ALİ MÜFİT GÜRTUNA: ENDİŞELİYİM

ALİ MÜFİT GÜRTUNA: ENDİŞELİYİM.77744
  • Giriş : 15.11.2008 / 03:18:00
  • Güncelleme : 16.11.2008 / 18:22:27

Ali Müfit Gürtuna, Haber Aktüel Yayın Yönetmeni Muaz Kalaycı’ya konuştu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ali Müfit Gürtuna, işi ustasından öğrenmek isteyenlere iyi bir çözüm ortağı. Çünkü o iyi bir siyasetçi. Hem çok çalışıyor, hem de yüzü hep gülüyor.

 

Gürtuna bizi, Levent'teki çalışma ofisinde samimi bir tebessümle karşılıyor. Röportaj için Başkanın özel odasına geçiliyor. Sorular hazır. Bir yandan Basın Danışmanı Sevilay Yılmaz Başkanın cevaplarını kelimesi kelimesine not etmeye çalışıyor, bir yandan da Başkan “nedenleri, nasılları” yorumlamak için cümlelerini özenle seçiyor.

 

Söylediği her cümle röportaja biraz daha aksiyon katıyor.

 

 

Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın Yönetmeni

Redakte: Şeyma Yılmaz

 

***

 

“TÜRKİYE GÜÇ KAYBI YAŞIYOR, BEN BUNA YAVAŞ ÖLÜM DİYORUM”

 

— Ali Müfit Gürtuna'nın bugünlerde kendisine heyecan veren en önemli uğraşı ne?

 

Öteden beri uğraşa geldiğimiz, üzerinde çalıştığımız Türkiye'yle, İstanbul'la ilgili projelerimiz bana heyecan veriyor. Bu konular üzerinde çalışırken bir taraftan üzüntü duyuyorum ama bir taraftan da büyük bir heyecan yaşıyorum. Duyduğum üzüntünün sebebi Türkiye'nin muazzam yeraltı imkânlarından güç üretilememesi. Onur, şeref ve dünya klasmanında bir üst düzey üretemiyoruz. Aksine açığımız, borçlarımız, bağımlılığımız artıyor. Türkiye güç kaybı yaşıyor. Ben buna yavaş ölüm diyorum. Belki bu ağır bir tabir ama yılların getirdiği bir birikimle yavaş yavaş güç kaybediyoruz. Türkiye üzerinde kafamızı yoğunlaştırıp imkânlar üzerine proje geliştirdiğimiz zaman görüyorum ki önümüzde muazzam bir ufuk var. Türkiye muazzam bir güç taşıyor. Nice yüzyıllar içerisinde bizim milletimiz kadar kültürel ve tarihi mirasa sahip başka bir millet yok. İstanbul hiçbir yerle kıyaslanmayacak ihtişama ve birikime sahip. Türkiye'yi taşıyacak ufukları ortaya koyduğumuz zaman heyecan duyuyorum. Türkiye, o zaferler dönemine tekrar dönebilir. Bu benim umutlarımı arttırıyor ve beni cidden heyecanlandırıyor.



                 “CHP'DEN BELEDİYE BAŞKANI ADAYLIĞI İÇİN TEKLİF GELMEDİ”

 

— ANKA Haber Ajansına göre yerel seçimlerde CHP'den İstanbul Belediye Başkanı adayı olmanız ihtimaller arasında. Siz bu ihtimali nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Doğrusu bu bizim dışımızda gelişen bir konu. Bize gelen bir teklif olmadığı gibi bizim de böyle bir talebimiz hiçbir partiye olmadı. Ben A veya B partisinin ötesinde önümüzdeki yerel seçimlerin önemine vurgu yapmak istiyorum. Ne yazık ki Türkiye bir takım dış faktörlerin etkisine her geçen gün daha fazla giriyor. Bu da Türkiye'nin yol haritasını bozuyor. Farklı bir pusula Türkiye'nin rotasını tayin ediyor. Bu bize sonuç getiren bir yol değil. Bu bakımdan önümüzdeki yerel seçimler toplumun birlikteliğini sağlar, Türkiye'de yeni bir sinerji doğurursa Türkiye'nin geleceği adına bir umut ışığı yanmış olur. Yerel seçimler vatandaşa, birlik için kendine vurulmuş olan zincirlerden kurtulmak adına bir vesile olabilir. Artık ülkeler şehirlerden ibaret hale geliyor. Dolayısıyla şehir yönetimleri de daha çok öne çıkıyor. Fakat Türkiye'nin bu anlamda ürettiği bir şehir yönetimi, bir şehir vizyonu, bir mantalitelisinin olmaması dünya ile arasına engel koyuyor. Hem merkezi yöneticilerin, hem yerel yöneticilerin, hem de sivil toplumun bu konuda düşünüp yaşanılan şehirle ilgili yol haritaları oluşturulması gerekiyor.

