Akdeniz'de petrol arama süreci başlıyor

  • Giriş : 29.03.2007 / 00:00:00

“Doğu Akdeniz Petrol ve Doğal Gaz Rezervlerinin Önündeki Engeller” oturumunda, TPAO'nun Akdeniz'deki faaliyetleri hakkında bilgi verildi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Araştırma Grubu Direktörü ve Arama Daire Başkanı Ahmet Faruk Öner, önümüzdeki Nisan ayında Antalya, Mersin ve İskenderun körfezinde 12 mil'in içerisinde yer alan, bir miktar da 12 mil'in dışında kalan alanlarda TPAO'nun sahip olduğu ruhsatlarda farm out (kiraya vermek-ortak bulma) sürecini başlatacaklarını bildirdi.

Öner, Uluslararası Petrol ve Doğal Gaz Konferansında “Doğu Akdeniz Petrol ve Doğal Gaz Rezervlerinin Önündeki Engeller” oturumunda yaptığı konuşmada, TPAO'nun Akdeniz'deki faaliyetleri hakkında bilgi verdi.

Denizde petrol aramacılığında komşularla “münhasır ekonomik bölge sınır anlaşmalarının” önemine işaret eden Öner, bu anlaşmalarının 2000'li yıllardan itibaren Mısır, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Lübnan, Suriye arasında yapıldığına dikkat çekti. Öner, bu çerçevede petrol arama konusunda ihale ilanına çıkan Güney Kıbrıs'ı Lübnan ve Suriye'nin izleyeceğini söyledi.

Akdeniz'de jeolojik manada önem arz eden kısımlardan birinin Lakatya-İskenderun Körfezi açıkları ve derin deniz bölümü olduğunu ifade eden Öner, bu bölgenin ne kadar önemli olduğunun jeolojik etütlerden ve ardından yapılan sondajlardan sonra ortaya çıkacağını kaydetti. Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin 15 Şubat 2007 tarihinde 11 blok için bir ihale ilanı başlattığını hatırlatan Öner, aslında bu sürecinin ilk işaretlerinin 2000 yılında gerçekleştirilen sismik veri çalışmalarıyla başlatıldığını söyledi.

Daha sonra Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Mısır ve Lübnan'la “münhasır ekonomik bölge sınır anlaşması” gerçekleştirdiğini kaydeden Öner, şöyle konuştu: “Şunu iyi bilmemiz gerekiyor ki bu tür bir sınır anlaşması söz konusu değil ise çalışacağınız alanları nereleri olacağına yönelik etkin bir program yapabilmeniz mümkün değil. Buradaki bir gizli ve önemli husus da burada yapılan her çalışma böyle bir ekonomik bölge sınırının tesisi için size altyapı oluşturur. Eğer o veriler elinizde değilse siz bu sınırın ayrıntılı bir şekilde çizilmesini sağlayamazsınız.”

Güney Kıbrıs'ın ihale ilanından sonra “kız kardeşler” diye anılan Shell, BP, Lukoil gibi büyük firmaların 2 boyutlu sismik verileri satın alma konusunda bir talepleri olduğunu anlatan Öner, “Şunu hepimiz iyi bilmeliyiz ki bu majörler eğer bir yerlerde ise bunun her zaman bir manası vardır. Çünkü her petrol şirketi arkasında ülkesiyle temsil edilir” diye konuştu. Petrol aramada “teknik, ekonomik ve politik” risklerin bulunduğuna dikkat çeken Öner, Doğu Akdeniz için şu anda “politik risklerin” teknik ve ekonomik risklerden çok daha fazla olduğunu söyledi.

TPAO'NUN AKDENİZ'DEKİ FAALİYETLERİ

TPAO'nun Akdeniz'deki faaliyetleriyle ilgili bilgi veren Ahmet Faruk Öner, şu anda Lübnan ve Suriye'deki gelişmeleri yakından takip ettiklerini ve bilgileri değerlendirdiklerini kaydetti.

