsünü belirtiyor, ancak ilk konuşmayı “alkışladığını” da gizlemiyor.

VARLIK VERGİSİ ADIYLA “VARLIKSIZ” BIRAKILDILAR

Cumhuriyetin ilk yıllarında İsmet Paşa eliyle yürütülen ağır vergi politikası halkı canından bezdirmişti. Halk, elinde ne varsa vergisini veriyordu. Maliye sürekli yeni vergi kalemleri ihdas ediyordu. Hatta öyle ki sinemaya gitmekten, içki tüketmekten tutun, tiyatro biletinden bile eşit vergiler almaya başlamıştı.

Daha garip uygulamaları fıkralara konu edilen varlık vergisiydi. Varlık vergisi her ne kadar azınlıkları bezdirme vergisi gibi algılansa da asıl amacın savaş döneminde haksızca malını artıran ve özellikle azınlık nüfusa ait mallardan vergi alınmasını hedefliyordu. Ancak halkta çok ağır sonuçlar doğurdu. En önemli mesele kimden? Ne kadar? Vrgi alınacağıydı. Evet bazı kriterler vardı. Gayrimüslim ve Müslümanlara ait anonim şirketlerden ayrım yapılmaksızın, 1941 yılı net kazancının o yılın vergi ve zamları çıkarıldıktan sonra toplam kazancın yarısı Varlık Vergisi olarak alınıyordu. Savaştan olağanüstü kazanç sağlayan Müslüman grubun vergisi, son yıllarda elde ettikleri kazancın 1/8 oranındaydı.

Gayrimüslimlerden savaşın son yılında kazancın yarısı kadar vergi alınması benimsenmişti. Gayrı safi gelir üzerinden kazanç vergisi veren Müslümanlar'ın Varlık Vergisi, 1941 yılı kazancının vergisi ve zamlarının toplamı kadardı. Büyük çiftçilerin varlıklarının yüzde 5'ine el konulması öngörüldü. Emlak sahibi gayrimüslimlerden fevkalade sınıfına girmeyenler emlak vergisinin 1500 lirasının üstünde kalan kısmı kadar vergi verecekti. Bunun anlamı 500 lira mülkü olan gayrimüslimlerden 3500 lira vergi alınmasıydı. 3000 liradan aşağı gelir vergisi olan Müslüman emlakzedelerden ise hiç vergi alınmadı. Seyyar tüccarlardan ise 500 lira vergi alındı. Aylığı 40-50 lira olanlar vergiden muaf tutuldu. Mihver teba olarak anılan Yahudiler, mühtekirler, dönmeler, G M arası bir muameleye tâbi tutuldu. Ülkemizde yaşayan ermeni asıllı Arman Manukyan, bir hatıratında Varlık vergisiyle ilgili ailesinde yaşananları anlatırken şöyle aktarıyor; Varlık Vergisi hadisesini hiç unutmam. Ben 11 yaşındaydım, 1942 yılıydı. Okuldan yeni dönmüştüm, bir Varlık Vergisi sözü geçiyor ve deniliyor ki, "Varlık Vergisi konulacak." Ben orta 1'deydim. Fötr şapka takardı babam, gri bir fötr şapkası vardı. Bir gün eve erken geldi, o şapkayı çıkardı, masanın üzerine koydu. Anneme, "Eliza, gittik borcumuzu öğrendik, elimizde bir bu şapka kalıyor" dedi.

Annem ağlamaya başladı. Ben de 11 yaşındayım, ama ne olduğunu kısmen anlıyorum. 240 lira Varlık Vergisi konmuş babama. O zaman için çok büyük rakamdı. Varlık Vergisi daha fazla azınlıklara konulan bir vergiydi. Bilhassa Rumlara daha fazla konmuştu bu vergi. Ermenilere de Musevilere de ağır bir yüktü. Muayyen bir ödeme süresi tanındı bize. Ödeyen ödeyebildi Varlık Vergisi'ni. Babamın elinde eskiden biriktirmiş olduğunu altınları varmış: "Ben ödeyeceğim Zor ödeyeceğim ama bütün varlığım gidiyor" dedi. O altınlarını bozdurdu o süre dahilinde borcunu ödedi…”

ATATÜRK, “VERGİLERİ İNDİRECEĞİZ” DİYEN MAKBULE HANIMI İSTANBULA GÖNDERDİ!

Bir vergi hadisesi de Atatürk döneminde yaşanıyor. CHP'nin tek parti iktidarının verdiği güçle halkı ağır vergi politikalarıyla ezdiği günler, halk adeta inliyor. Yeni kurulan Muhalif Parti Serbest Fırka halkın bu serencamına tercüman olmak amacıyla parti tüzüğüne bir madde ekliyor ve diyor ki, “imar ve devletçilik işlerinde halkı sıkmamak, vergileri azaltmak, bu gibi imar işlerinden ileride istifade edecek olan nesillerin omuzlarına da birer parça masraf yükletmek için uzun vadeli istikraz usulleriyle buna çare bulmak prensibi güdülecekti ki gayet makûl ve mantıki bir siyaset olacaktır.”

Ancak CHP tüzüğe eklenen bu maddeden sonra halkın Serbest Fırka'ya olan ilgisinden rahatsız oldu. Hatta öyle ki durum Atatürk'e şikayet konusu edildi ve “Serbest Fırka vergileri kaldıracağım diye ihtilâl çıkarmak istiyor” denildi.

Ancak durum gün geçtikçe çıkmaza giriyordu, halk kısa sürede Serbest Fırka'ya ilgisini artırıyordu. Bu günlerde Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'da serbest Fırka namına çalışmalar yürütüyor; ilçeleri, köyleri geziyor, halkı dinliyordu. Gittiği her yerde ilgi gören Makbule Hanım, “Serbest Fırka'nın gelmesi durumunda vergileri kaldıracaklarını açıkça beyan ediyordu.”

Makbule Hanım'ın bu açık tavrı CHP'yi ve tabiî ki İsmet paşa'yı küplere bindiriyor ve durumu Gazi paşa'ya şikayet ediyordu. Gerisini yine Süreyya Paşa'dan dinleyelim; “Gazi'nin hemşiresi Makbule Hanımefendi ile Gazi'nin evlâd-ı mânevisi Nebile Hanımın valideleri bir otomobille Yalova köylerinden birisine gitmişler, bir çok köylü kadınlar ile konuşmuşlar; bu kadınlar hallerinden şikâyet etmişler: kimisi vergi borcundan bahsetmiş, memurlar gelip eşyalarını ellerinden alıp satıyorlarmış, velhasıl bir türlü vergilerini veremiyorlarmış; Çünkü mahsul zamanlarına tesadüf etmiyormuş. Kimisi başka şeylerden bahsetmiş. Neticede hükümetten şikâyet! Makbule Hanımefendi de tekmil köylü kadınlarına hitaben: «Şimdi Serbest Fırka teşekkül etti, bu vergileri kaldıracağız; İnşallah bundan sonra bu gibi müşkülâta tesadüf etmeyeceksiniz; geliniz, bizim Serbest Fırkaya aza olunuz.» demiş.

Akşam Yalova'ya avdette Nebile hanımın validesi bunları Gazi'ye anlatmış. Gazi kızmış; Akşam sofrada hemşiresine sormuş; Ne o! Sen vergileri kaldıracağız demişsin! diye çıkışmış, Makbule Hanım da: «Evet; söyledim; ben propaganda yapıyorum. Sen nasıl Halk Fırkası için çalışıyorsan ben de Serbest Fırka için çalışacağım» demiş. Ya! öyle mi? diye Gazi cevap vermiş ve hemen bir motor hazırlatıp hemşiresini İstanbul'a gece yarısı göndermiş!..”

EKONOMİ DERVİŞİ BAKAN YAPTI, ECEVİT'İ SANDIĞA GÖMDÜ

Ekonomi meselesi her hükümetin en asıl meselesi olmuştur. ABD'de Bush'un sandığa gömülmesi sadece cumhuriyetçi-demokrat meselesi değil, Bush'un ekonomik politikalarının dünyayı getirdiği darboğaz olmuştur. Bizde durum farklımıydı? Ecevit, son başbakanlığı döneminde ekonomiyi düzeltsin diye Kemal Derviş'i ABD'den getirip Bakan yapmamış mıydı? Ecevit'in sandığa gömülmesi de yine Ekonomideki başarı grafiğinin halka geç yansıması olmamış mıdır?

Bir tespit daha yapalım, AK Parti döneminin en disiplinli hamleleri ekonomi alanında yapıldı. Kemal Unakıtan'ın hedef tahtasına girmesi sadece çocuklarının; yumurta, mısır işine girmesi değil, “Ak Parti her alanda başarılı olsa ekonomide onu yakalayamaz” beklentisini en azından “geciktiren adam” olduğu içindir. Çocukları ve eşi meselesiyse tamamen onun adına bir talihsizliktir.

HABER7

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*