 

“HEDEFİMİZ İSTABUL'UN NÜFUSUNUN AZALTILMASIYDI”

 

— Bir mesajınızda “İstanbul ağlıyor!” diyorsunuz. İstanbul neden ağlıyor, İstanbul'u ağlatanlar kimler? İstanbulluyu güldürmek için ne yapmak lazım?

 

“İstanbul ağlıyor” demenin sebebi; İstanbul'un gözlerinden akan yaşları gördüğüm içindir. Bizim İstanbul için bir gelecek öngörümüz vardı. Avrasya'nın lider şehri ve dünya kültür başkenti İstanbul… Cumhuriyetin 100. yılına vardığımızda dünyanın en ileri, en gelişmiş, rakipsiz şehri olan bir İstanbul'u üretmeyi biz hedef olarak ortaya koymuştuk. Hedefimiz İstanbul'da hayat standardının, yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve nüfusun tedricen azaltılması şeklindeydi. Belediye Başkanlığımız döneminde biz, 1998'dan 2023'e kadar olan 25 yıllık bir periyodu planlamıştık. Görevden ayrılırken 2023 yılına kadar sürecek yol haritasıyla ilgili stratejik eylem planını gösteren bir kitap da hazırlayıp bıraktık. Üzüldüğüm nokta işte burası. Şimdi 180 derece ters istikamette giden bir icraat dönemi ortaya çıktı. Biz İstanbul'un nüfusunun azaltılması ve standardının yükseltilmesi, niteliklerinin geliştirilmesi ve nitelikli bir şehir kavramının üretilmesini öngörürken tam tersi bir durum oluştu. İstanbul'un her tarafından çok katlı binalar yükselmeye başladı.



                              “İSTANBUL'UN TRAFİK PROBLEMİ BÜYÜYECEK”

 

İstanbul nüfusunun kısa bir sürede iki misli, orta vadede 3-4 misli artacağı şeklinde bir endişe oluştu. Bu, İstanbul'un dar coğrafyasına muazzam bir yük demektir. Bunun getireceği olumsuzluklar öncelikle İstanbul'da yaşayan insanları etkileyecektir. Her türlü imkân azalacak, trafik problemi büyüyecek, su imkânı azalacak, susuzluk artacaktır. Çevre katliamı artacaktır. Yeşil alan problemi çıkacaktır. Haliç yeniden bataklığa dönecektir. Bunlar bizim düşündüğümüz kavramlardan son derece uzak bir İstanbul. İstanbul böyle bir çöküntü yaşayınca Türkiye'yi taşıma gücünü de kaybedecektir. Hâlbuki İstanbul sadece İstanbul'da yasayanların değil tüm Türkiye'nin ve insanlığın şehridir. Türkiye yeniden ayağa kalkacaksa İstanbul'un gücüyle ayağa kalkacaktır. İstanbul'u tahrip etmek demek bizim gelecek bütün umutlarımızı da çökertmek anlamına gelir. Dikilen her bina İstanbul'un bağrına saplanmış bir hançerdir. Bunun için “İstanbul ağlıyor” diyorum.

 

“İSTANBUL'UN HAZİNELERİ YAĞMA EDİLİYOR”

 

Ortaya çıkan bu rant hırsı Haçlıların İstanbul'a 1204'te yaptığı yağmadan daha büyük bir hasar verecektir. İstanbul'un Hazineleri yağma ediliyor. İstanbul muazzam bir borç yüküyle karşı karşıya bırakılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin borcunun şimdiden 5 milyar doları geçtiği ifade ediliyor. Medyadan, artı 2 milyar dolar borcun da hemen kapıda olduğunu okuyoruz. İstanbul belini doğrultmayacak şekilde bir darbe ile karşı karşıya bırakılmış durumda.



                        “BİZİM DÖNEMİMİZDE TRAFİK SORUNU % 80 ÇÖZÜLMÜŞTܔ

 

— Söz İstanbul'dan açılmışken sormak istiyorum; İstanbul'un en önemli sorunları arasında çileden çıkaran bir trafik kâbusu var. İstanbul Belediye Başkanlığınız döneminde İstanbul'un trafik sorunu bugüne kıyasla ne derecedeydi? Şuan ki sorununun sorumluları kimler?

 

Biz İstanbul'u trafik sorunuyla devretmedik. İnsanlar çabuk unutuyor belki ama trafik sorunu bizim dönemimizde yüzde 80 çözülmüş durumdaydı. İstanbul'da randevusuna geç kalan artık trafiği mazeret olarak gösteremiyordu. Şimdi yakın iki noktaya gitmek için saatler geçiyor. Artık İstanbul'da bir yerden başka bir yere gitmek için bir gün önceden yola çıkmak gerekiyor. Vatandaş Roma'dan 1-2 saatte Atatürk Havalimanına geliyor ama havaalanından evine 4-5 saatte gidebiliyor.

 

“İSTANBUL, BU KADAR YÜKÜ, NÜFUSU TAŞIYAMAZ”

 

— Çözüm ne?

 

Biz çözümü ortaya koymuştuk. Maalesef benim söylediğim oldu. İstanbul'un yoğun yapılaşma ve nüfusunun artması bütün problemlerin anası oldu. Bizim “İstanbul'un nüfusu tedricen azaltılsın, nüfus on milyonun altında tutulsun” şeklindeki ön görümüzün sebebi işte buydu. İstanbul'un nüfusu 10 milyondan 20 milyona çıkarsa problem iki katına değil on katına çıkar. Bunu gördüğüm için 4 yıldan beri ısrarla yoğun tenkitlerim oldu. Üç kuruşluk rant için İstanbul'u boğmaya kimsenin hakkı yok. Bizim bıraktığımız noktadan devam edilseydi İstanbul hiç problemi olmayan bir şehir haline gelmişti. Bütün problemlerin anası nüfus artışıdır. İstanbul'a yazık oluyor. Bu kadar yükü İstanbul taşıyamaz. Biz, bütün problemlere bilimsel yaklaştık, bilimsel bir yönetim anlayışı sergiledik. Ulaşımı da üniversitelerimiz, belediyedeki uzmanlarımız hep birlikte, bütüncül bir yaklaşımla ele aldık. Her konuda olduğu gibi projelendirdik. İstanbul'un tamamını demir ağlarla donattık. Bir kısmını yaptık, bir kısmının da projesini hazırladık. Ona uyulması lazımdı. İşin özü bu.



                                      “ÖNEMLİ OLAN HELAL İŞ YAPMAKTIR”

 

— “Güçlü, mutlu, onurlu Türkiye için. Değer odaklı bilgi toplumu için” sözleriyle özetleyerek kurduğunuz Turkuaz Hareket'i ulus geneli bir hareketi göz önüne alarak çalışmalara başlattınız. Bu aksiyondan sonra A veya B partisinden fark etmez; yeniden belediye başkanlığına talip olmak geri adım atmak mı olur?

 

Bize göre siyasetin amacında değerler vardır. Bir insan ya çıkar amaçlı siyaset yapar, ya değer odaklı siyaset yapar. Çıkar amaçla siyaset yapanların hali bellidir. Yağmadır. Değer odaklı siyaset yapanların amacın da ise insanlığa hizmet vardır. Halkın duası, hakkın rızası kavramı temeldir ve arkasından da insan hakkı gelir, adalet gelir. Yani ister modern vatandaşlık kuramıyla hareket edelim, vatandaşlık hakkı diyelim, yönetenin yönetilene saygısı ve güveni diyelim, isterse inançları itibariyle ortaya koyduğu amacı ifade edelim… hangisini söylersek söyleyelim gaye tarafı usul tarafı ise güzel şeyler ortaya çıkar. Güç insanları bozuyor. Makama gelen, gücü elinde tutan insanlar bir müddet sonra bozuluyor. Gücü sınırlayan kavram ve değerlerdir. Allah korkusu ortadan kalkarsa, hırs ve dünya malı insanın gözünü ve kalbini kaplarsa, çıkar amaçlı siyasete hemen rota kırılır. Ama o sınırlardan çıkılmazsa değer odaklı kavram ortaya çıkıyor. Güzel amaçtan asla sapmamak lazım. İnsan medeniyetin parçasıdır. İnsanları öyle nitelikli hale getirelim ki insan kültürün bir parçası olsun. Şehirlerimizi insan deposu olarak görmeyelim. Şehirlerimizi kültür üreten, medeniyet üreten alanlar olarak görelim. Belediye Başkanlığına aday olmak geri adım mıdır değil midir bu işin efsane kısmı. Benim hayata dair yaklaşımım şudur: İster çöpçülük yapayım, ister dünyadaki en yüksek makamda olayım önemli olan düzgün iş yapmaktır, helal iş yapmaktır ve yapılan işin hakkın vermektir. Amaç burada ortaya çıkıyor. Yapılan her işte halkın duası, hakkın rızası varsa yapılan iş ne olursa olsun güzeldir.

 

“BEN MİLLETİN GELECEĞİNİ GÖRÜYORUM”

 

— Sürekli seyahatleriniz, programlarınız oluyor. Bu yoğun program 3 çocuk babası Gürtuna'yı özel hayatındaki sorumluluklarını yerine getirmekte zorluyor mu?

 

Bamtelime bastınız. Geriye dönüp baktığım zaman keşke dediğim tek şey belki de budur. Kesin bir tercih yapmak doğru değil. Çocuklarımız mı yoksa halka hizmet mi? Halka hizmeti önemsiyorum. Toplum fedakâr insanlarıyla ayakta durur. Toplumun önünde kendini fena edecek serden geçtiler olmalı ki o toplum bir yere gelebilsin. Ben de hep bunu düşünmüşümdür. Dua almayı, sevinçle bakan bir gözü, insanımızın mutluluğunu bu anlamda çok önemserim. Ben bir kenara çekilip keyfime bakamam. Ben milletin geleceğini görüyorum, Türkiye'nin gidişatından endişelerim var. Türkiye Cumhuriyetinin bir vatandaşı olarak sorumluluğumuz var. Onun için bu sorumluluğu idrak ederek hayatıma yön veriyorum. Ailemi gücüm yettiğince ihmal etmemeye çalışıyorum ama bir miktar eksikliğimin olduğunu da kabul ediyorum.

 

“İNTERNET GAZETECİLİĞİ MEDYAYA GELEN YENİ BİR BOYUT”

 

— Öğrencilik yıllarınızda gazetecilik yaptığınızı biliyoruz. Eski bir gazeteci olarak internet gazeteciliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Gazetecilik mesleğinin tadı hala damağımdadır. Zaman zaman “Siyaseti bıraksam tekrar gazeteciliğe dönerim” dedim ama siyaseti bırakamadığım için tekrar dönemedim. Gazetecilik mesleği de siyaset gibi yozlaşmanın eşiğinde. İnternet gazeteciliği medyaya gelen yeni bir boyut. Çok seslilik esastır. Ne yazık ki medya tekelleşme noktasında hızla ilerleme kaydediyor. Türk medyası 3-5 ailenin elinde. Koskoca Türkiye medyası 3-5 ailenin elinde mi olmalı? Onun için internet medyacılığını bu anlamda ciddi bir çıkış olarak görüyorum ve çok önemsiyorum. İnternet medyasının yakın gelecekte çok önemli bir mesafe kaydedeceğine inanıyorum. Devletin, internet medyasını desteklemesini arzu ediyorum.

 

…bitti!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*