Ali Bulaç 'kaos üzerine' yazdı

Ali Bulaç 'kaos üzerine' yazdı.10047
  • Giriş : 12.11.2007 / 09:12:00
  • Güncelleme : 12.11.2007 / 09:36:17

Zaman Gazetesi yazarı Bulaç, günümüzdeki kaos ortamını değerlendirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Modern Batı düşüncesinde besleyici rol oynayan iki ana mirastan biri Yunan düşüncesi, diğeri Hıristiyanlıktır. 1950'lerden sonra söz konusu miras her ne kadar "Grek-Roma, Yahudi-Hıristiyanlık" şeklinde formüle edildiyse de, bunun Yahudi soykırımıyla ilgili olduğunu hatırlatmak lazım. Batı, Yahudilere karşı işlediği bu muazzam insanlık suçu dolayısıyla Yahudiliği biraz da Amerika'nın müdahil etkisiyle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dâhil etti. Bu ayrı bir bahistir.
Üç besleyici ana mirastan Grek felsefesiyle Hıristiyanlık arasındaki ilişki sanıldığı kadar barışçı veya tamamlayıcı nitelikte değildir. Aslında biri diğerini nakzedici kurucu önermelere sahiptirler; sonraki dönemlerde Greklerden tevarüs edilen telakkiler Hıristiyan inancına baskın çıktı ki, buna "Hıristiyanlığın Avrupalılaşması" işlemi diyebiliriz. Grekler gibi, Roma ve mahalli pagan kültürün Batı Hıristiyanlığı üzerindeki etkileri yeterince vuzuha kavuşturulmuş sayılmaz. "Kaos" kavramıyla ilgili farklı iki bakış açısı ilginç örnek olabilir:

Yunan mitolojisine göre "Başlangıçta kaos vardı", İncil'e göre "Önce söz vardı." (Yuhanna, 1:1.) Burada bir çelişki olduğu açıktır. "Kaos" ve "Söz" iki ayrı ontolojik mahiyettir. Hangisini varlık dünyasının hammaddesi olarak kabul ederseniz, varlık görüşünüz o doğrultuda gelişir. Grekçe kelime anlamıyla kaos, açık duran, uzay boşluğu, uçurumlar, açıklıklar, boşluklar demektir. Bu anlamlar çerçevesinde "düzen"den, "Yaratıcı irade"den, varlığa ilişkin ve belki onda içkin aşkın bir gayeden bahsedilemez. Yunanlılar varlığın başlangıcında karışıklık ve karmaşa olduğunu düşünürlerdi. Düzen yoktu, çünkü Düzenleyici de yoktu. Tanrı'nın var olması veya olmaması bu açıdan belirleyici değildir. Çünkü varsa da Tanrı, "yaratıcı, yoktan var edici" değil, şekil veren bir zanaatçı veya daha ilerlemiş ifadesiyle bir Sani' idi. En nihayetinde Aristo, Tanrı için "İlk hareket ettirici" diyecek, fakat ona yaratma ve varlığa müdahil olma sıfatı vermeyecekti. En azından başlangıçtaki temel teolojik varsayımları itibarıyla Hıristiyanlığın bunu kabul etmesi düşünülemezdi. Çünkü açıkça Yuhanna, ilk cümle olarak "başlangıçta olan Kelam'ın Allah'ın nezdinde" olduğunu kaydeder: "Her şey O'nun ile oldu ve olmuş olanlardan hiçbir şey O'nsuz olmadı" (Yuhanna, 1:2-4.)

Bu belli bir mesafeden Müslüman sufilerin Varlık âlemini Nefesü'r-Rahman (Rahman'ın Nefesi) olarak tavsif ettikleri ilk Emr (Kün: Ol!) ile yakın ilgili görünmektedir. Başka bir ifadeyle bilinmezlik, şekil almamış uçsuz bucaksız boşluk ve karanlık demek olan Kaos'un Hıristiyanlık ve İslamiyet nokta-i nazarından bir hakikatinin olmadığı anlaşılmaktadır. "Kün!" emrinin varoluşa geçişi tekvin, tekevvün, kevn ve kâinattır. Kaos ise, mitolojide uzun uzadıya anlatıldığı üzere sayısız sembollerin ve imgelerin imalarına rağmen sonuç itibarıyla zihnî kurgulara dayanır. Yaratıcı (Halık, Rab ve İlah) tasavvuruna sahip olmayan Yunan zihni, varoluşu bu belirsiz/kurgusal süreçlerle anlamlandırmak durumunda kalmıştır.

Bugün başta "pilot bölge Irak" olmak üzere Ortadoğu'da uygulanmakta olan "Yaratıcı kaos" doktrininin felsefi arka planında söz konusu mitolojik kurgu ve varsayımların ima ettiği kargaşa, düzensizlik, başıbozukluk, biçimsizlik, insanların birbirine karşı yıkıcı kuvvetler kullanması, kısaca yeryüzünün bir süreliğine mahşere çevrilmesi fikri yatmaktadır. Zira, Yunan tasavvuruna göre "Kaostan sonra kozmos" geldi veya kaos kozmosu kendi içinde taşıyordu. Kozmosu (düzen) kaos önceler. Beşerî toplumsal grupları birbirleriyle irtibatlı kılan her şeyin berhava edilmesi bir kaostur, ama bu kozmosu getirecektir. Sadece büyük beşerî topluluklar değil, aynı zamanda küçük gruplar dahi kendi aralarında kullandıkları anlaşma dilini unutacaklar, bir tür "Babil Kulesi insanları" gibi her kafadan bir ses çıkacak, hiç kimse bir başkasını anlamayacak, dinlemeyecek ve biri diğeriyle çatışacaktır. Doktrin gereği, çatışmak istemeyenlerde "çatışma isteği"ni uyandırmak gerekir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious