Aleviler şeriata da karşı postala da karşı

Aleviler şeriata da karşı postala da karşı.9719
  • Giriş : 12.07.2009 / 06:00:00
  • Güncelleme : 12.07.2009 / 00:03:04

Mümtazer Türköne'nin Alevi Çalıştayı'nda "Aleviler'in darbecilere meyilli olduğu" yönündeki sözlerine tepki gösterdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Sepet Beşik

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Fevzi Gümüş, Mümtazer Türköne'nin Alevi Çalıştayı'nda "Aleviler'in darbecilere meyilli olduğu" yönündeki açıklamalarına tepki gösterdi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Fevzi Gümüş, Zaman Gazetesi Yazarı Mümtazer Türköne'nin "Aleviler'in darbecilere meyilli olduğu" yönündeki sözlerine tepki göstererek Aleviler'in dün de bugün de "Ne şeriat ne postal" dediklerini belirtti. Gümüş, Aleviler'in bunu göstermek için üzerlerine düşen sorumluluğu üstlenmeye dün olduğu gibi bu gün de hazır olduğunu ifade etti.

Gümüş, yaptığı yazılı açıklamada, Mümtaz'er Türköne'nin Hükümet'in düzenlediği 2. Alevi Çalıştayı'nda "Aleviler sayısal olarak azınlıktadırlar. Bu kesim seçimle iktidara gelemeyeceğini düşündüğü için darbecileri destekleme eğilimi içine giriyor" dediğini, "Aleviler darbecilere meyilli" mesajı verdiğini anımsattı. "Sağın bütün limanlarında bulunmuş, MHP'nin en karanlık dönemlerinde MHP'li, Çiller'li DYP döneminde DYP'li olan, 'Bu devlet için kurşun atan da, yiyen de kahramandır' diyerek Çatlıları, Susurlukları aklayan, sonrasında ve şimdilerde Fethullahçı ve AKP'li olan Mümtaz'er Türköne'nin en son laf edeceği toplumsal kesim Alevilerdir" diyen Gümüş, "Bugün ne söylerse söylesin sıkı bir 3 K (Komünist, Kızılbaş ve Kürt) karşıtı olan ve son 60 yıldır Türkiye'yi yöneten Türköne zihniyetinin çözüm üreteceğiz iddiası ile toplanan 'Alevi Çalıştayı'na alınmasını anlamak bile mümkün değildir" sözleriyle Türköne'ye tepki gösterdi.

Türköne'nin ve "aynı soydan gelen siyasi akrabaları"nın bu tür konuşmalar yapmadan önce aynada kendileriyle yüzleşmeleri gerektiğini ifade eden Gümüş, şunları söyledi:

"Uzağa gitmeye de gerek yok. Sivas katliamının 16. yılında kendi gazetesi olan Zaman'da '2 Temmuz 1993'te gerçekleştirilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nde yangın çıkmış, aralarında otel görevlilerinin de bulunduğu 37 kişi ölmüştü' diye yazanlara bile ses çıkartamayan biridir. Katliama, katliam diyemeyenlerin, binlerce kişi ile kıstırılıp, arkasından içindeki insanlarca birlikte yakılan bir oteldeki katliamı görmezden gelenlerin söyledikleri hiç bir şey inandırıcı olamaz.

Türkiye'de Alevilerin, solcuların demokrasi talepleri için yaptıkları mücadeleyi ispata gerek yoktur. Dün darbeci olan bu gün demokrasi kahramanı kesilenlerin önce Maraş Çorum ve Sivas Katliamı ile yüzleşmeleri, hangi çirkin yüzle karşılaşmaktan korkmadan aynaya bakmaları ve bütün Türkiye'den özür dilemeleri gerekir. Gerisi lafı güzaftır."

Gümüş, 12 Martlarda 12 Eylüllerde bedel ödeyen Aleviler'in dün de bu gün de "Ne şeriat, Ne Postal" dediklerini kaydetti. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gümüş, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Çünkü Aleviler bu ülkenin yüz akıdır. Dilleri barışın gönülleri kardeşliğin enginliğiyle doludur. Bundan dolayı; 12 Eylül hukukunun yarattığı Anayasası'nın ve en önemlisi onun ruhunun ortadan kaldırılabilmesi ve demokratik, laik bir Türkiye'nin önünün açılabilmesi için seçim sisteminin, siyasi partiler ve sendikalar yasasının değiştirilebilmesi için

Yasama, yürütme ve yargı arasında güçler ayrılığının ve bağımsızlığının uygulanabilir olduğunu göstermek, başı sıkışanın yasal olmayan mecralar yerine yasalara sığındığı, yargıcının vereceği kararın hukuki olacağını, emniyet güçlerine de güvenilebileceğini göstermek için geçici 15. Maddenin kaldırılabileceğini ve darbeci generallerin de yargılanabileceğini göstermek için bugüne kadar işlenmiş bütün siyasi cinayetlerin ve katliamların 'faili meçhul cinayet' olmaktan çıkartılarak 'faili belli' olmasının mümkün olduğunu göstermek için 'Baba beni okula gönder' kampanyaları yerine 'Deniz Feneri' başta olmak üzere yüzlerce yolsuzluk dosyasının nasıl deşifre edilebileceğinin ve yolsuzluk yapan bütün kurum ve kişilerin nasıl cezalandırılabileceğini görmek için Türkiye sınırları içinde yaşayan Kürtlerin temsilcileri parlamentoda iken, onlarla tokalaşmayıp, çözüm için onlarla oturup konuşma yerine, 'çözümü dışarıda aramamak' için Türkiye'de farklı kimliklerin, kültürlerin ve inançların olduğunu kabul etmenin, ayrışmayı değil, daha sağlıklı ve eşit koşullarda yan yana yaşamayı sağlayacağını göstermek için işçilerin, emekçilerin taleplerine çözüm bulabilmek, halktan yana bir ekonomik program için eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında yaşanan tahribatları gidermek, bu alanlarda halktan yana alternatif politikalar üretmek, yoksulluğu ortadan kaldırmak için yazarların, müzisyenlerin, sanatçıların özgür bir ortamda daha neler üretebileceklerinin göstermek için Diyanet işleri Başkanlığı, Kuran Kursları, zorunlu din dersleri gibi resmi politikalarla toplumun dokusunu değiştiren, siyasal İslam lehine toplumu muhafazakârlaştıran ve farklılıkları ortadan kaldıran politikaları değiştirebilmek için kendisine benzemeyeni, kendisi gibi inanmayanı, kendisi gibi kültürel özellikleri olmayanı dışlayarak, çoğunluk avantajını da kullanarak baskı altına alarak kültürel, inançsal ve etnik alanlarda tek tipliği yaratan politikalara karşı ırkçılığın ve ayrımcılığın cezalandırılabilir olduğunu göstermek için eğitim, sağlık ve enerji gibi alanlarında özelleştirme yapılmadan da kamu yararına adım atılacağını göstermek, madenlerin, limanların ve tarımın Türkiye için yararlı kullanılabileceğini göstermek için NATO'ya karşı sahte çıkışlar yerine '6. Filo'dan kurtulmanın' mümkün olduğunu göstermek için üniversitelerin kurumsal olarak özerk, eğitim olarak özgür olabileceğini gösterebilmek için Diyanete ve savunmaya milyar dolar ayrılmadığında dinin elden gitmediğini, ülkenin işgal edilmediğini, tersine buralara ayrılan devasa bütçelerin eğitimde kullanılarak, eğitim seferberliği ile Türkiye'nin uluslararası standartlarda başarı hanesinin nasıl yükselebileceğini göstermek için Kürt, Alevi, Ermeni, MGK, Ordu, Diyanet, YÖK, Kıbrıs, AB gibi konularda bugüne kadarki statükocu anlayışların değişmesi için yapılan tartışmaların, ülkeyi bölmeyeceğinin, ülkenin dış mihraklara peşkeş çekilmeyeceğinin görülebilmesi için farklı inançlara, örneğin Alevilere eşit yurttaşlık hakkı tanımanın, Alevilere yönelik ayrımcı ve önyargılı yaklaşımları ortadan kaldırmanın ayrılığı değil, birliği geliştirdiğini görmek için cemevlerini aynen, Cami, Kilise, Havra, Sinagog, Mescit gibi bir inanç merkezi olarak kabul edilmesini için Maraş veya Madımak katliamları gibi Türkiye'nin ayıbı olan katliamları teşhir etmenin, bu tür katliamlar bir kez daha olmasın diye müzeler açmanın, belgeseller yapmanın, broşürler çıkarmanın ayrılıkları ve düşmanlıkları körüklemek yerine toplumda utanma duygusunu artırarak, toplumsal vicdanı yeniden ayakları üzerine oturtabilmesi için cemaate ihtiyaç hissetmeden okuyabilen ve yeteneğiyle iş bulabilen, kariyer yapabilen, sorgulayan ama aynı zamanda da uygulayabilen bir gençliğin olduğunu göstermek için üzerlerine düşen sorumluluğu üstlenmeye dün olduğu gibi bu gün de hazırdır."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*