Akdeniz'e olan ilgilerinin hayli yüksek olduğunu vurgulayan Öner, şöyle konuştu: “Antalya, Mersin ve İskenderun körfezinde sahip olduğumuz ruhsatlarda ki bunlar 12 mil içerisinde yer alan, bir miktar da 12 mil'in dışında kalan alanlarda biz farm out sürecini önümüzdeki ay içerisinde başlatacağız. Şu anda teknik altyapıyı oluşturuyoruz. Farm out sahip olduğumuz ruhsatlarda ortak arama faaliyetine başlatmak anlamına geliyor. Bu çerçevede önümüzdeki ay ilanlarımızı vermeye başlayacağız. Fakat bilmeliyiz ki eğer münhasır ekonomik bölge sınırlarımız belli olmadığı sürece bu alanlar içerisinde arama yapmak hayli sıkıntı arz etmektedir. Bölgede oluşturulacak bilgiler bu sınırın geçirilmesi için de gerekli olan en önemli alt yapıyı oluşturacak.”

BOTAŞ DIŞ İLİŞKİLER MÜDÜRÜ ÇAPANOĞLU

Oturumunda konuşan BOTAŞ Dış İlişkiler Müdürü İsmail Kürşad Çapanoğlu ise dünya birincil enerji tüketimde fosil kökenli kaynaklarının payının yüzde 90'a yaklaştığını, hidrokarbon kaynaklar olan petrol ve doğal gazınkinin ise yüzde 60 civarında bulunduğuna dikkat çekti.

Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, 2030 yılına kadar dünya birincil enerji tüketiminin yılda yüzde 1,6, toplamda yüzde 50 oranında artacağını kaydeden Çapanoğlu, bu tahminlere göre petrol tüketiminin yılda yüzde 1,3 artarak toplamda yüzde 40'dan fazla, doğal gaz tüketiminin ise yılda yüzde 2 artarak yüzde 70'e yakın artış göstereceğini söyledi.

Çapanoğlu, bu artışların tamamı olmasa da çok büyük bir bölümünün Türkiye'nin çevresinde yer alan ve dünya rezervlerinin yüzde 70'ine sahip bulunan bölgelerden karşılanacağını, bu talebin karşılanması için yapılan çalışmalarda Hazar Havzası ve Orta Asya'nın yıldızı parlarken, Rusya Federasyonu ve Ortadoğu'nun öneminin de artarak devam edeceğini kaydetti.

BTC PETROLÜ UZAK DOĞU'YA TAŞINACAK

Bakü- Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı hakkında bilgi veren Çapanoğlu, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Sistemi ve BTC Ham Petrol Boru Hattının tam kapasitede çalışması ile Doğu Akdeniz'in 120-130 milyon ton hacminde bir pazara kavuşacağını söyledi.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de petrol pazarı kurulmasına yönelik girişimlerinin bu projelerle sınırlı olmadığını ifade eden Çapanoğlu, “Ceyhan'a ulaşan petrolün bir miktarının Uzak Doğu pazarlarına taşınması amacıyla İsrail'e gönderilmesiyle ilgili olarak görüşmelere devam edilmektedir” diye konuştu.

Çapanoğlu, Türkiye'nin gündemindeki bir diğer projenin de yine Ceyhan'a getirilen doğal gazın Akdeniz'den geçecek boru hattı ile veya LNG tankerleriyle İsrail'e ulaştırılması olduğunu bildirdi. BOTAŞ'ın 2020 yılında, Türkiye üzerinden Avrupa'ya yaklaşık 100 milyar metre küp düzeyinde doğal gaz taşınabileceğini hesapladığını ve çalışmalarını buna göre yaptığını kaydeden, Çapanoğlu, şöyle konuştu: “BOTAŞ, yeni üyelerle genişleyerek yüzde 70 oranında ithalata bağımlı hale gelecek AB'nin, Türkiye üzerinden taşınacak Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Hazar gazına şiddetle ihtiyaç duyacağını ve doğal gaz ithalatının yüzde 15'inin Türkiye üzerinden geçen hatlar aracılığıyla sağlayacağını öngörmektedir. BOTAŞ, Avrupa hedefli boru hattı projeleri sayesinde, AB kaynak çeşitlendirme politikasında ciddi bir açılım sağlayarak, tüketici seçenekleri ve dolayısıyla rekabeti arttırarak, tüm komşularına ek gelir imkanı yaratarak enerji arz güvenliğine çok önemli katkılar yapacaktır.”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious