Alper Görmüş'ü kim işten attırdı?

Alper Görmüş'ü kim işten attırdı?.12474
  • Giriş : 30.10.2008 / 17:27:00

Darbe günlüklerini yayınlayan gazeteci Alper Görmüş Söz Sende’de Balçiçek Pamir'in konuğuydu. İşte Taraf yazarı Alper Görmüş’ten bomba gibi açıklamalar...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Habertürk'te yayınlanan Söz Sende programındaki röportajın tamamı:

-Bugünkü konuğum gazeteci Alper Görmüş. Ne yalan söyleyeyim biraz endişeliyim. Sen 17 yaşında benim gazeteciliğe yanında başladığım isimsin. Bakalım sana doğru soruları sorabilecek miyim?           

-Yok yok sorarsın. Yani ben seni izliyorum, şahanesin.                

-Çok sağ ol teşekkür ederim, tabi Alper Görmüş deyince o kadar sorulacak soru var ki bir taraftan daha münzevi bir hayatı seçen bir isimsin ama bir taraftan da İstanbul”a geri döndüğünde bütün olayların odak noktasındasın, ortasındasın. Darbe günlüklerini yayınladıktan sonra Türkiye'de birçok değişti peki senin hayatında ne değişti?                                   


-Darbe günlükleri doğru öncelikle gazeteciler olmak üzere, birçok kesimin konforunu bozdu öyle söyleyebilirim. Bunların arasında okurlar var, siyasetçiler var, askerler var. Ben kendi mesleğim açısından bakarsam darbe günlüklerine kadar Türkiye'de şöyle bir inanış vardı gazeteciler arasında “bazı haberler yazılamaz yani ulaşılsa bile yazılamaz” ve tuhaf bir şekilde bütün gazetecilerin içselleştirdiği, kabul ettiği bir şeydi bu.                       

-“Cız konular” değil mi?                                


-Evet evet aynen öyle bir varsayımdı ve bütün gazetelerin paylaştığı bir kanaat bu türden haberlerin yazılmamasını meşrulaştıran bir rol oynuyordu öyle herkes yazılamaz ya… Üzerine çok konuşmadan bir kanaat hakim olmuştu. Biz darbe günlükleri ile aslında bunu kırmış olduk yani bunun doğru olmadığını bazı şeyleri göze alabilen bir gazeteciliğin, bunun yapabileceğini gösterdik.

-Darbe günlüklerini ilk okuduğun zaman, servis edildi edilmedi tartışmasına daha sonra gireceğim, ne hissettin. Vay iyi mal mı dedin yoksa ateşten gömlek biz bunu yayınlayamaz mıyız dedin?                            


-Bir defa kesinlikle biz bunu yayınlayamayız gibi bir duygu, zerresi bile içimden geçmedi bunu söyleyeyim o anda düşündüğüm yegane şey bu doğru mu acaba oldu ve aşağı yukarı üç haftalık dergiden uzaklaşıp eve kapanma dönemi izledi bunu çünkü ben anladım ki yani şöyle bir baktığımda bunu ben yazmalıyım yani edit etmeyelim, fiilen yazmalıyım sonunda da buradan doğacak ceremeye de ben katlanmalıyım, yani bunu bir muhabire verip hadi şunu yaz dememeliyim. 2 nedenle, 1 iyi toparlanamaz diye düşünüyordum, 2. ise dediğim gibi bu cereme meselesi bunu ben göğüslemeliyim

-Kaç sayfaydı ?                                   


-Aşağı   yukarı üç bin sayfa gibi bir şeyden söz ediyoruz. Dolayısı ile de kaleme alan bendim orada isim yoktu yayında biliyorsun.İş mahkemelik olduğunda olacaktı bunu biliyordum bunu ben yazdım diye ortaya çıkacaktım nitekim de öyle oldu dolayısıyla bir genel yayın yönetmeni yargılandı biliyorsun genel yayın yönetmenleri yargılanmaz böyle bir şey yok ama ben yazdığım için hukuktaki tabir ile çok komik bir laf var “eser sahibi” deniliyor, eser sahibi ben olduğum için ben yargılandım. Dediğim gibi bunu ben ne yaptım doğru mu soru bu, temel soru bu ve bunun içinde eve kapanıp 3 haftalık bir hem bir kontrol süreci hem de edit etme süreci yaşadım kontrol kabaca bir kendi metnin kendi içindeki bir kontrol oldu

-Tutarlılığı var mı yok mu ona mı baktın?                       


-Evet yani çok sayıda tarihler, ayrıntılar vs. Var özel hayat bilgileri işte ne biliyim eşimi şu saatte şu gün şu hastaneye götürdüm                

-Bunları hiç birimiz bilmiyoruz çünkü hiç birini yayınlamadın.           


-Evet yayınlanmadı. Ama tek bir tarih bile aksamıyordu yaptığımız kontrollerde bütün tarihlerin her şeyin tuttuğu olgusal malzeme faslında hiç bir şeyin aksamadığını gördüm 1 bu, 2. ise bu haberin gerçektende özden örnek'in bilgisayarından çıktığına dair kendimizce bir kontrol süreci geçirdik, yaşadık. 

-Peki ama doğru olup olmadığından nasıl emin oldun? Haber kaynağı sormak gibi niyetim yok ama nasıl kontrol edilebilir diye merak ettim.           


-Tabii, onun teknik olarak bu işin tekniğinden anlayan insanların bize söylediği bazı şeyler vardı. Yani bu metnin arka yüzüne bakmak ve bazı şeyleri tespit etmek mümkün aslında onu yaptık, o teknik incelemeyi yaptık zaten de daha sonra biliyorsunuz savcı bu işi kendi kanalı ile yaptı ve işte kriminal laboratuarda incelenmesinden sonra zaten işte deniz kuvvetleri bilgisayarlarından çıktığına dair bir rapor hazırladı ama o raporda tuhaf bir şekilde mahkeme tarafından istenmedi    

-Evet şimdi nereden geldik buraya hayatında ne değişti diyordum Türkiye'de bir sürü şey değişti hala da değişiyor. Sen gazetecilerin konforunu bozduk dedin. Seninle yapılmış röportajlarda beni rahatsız eden farklı bir tavır vardı. Biz daha çok darbe günlüklerinin doğru olup olmadığından çok nasıl elde edildiğiyle ilgilendik.                               


-Aynen öyle beni de en fazla rahatsız eden bu oldu, şu olsa mesele yok gerçekten içeriği ile ilgili, içeriğinin önemini algılayıp, kabul edip, değerlendirip kamuoyunu bilgilendirme yönünde gazeteciler meslektaşlarımız bu yönde bir çaba sarf etseydi, ikincil olarak da o da gayrimeşru değil ben onu her zaman söyledim bu bilgilerin nasıl sızdırıldığı türünden sorular sorsalardı yani benim ona verecek cevabım olurdu. Taraf ile de ilgili bu tip şeyler yapılıyor, olay şundan ibarettir Türkiye'de bütün kurumların içinde kurumların yozlaştığına, demokrasiden uzaklaştığına dair bir algı var ve Türkiye”nin ve bu kurumların böyle gidemeyeceğine dair bir kanaat var daha doğrusu yaygın kanaat değil böyle düşünenler var bu insanlar Türkiye”yi demokrasi yönüne sokacak bir şeyler yapmak gerekiyor ise ellerinden geleni yapmak istiyorlar hikaye bundan ibaret  böyle esrarengiz bir şey yok etrafında.    

-Ben buna katılmıyorum. Gazetecilikle esrarengiz bir taraf, haber kaynağı falan vardır.           


-Yani ben kabaca şöyle söyleyeyim ben muazzam kaynaklara ulaşabilmiş bir gazeteci değilim yani esasen dergiciyim ve bu türden haberler yapmış bir gazeteci değilim aslında röportajlar yapan genel sosyale bakmaya çalışan topluma bakmaya çalışan o nedenle esasen dergiciyim.            

-Doğru ama sen yine cız konulara dokunduğun için üç ay hapis yatmadın mı?


-Evet bir söyleşi nedeniyle yazı işleri müdürü olarak bir terörle mücadele kanunundan dava açılmıştı ve ben onu unutmuştum ayvalığa bu kaçaklıklarımdan biri olan işte 95 - 98 arası Ayvalık'a yerleşmiştim sonra gelip beni buldular senin böyle bir davan vardı günaydın sen bunu unutmuştun ama ben hiç bilmiyordum dava sonuçlanmış öyle bir şeyim var.

-Yani?


-Haklısın apolitik bir gazeteci değilim tabii ki politik bir gazeteciyim fakat bu türden içinden sır gizlemeyi seven kurumlar içinden haber yayınlayan bir gazeteci olarak bilinmiyordum o zamana kadar ama yani beni güvenilir bulmuşlar bazıları ama zannediyorum beni güvenilir bulduklarından değil bu haberin başka bir yerde yayınlanamayacağını dair algılarından dolayı.   

-Katılıyor musun?                                        


-Katılıyorum zaten daha sonra isim vermeyeceğim bazı önemli meslektaşlarımıza bunu sordum bu haber size gelseydi yayınlar mıydınız diye hayır dediler. Evet, yayınlayamazdık dediler açık yüreklilikle ve buradaki bu tavrı cesur bulan meslektaşlarımız da oldu onların haklarını da teslim edeyim.

-Kim onlar?

-Mesela Sedat Ergin. Katıldığı bir programda çok net bir şekilde yaptığımız işin iyi bir gazetecilik olduğunu söyleyerek hakkımızı teslim etmişti. Ama tırnak içinde daha büyük bir gazeteci belgelerin yayınlandığının ertesi günü bunların sahte olduğunu iddia etti.

-Neden onun ismini söylemiyorsun?


-Söyleyeyim mi?

-Evet.


-Ertuğrul Özkök. Bizim haberimiz de zaten bir iddiayı ortaya koyuyor. Tartışalım diye… Ayrıca da bunun kanıtlanma mercileri vardır hukuk, mahkemeler davaları açsın biz orada zaten iddiamızı ispat etmek istiyoruz derdimiz bu dedik ama siz hiçbir şey demeden bunlar doğru da olabilir olmayabilir de demeden hüküm faslından sahte derseniz o zaman size şöyle bir soru sorarlar bir gazeteci böyle bir şeyi nasıl göze alıyor ve niye göze alıyor çünkü bunların sahte olmadığı ortaya çıktığında bu gazeteci ne diyecek mesela şu anda ne diyor? 

-Nasıl yorumluyorsun bu tepkiyi? Şahsi bir refleks mi ezber bozduğu için yoksa başka bir şey mi?

 
Bir sürü nedeni var 1-bu ezber bozduğu için gazetecilerin konforu çok fena bozuldu tabi burada insani bir şey var. Bunu anlayabilirim ama 2. sini anlayamam. Kabul etmiyorum. Türk gazetecilerin en büyük problemi kendilerini tuhaf bir şekilde neredeyse devletin parçası sayma ideolojik devamı. Sayma gibi garip bir refleksleri var. 'Dolayısıyla da bu mesleğin özü olan sır ifşa etmeyi es geçiyorlar özelliklede çok güçlü olduklarını bildikleri anda bir iktidarın bu silahlı bürokrasi olabilir. Bürokrasi olur, siyasi iktidarlar olabilir her neyse bu korkuyla da birleştiğinde o güç algısıyla da birleştiğinde bu ideolojik algı ve etkilenme o zaman bir sürü haber yayınlanamaz hale geliyor.
 
-Gazeteci olmak devlet karşıtı olmak mıdır sence?       

-Hayır gazeteci olmak şu demektir kamudan gizlenmekte olan, gizlenen bilgileri ama kamusal bilgileri özel bilgileri değil bunu özellikle ayırıyorum gazeteci bunları açığa çıkarmakla hükümlüdür çünkü zaten sesi çıkmayanların sesidir gazete yani sessizlerin sesidir                   

-Yani birazda muhalif olmaktır                            


-Elbette ama muhaliflikte özel olarak şeyden geçer devletler, iktidarlar, büyük iş çevreleri onların kamudan sakladığı sırları deşifre etmekten geçer çünkü biz bu sayede yukarda neler olup bittiğini öğrenebiliriz. Keza iyi gazetecinin öbür parçası olan bu toplumun talepleri ne meselesini de oradan öğrenebiliriz. Gidersin, sorarsın nasıl bir toplum olduğunu gösterirsin bizi yönetenler de, hee ben böyle bir toplumu yönetiyorum demek ki der. Medyadan onlar öyle öğrenirler dolayısıyla bu tartışma içinde biz en iyiyi böyle buluruz. Hep birlikte zaten demokratik bir ülkede medyanın dördüncü güç olmasının anlamı budur. Fakat bizde tam tersi oluyor aşağının yukarıya taleplerini aktarmak yerine yukarının toplumla ilgili çizdiği sınırları belirliyor ve üzerine de bir de korku süsü ekleyerek bunun ötesini yapamasın diyor. Yukarıdaki iktidarların diliyle…    

-O yüzden mi Ertuğrul Özkök hakkında sadece özel hayatında sivil diye yazdın?


-Evet gazetesi gibi aynen öyle sivil bir tarafı var Hürriyet'in gazetesinin ama iş politikaya geldiğinde orada her şey tersine dönüyor ama asıl sivilliğin sınandığı alan odur halbuki.

-Peki gelelim şu servis edilme mevzuna… Bugün Taraf gazetesi için de aynı suçlamalar gündemde. Gazetecilerin haber kaynakları vardır buna katılıyorum peki ama gazeteci kendini kullanılmaktan nasıl korur?        


-Şimdi siz gazeteci olarak bu haber doğru mudur ötesinde sorulara sormaya başladığınızda, ülkede kurulu olan güç dengesi ile ilgili bir hesap yapıyorsunuz ve ona göre karar alıyorsunuz demektir. Mesela benimle ilgili şöyle şeyler söylendi bu haber orduyu yıpratıyor, öyleyse orduyu yıprattığına göre bunu da bu gazetecinin bilmesi mümkün değil orduyu bilerek yıpratıyor öyleyse ordunun yıpratılmasını istenen güçler bu gazeteciyi kullanıyor Aristo mantığıyla varılan sonuç bu. Ben de diyorum ki kurumun içindeki yanlış şeyleri ortaya çıkarmak, onların gizlemekte olduğu şeyleri ortaya çıkarmak sadece kamusal yarar için önemli değildir aynı zamanda o kurum açısında da iyi bir şeydir çünkü eleştirilemeyen bütün kurumlar çürür. Türkiye”de eleştirilemeyen esas iktidar silahlı bürokrasidir, askerlerdir, ordudur dolayısıyla oraya kimse yaklaşmaz. Ben her zaman şu soruyu sordum meslektaşlarıma peki  bu haberimiz kuşkulu darbe günlükleri haberi şöyle bir şey karşınıza çıksa, elinize bir video ulaştırıldı dört tane kuvvet komutanı bir masanın etrafında toplanmış ve o tarihten bir hafta sonraki darbeyi konuşuyorlar, günü belli her şeyi belli bunu ele geçirdiniz bunu yayınlar mısınız? Şimdi bu arkadaşlarımıza bakarsanız yayınlanmaması lazım çünkü bu orduyu yıpratıyor.  Böyle mi gerçekte hayır o ordunun o darbeyi yapmaması lazım değil mi bu hem ülke için hem Ordu için doğrudur dolayısıyla bu tür suçlamalar dediğim gibi bu haber doğru mudurun ötesinde bütün suçlamalar çok garip insani zaaflara gider bir yanıyla bir yanıyla da deminden beri söz ettiğim o ideolojik bağımlılığa gider.
 
-Peki Taraf gazetesinin bugün yaşadıklar için sen ne düşünüyorsun? Devlet düşmanlığı yapıyor, orduyu yıpratmaya yönelik çalışıyor. Arkalarında Soros var, Fetullah Gülen var… Bunlar gazeten hakkında söylenenler.

-Ya Balçiçek, aynı suçlamalar Nokta Dergisi döneminde benim için de vardı benim de Fetullahçı olduğum iddia edildi            

-Öyle misin ?Fetullahçı mısın?                               


-Heyy Allahım yarabbim! Yani ben şeyde bile hiç yapmak istemediğim şeyi yaptırıyorlar bana insanın felsefi yaklaşımını düşüncesini burada ayrıntılarına girmek istemiyorum. Yani bunlar o kadar tuhaf suçlamalar ki gülüp geçmekten başka çare göremiyor insan ben demokratım, ben bu ülkenin normal bir demokrasi olmasını istiyorum başka da bir şey istemiyorum…         

-Zamanında senin için Refah Partili diye yazmışlardı. Mehmet Yılmaz ve Kürşat Başar'dı yanılmıyorsam


-Evet arkadaşlarımızdı onlar beraber aynı dergide çalıştığımız arkadaşlarımız onlar başka bir gruba gittiklerinde işte 27 mart 1994 seçimlerinin hemen ertesinde sırf biz bir Refah Partisi eki verdiğimiz için herkes soruyordu bu nasıl oldu sorusunu malum o nedenle beni patrona şikayet etmişler atılmamı talep eden iki tane yazar onlardı.                               

-Atılmanı mı istediler?                                    


-Evet doğrudan atılmamı ismimi doğrudan patrona vererek Dinç Bilgin ve ertesi hafta da Karamehmet diye telaffuz ederek bunu nasıl orada tutuyorsunuz diye nasıl hazmediyorsunuz diye yazılar yazdılar yani bu gazetecilik için korkunçtur maalesef yani                        

-Gördüğünde merhaba diyor musun?               


-Ee hayır onlarla ilişkim kesiktir. Ondan sonrasında mümkün değil böyle bir şey yani onun için öfke falan değil.

-Dönelim gazeteye. Taraf Gazetesi'nin maruz kaldığı eleştirilerde hiç mi suçluluk payı yok peki?


-Taraf gazetesinin yaptığı iş soru sormak ve sorulamayan soruları sormak başka hiçbir şey yapmıyor. Bu anlamda gazete efendim şimdi Aktütün baskını daha önce dağlıca baskını ama sonrada diyelim ki polisin işkencede öldürdüğü Engin Çeber haberleri… Bunların hepsini manşetten izleyen bir gazete bu gazete dediğim gibi, Nokta neden saldırıya uğradıysa aynı insani ve ideolojik meseleler nedeniyle şeye uğruyor bu gazete de… Tıpkı Nokta gibi gazetecilerin, siyasetçilerin, halkın, okurların herkesin ezberini bozdu konforunu bozdu o nedenle oluyor bütün bunlar.

-Hiç yanlışımız yok yani diyorsun!                           


-Ee bana sorarsan mesela üslubunda bir yanlış var.  Sakin olması gerek. Daha sakin, geçende katıldığım bir toplantıda söyledim. Yani şöyle üsluba yüklenmek sanki içeriğinde bir eksiklik duygusu veriyor okuyucuya. Ben biliyorum ki içerik sağlam ama üsluba o kadar yüklenmek böyle bir duygu verir etrafa mesela bunu doğru bulmuyorum ben şey örneğini verdim, dedim ki mesela biz darbe günlüklerini şu kapak spotuyla yayınladık 2004'te iki darbe atlatmışız…

-Evet dümdüz verdin, cilalamadan.                           


-Evet halbuki neler olabilirdi değil mi mümkündü yani onun üzerine reçelli reçelli cümleler kurmak mümkün                            

-Yani iyi haber zaten kendisin satar süslemeye gerek yok.           


-Evet.               

-Yani Taraf”ın “Paşasının başbakanı”  gibi üslubundan bahsediyoruz değil mi?


 -Evet orada tabi bide şey tabii ki görmek lazım o bir cevaptı mesela ilk şey oradan gelmedi başka bir yerden geldi ben yine farklı bir şey yapmayı tercih ederdim o kadar söyleyeyim ve burada durayım izninle ama bir gazetenin de işte Genelkurmay başkanı, başbakan efendim meslektaşlar vs tarafından haksız bir şekilde üzerine mesleğini iyi yaptığı için yapmaya gayret ettiği için üzerine gidilmesinin de bu kadar bir şeyi olabilir ben anlıyorum empati yaparak    

-Tepkiyi anlıyorum diyorsun.                               


-Evet ama ben başka yapardım                                

-Peki şimdi darbe günlüklerini konuştuk taraf konuştuk şimdi gündemde tabi hepimizin yatıp kalktığı Ergenekon davası var ve söylenen o ki darbe günlüklerinin içeriğiyle paralel giden bir iddianame ortaya çıktı onun birlikte yürüyen bir dava var sen ne düşünüyorsun. Hakikaten paralel yürüyen şeyler mi var?
 
-Şimdi bu bana Ergenekon Soruşturması çıktıktan ve ciddi noktalara geldikten sonra çok sorulmuş bir soru. Her zaman şunu söyledim yani soru şu darbe günlükleriyle bu bağlantılı mı? Orada darbe girişiminde bulunanlar ile Ergenekoncular arasında organik bir bağlantı var mı sorusuna ben şu cevabı verdim; organik bir bağlantı olduğunu öne süremem, temellendiremem bunu temellendirecek şey yok elimde ama zihniyet olarak bir paralellik ve devamlılık bir benzeşme olduğu apaçık… Şu ana kadar çıkan bilgilere baktığımızda bir bağlantı olabileceğine dair bir takım emareler var. Mesela ne şu anda Rusya'da olduğu için yani tutuklanamayan Levent Ersöz eski tüm general istihbarat başkanı… Jandarmanın mesela bu kişinin Ergenekon'la suçlandığı apaçık nitekim yok bulunamıyor.  Bu kişi aynı zamanda işte Şener Eruygur'un yardımcısı. Bizim darbe günlükleri dönemi sırasında yardımcısı ve günlüklerde adın geçiyor. Şöyle geçiyor işte diyor ki Özden Örnek, Leven Ersöz geldi hükümetin halk nezdinde ki itibarını sarsmak için mükemmel bir plan hazırlamışlar bana bunu sundu bir brifing verdi ve gitti çok iyi çalışıyorlar ekip çok iyi çalışıyor gibi bir şey var. Levent Ersöz bir yandan Ergenekon tutuklusu olacaktı kaçmadıysa bir yandan günlüklerde adı böyle geçiyor.
          
-Sen savcı Zekeriya Öz ile de görüşmüştün dimi bir zaman cdyi hatta darbe günlükleri cdsini sonrasında açıkladın o aşamada açıklamadın             
-Onu da söylemek isterim bu darbe günlüklerin yakılması konusu meselesi çok iyi oldu böylece bir fırsat onu düzeltiyim şimdi ben daha beraat gerçekleşmeden yani son duruşmadan önce Zekeriya Öz beni çağırdı tanık olarak ifademe başvurmak istediğini söyledi ve yürüttükleri soruşturma açısından benim elimdeki darbe günlüklerinin elektronik kopyasını kendilerine verirsem çok makbule geçeceğini ama bunu vermeme hakkımın olduğunu fakat bu durumda da kendilerinin yargılandığım mahkemeye başvurarak oradan isteyebileceklerini söyledi çünkü ben o sırada mahkemeye vermiştim şuan dosyada var ama tuhaf bir şekilde mahkeme incelemedi onu biraz sonra söylerim…       

-Bir gazeteci olarak rahatsız oldun mu bu görüşmeden ?               


-Hayır bir gazeteci olarak çünkü benim gazeteciliğimin sınırlarının çerçevesine katiyen çıkılmadı. Benimle ilgili olarak sadece darbe günlüklerini yayınlamış bir gazeteci olarak konuşuldu ve o bilgiler istendi benden başka hiçbir şey değil. Ben de kendisine bunları kendilerine verebileceğimi bunların benim açımdan sır olmadığını ben sadece hukuk adamları bunu benden isterse verebileceğimi onun dışında kimseye vermeyeceğimi söyledim ve verdim.
               
-Haber kaynağını sordular mı?                                


-Hayır. Haber kaynağını nedense sadece bizim gazetecilerimiz merak ediyor yani başka kimse merak etmiyor. İşte orada onu verdim malum gelişmeler oldu emniyet kriminoloji laboratuarına göndermiş orada inceletilmiş bunu gazete haberlerinden okuyoruz bunu sahih olduğu işte o bilgisayarlardan çıktığı öğrenilmiş. darbe günlüklerinin yakılması konusu şu yakıldı deyince sanki şu an elde hiçbir şey yok gibi görünüyor                            

-Yazılı şeyler değil mi ?                                   


-Evet                                                

-Çünkü mahkeme ye giderken yanlış hatırlamıyorsam 17 klasör hazırlayıp gittiniz.       


-Çünkü bana öyle söyledi avukatlarım ben avukatlara söyledim ki mahkeme benden bunu istiyor ben bunu nasıl vermeliyim böyle dvd olarak falan mı yoksa basılı kağıt mı yok ya bizim mahkemelerimiz alışık değil daha öyle şeylere sen basılı olarak ver dedi bu o kadar zor bir şeydi ki benim için çünkü kimseye gösteremem gidip bir yerde bastırtamam                         

-Ama yaptın sonunda                                        


-Ama nasıl yaptım ben yaptım kocaman bir tane baskı makinesi alarak kendim klasörledim götürdüm davada mahkeme başkanı bana bunlar ne dedi günlükler dedim nasıl yani dedi işte evet dedim kağıt mı dedi evet dedim yok dedi biz öyle istemiyoruz elektronik kopya olarak istiyoruz dediler o zaman peki bir daha ki duruşmada öyle getiririm dedim                       

-Peki sonra nerde yaktın onları?                            


-Onları sonuçta kaybetmek lazım, yok etmek lazım onu bir arkadaşımın fırınına götürdük fırında yaktık yani 3 saat falan sürdü                    

-Çok acayip bir hikaye peki ondan sonra çok konuşmalar, dedikodular, yazılar yazıldı özellikle darbe günlüklerini bizzat Özden Örnek'in yazmadığı ama kayda aldığı ama bir şekilde onları oğlunun sızdırdığı, sızdırdığı da şey bir kelime biliyorum  hatta o yüzden de Özkök'ün darbe günlükleri vardır diyemem ama yoktur da diyemem açıklamaları oldu. Bunlara dair bir şeyler duydun mu veya o günlere dair bildiklerinle bugüne dair bildiklerin arasında bir gelişme var mı?


-Ben oğlunun sızdırdığı gibi şeyleri bilmiyorum duymamıştım doğrusunu istersen onlarda var demek ki ama benim o günlere ilişkin olarak Hilmi Özkök'ün açıklamalarının yanılmıyorsam Hilmi Özkök başka şeylerde söyledi aslında bu doğrulamadan başka anlama gelmez basında da öyle yorumlandı. Zaten benim için orada önemli olan başka siyaset adamlarının falan da onaylaması o gün o günlerdeki darbe girişimlerini doğrulanmasıdır. Bunlardan biri bugünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanıydı. Hasan Cemal verdiği söyleşi biz bunları dergide yayınlanmadan önce zaten biliyorduk    

-Ama sonra geri alındı o cümleler bir dakika biz onu söylemedik oldu biliyorsunuz        


-Ama tam öyle değil o cümleleri geri almadı Abdullah Gül sen hangisini hatırlıyorsun        

-Şöyle birşey hatırlıyorum biz bunları biliyorduk derken olup bitenleri biliyorduk darbe günlüklerinden haberdar değildik                 


-Evet bunun bize karşı bir girişim olduğunu biliyorduk sağlam durduk o dönemde falan ama darbe günlükleri olarak bilmiyorduk diye ama ben gayet iyi biliyorum haberlerinin olduğunu e sonuçta Özkök'ün açıklamaları vs benim için şuanda önemli olan şu dava beraat ile bitti ben temyize gittim şuanda önemli olan bu kamuoyunda bu günlüklerin sahih olduğuna dair neredeyse tamamına yakınında bir kanaat oluşmuş durumda. Bunlar doğru  o dönemde böyle şeyler olmuş bu benim için önemli o zaman neden beraati temyiz ettin sorusuna tam sormaya hazırlanıyordun...      

-Şimdi geliyordum                                    


-O da şundan  çünkü mahkeme beni şöyle beraat ettirdi gerekçe şu Alper Görmüş bir gazetecidir  böyle bir haber eline geçtiğinde bunu kendi ölçülerine göre doğrulattıktan sonra yayınlamıştır bu bir görevdir gazeteci bakımından yani gazetecilerimizden daha ilerdeydi hakim gerekçesinde onu da söyleyeyim bu bir görevdir dolayısıyla hakaret denemez böyle bir şeye                

-Tabi bu sana yeterli gelmedi                            

   
-Bu bana yeterli değil sebebi şu bende diyorum ki bu bana yetmez beni şöyle beraat ettirin bu günlükleri mahkememiz incelemiştir sahih olduğuna kara vermiştir bu günlükler doğrudur dolayısıyla bunların yayınlanmasıyla hakaret oluşmaz.                            

-Hiç tehdit aldın mı o dönem?                                


-Hiç almadım                                        

-Çok ilginç mesela                                    


-Evet çok enteresan bu okurlarında gazetecilerin gazına gelmediğini gösteriyor bu üçüncü oldu farkındayım ama meslektaşlarımız bunu hak ediyor  düşünün hakimler, okurlar bir sürü başka kurumlardan bile daha az tepki geldi yani bu yöndeki belden aşağı sorular meslektaşlarımdan geldi

-Bu iyi bir şey aslında                                    


-İyi bir şey tabii…                                        

-Şimdi senin bir röportajından hatırlıyorum. Günlükleri okurken tabi 3000 sayfa hakikaten insan bir enpati kuruyordur o günlüklerin sahibine mesela ben Özden Örnek'e üzüldüm diyorsun o cümleni hatırlıyorum şimdi kitaba döneceğim 40 benzemez yüz'e mesela burada Özden Örnek'in portresi yok


-Yok yazmam zaten bana mesela kitabın basım aşamasında Şener Erguyur'un portresini yazmamın iyi olacağını kitap bakımından tam o sıra yeni gözaltına alınmış tutuklanmıştı yani ben bir an bile düşünmedim öyle şey olmaz dedim.

-Ama bir özden örnek senden okumak isterim neden olmasın çünkü hani hepsiyle tanışmıyorsun buradakilerle dimi çünkü en çok bilgiye sen sahipsin düşündüğümüzde                


-Ama orada onun bir portre hakikaten olması için benim yayınlamaktan itina ettiğim bilgileri de işin içine sokmak gerekir                    

-Hiç görüşmeye çalıştın mı o dönem röportaj vs darbe günlükleri aşamasında


-Hayır, kendisi benimle görüşme talebinde bulunsaydı tabi ki görüşürdüm ama benim öyle bir talebim olmadı deminki soruna gelirsem evet 2 nedenle o duyguya kapıldım birincisi Özden Örnek'in bu işin asıl aktörü olmadığını kanaat edindim bunları okuduktan sonra tabiri caizse birilerinin gazına gelmiş yani kuvvet komutanı olmadan önce genellikle denizcilerde gördüğümüz çok fazla siyasetin içine girmemek biraz keyif ehli olmak gibi şeyleri var hatta genç bir öğrenciyken askeriyede 1960 darbesine biz, bizim ülkemiz böyle mi olacak, bir güney Amerika ülkesi mi olacaktık gibi notlar düşüyor. Birincisi o, ikincisi de meğer şimdi anlıyorum bakıyorum da o kadar da dertlenmeye gerek yokmuş bana kızım şöyle bir şey demişti o belgeleri yayınladıktan sonra ya yargılanırlarsa bu işin sonu ömür boyu hapis falan deyince bir anda kendimi çok fena hissettiğimi hatırlıyorum çünkü ben böyle bir ihtimali aklımdan bile geçirmemiştim…                            

-Ama eğer bir darbe planı varsa yargılanmalılar değil mi?                       


-Elbette   bu aynı zamanda bendeki ikili algıyı anlatmaya çalışıyorum insani olarak bende tuhaf bir şeye yol açıyor                        

-Hani önce insanım sonra gazeteciyim vardır ya                


-Evet hala böyle bir ihtimalin olmadığım anlaşıldı ama böyle bir sonuca ulaşılsaydı bir tarafımdan belki şey hissedecektim bunu belki anlatmak zor, ifade edemiyorum ama buna yakın duygular taşıdığımı söylüyorum   

-Peki Özden Örnek ile bir araya gelsen en çok neyi sormak isterdin yani aklında şu bölüm benim için karanlık dediğin                    


-Şunu sormak isterdim demin söylediğim etkilenme süreci aslında başkalarının etkisi altına giriyor dediğim nokta ,o süreci öğrenmek isterdim bu tespitimin doğru olup olmadığını öğrenmek isterdim   

(Habertürk)

Habertürk'te yayınlanan Söz Sende programındaki röportajın tamamı:

-Bugünkü konuğum gazeteci Alper Görmüş. Ne yalan söyleyeyim biraz endişeliyim. Sen 17 yaşında benim gazeteciliğe yanında başladığım isimsin. Bakalım sana doğru soruları sorabilecek miyim?           

-Yok yok sorarsın. Yani ben seni izliyorum, şahanesin.                

-Çok sağ ol teşekkür ederim, tabi Alper Görmüş deyince o kadar sorulacak soru var ki bir taraftan daha münzevi bir hayatı seçen bir isimsin ama bir taraftan da İstanbul”a geri döndüğünde bütün olayların odak noktasındasın, ortasındasın. Darbe günlüklerini yayınladıktan sonra Türkiye'de birçok değişti peki senin hayatında ne değişti?                                   


-Darbe günlükleri doğru öncelikle gazeteciler olmak üzere, birçok kesimin konforunu bozdu öyle söyleyebilirim. Bunların arasında okurlar var, siyasetçiler var, askerler var. Ben kendi mesleğim açısından bakarsam darbe günlüklerine kadar Türkiye'de şöyle bir inanış vardı gazeteciler arasında “bazı haberler yazılamaz yani ulaşılsa bile yazılamaz” ve tuhaf bir şekilde bütün gazetecilerin içselleştirdiği, kabul ettiği bir şeydi bu.                       

-“Cız konular” değil mi?                                


-Evet evet aynen öyle bir varsayımdı ve bütün gazetelerin paylaştığı bir kanaat bu türden haberlerin yazılmamasını meşrulaştıran bir rol oynuyordu öyle herkes yazılamaz ya… Üzerine çok konuşmadan bir kanaat hakim olmuştu. Biz darbe günlükleri ile aslında bunu kırmış olduk yani bunun doğru olmadığını bazı şeyleri göze alabilen bir gazeteciliğin, bunun yapabileceğini gösterdik.

-Darbe günlüklerini ilk okuduğun zaman, servis edildi edilmedi tartışmasına daha sonra gireceğim, ne hissettin. Vay iyi mal mı dedin yoksa ateşten gömlek biz bunu yayınlayamaz mıyız dedin?                            


-Bir defa kesinlikle biz bunu yayınlayamayız gibi bir duygu, zerresi bile içimden geçmedi bunu söyleyeyim o anda düşündüğüm yegane şey bu doğru mu acaba oldu ve aşağı yukarı üç haftalık dergiden uzaklaşıp eve kapanma dönemi izledi bunu çünkü ben anladım ki yani şöyle bir baktığımda bunu ben yazmalıyım yani edit etmeyelim, fiilen yazmalıyım sonunda da buradan doğacak ceremeye de ben katlanmalıyım, yani bunu bir muhabire verip hadi şunu yaz dememeliyim. 2 nedenle, 1 iyi toparlanamaz diye düşünüyordum, 2. ise dediğim gibi bu cereme meselesi bunu ben göğüslemeliyim

-Kaç sayfaydı ?                                   


-Aşağı   yukarı üç bin sayfa gibi bir şeyden söz ediyoruz. Dolayısı ile de kaleme alan bendim orada isim yoktu yayında biliyorsun.İş mahkemelik olduğunda olacaktı bunu biliyordum bunu ben yazdım diye ortaya çıkacaktım nitekim de öyle oldu dolayısıyla bir genel yayın yönetmeni yargılandı biliyorsun genel yayın yönetmenleri yargılanmaz böyle bir şey yok ama ben yazdığım için hukuktaki tabir ile çok komik bir laf var “eser sahibi” deniliyor, eser sahibi ben olduğum için ben yargılandım. Dediğim gibi bunu ben ne yaptım doğru mu soru bu, temel soru bu ve bunun içinde eve kapanıp 3 haftalık bir hem bir kontrol süreci hem de edit etme süreci yaşadım kontrol kabaca bir kendi metnin kendi içindeki bir kontrol oldu

-Tutarlılığı var mı yok mu ona mı baktın?                       


-Evet yani çok sayıda tarihler, ayrıntılar vs. Var özel hayat bilgileri işte ne biliyim eşimi şu saatte şu gün şu hastaneye götürdüm                

-Bunları hiç birimiz bilmiyoruz çünkü hiç birini yayınlamadın.           


-Evet yayınlanmadı. Ama tek bir tarih bile aksamıyordu yaptığımız kontrollerde bütün tarihlerin her şeyin tuttuğu olgusal malzeme faslında hiç bir şeyin aksamadığını gördüm 1 bu, 2. ise bu haberin gerçektende özden örnek'in bilgisayarından çıktığına dair kendimizce bir kontrol süreci geçirdik, yaşadık. 

-Peki ama doğru olup olmadığından nasıl emin oldun? Haber kaynağı sormak gibi niyetim yok ama nasıl kontrol edilebilir diye merak ettim.           


-Tabii, onun teknik olarak bu işin tekniğinden anlayan insanların bize söylediği bazı şeyler vardı. Yani bu metnin arka yüzüne bakmak ve bazı şeyleri tespit etmek mümkün aslında onu yaptık, o teknik incelemeyi yaptık zaten de daha sonra biliyorsunuz savcı bu işi kendi kanalı ile yaptı ve işte kriminal laboratuarda incelenmesinden sonra zaten işte deniz kuvvetleri bilgisayarlarından çıktığına dair bir rapor hazırladı ama o raporda tuhaf bir şekilde mahkeme tarafından istenmedi    

-Evet şimdi nereden geldik buraya hayatında ne değişti diyordum Türkiye'de bir sürü şey değişti hala da değişiyor. Sen gazetecilerin konforunu bozduk dedin. Seninle yapılmış röportajlarda beni rahatsız eden farklı bir tavır vardı. Biz daha çok darbe günlüklerinin doğru olup olmadığından çok nasıl elde edildiğiyle ilgilendik.                               


-Aynen öyle beni de en fazla rahatsız eden bu oldu, şu olsa mesele yok gerçekten içeriği ile ilgili, içeriğinin önemini algılayıp, kabul edip, değerlendirip kamuoyunu bilgilendirme yönünde gazeteciler meslektaşlarımız bu yönde bir çaba sarf etseydi, ikincil olarak da o da gayrimeşru değil ben onu her zaman söyledim bu bilgilerin nasıl sızdırıldığı türünden sorular sorsalardı yani benim ona verecek cevabım olurdu. Taraf ile de ilgili bu tip şeyler yapılıyor, olay şundan ibarettir Türkiye'de bütün kurumların içinde kurumların yozlaştığına, demokrasiden uzaklaştığına dair bir algı var ve Türkiye”nin ve bu kurumların böyle gidemeyeceğine dair bir kanaat var daha doğrusu yaygın kanaat değil böyle düşünenler var bu insanlar Türkiye”yi demokrasi yönüne sokacak bir şeyler yapmak gerekiyor ise ellerinden geleni yapmak istiyorlar hikaye bundan ibaret  böyle esrarengiz bir şey yok etrafında.    

-Ben buna katılmıyorum. Gazetecilikle esrarengiz bir taraf, haber kaynağı falan vardır.           


-Yani ben kabaca şöyle söyleyeyim ben muazzam kaynaklara ulaşabilmiş bir gazeteci değilim yani esasen dergiciyim ve bu türden haberler yapmış bir gazeteci değilim aslında röportajlar yapan genel sosyale bakmaya çalışan topluma bakmaya çalışan o nedenle esasen dergiciyim.            

-Doğru ama sen yine cız konulara dokunduğun için üç ay hapis yatmadın mı?


-Evet bir söyleşi nedeniyle yazı işleri müdürü olarak bir terörle mücadele kanunundan dava açılmıştı ve ben onu unutmuştum ayvalığa bu kaçaklıklarımdan biri olan işte 95 - 98 arası Ayvalık'a yerleşmiştim sonra gelip beni buldular senin böyle bir davan vardı günaydın sen bunu unutmuştun ama ben hiç bilmiyordum dava sonuçlanmış öyle bir şeyim var.

-Yani?


-Haklısın apolitik bir gazeteci değilim tabii ki politik bir gazeteciyim fakat bu türden içinden sır gizlemeyi seven kurumlar içinden haber yayınlayan bir gazeteci olarak bilinmiyordum o zamana kadar ama yani beni güvenilir bulmuşlar bazıları ama zannediyorum beni güvenilir bulduklarından değil bu haberin başka bir yerde yayınlanamayacağını dair algılarından dolayı.   

-Katılıyor musun?                                        


-Katılıyorum zaten daha sonra isim vermeyeceğim bazı önemli meslektaşlarımıza bunu sordum bu haber size gelseydi yayınlar mıydınız diye hayır dediler. Evet, yayınlayamazdık dediler açık yüreklilikle ve buradaki bu tavrı cesur bulan meslektaşlarımız da oldu onların haklarını da teslim edeyim.

-Kim onlar?

-Mesela Sedat Ergin. Katıldığı bir programda çok net bir şekilde yaptığımız işin iyi bir gazetecilik olduğunu söyleyerek hakkımızı teslim etmişti. Ama tırnak içinde daha büyük bir gazeteci belgelerin yayınlandığının ertesi günü bunların sahte olduğunu iddia etti.

-Neden onun ismini söylemiyorsun?


-Söyleyeyim mi?

-Evet.


-Ertuğrul Özkök. Bizim haberimiz de zaten bir iddiayı ortaya koyuyor. Tartışalım diye… Ayrıca da bunun kanıtlanma mercileri vardır hukuk, mahkemeler davaları açsın biz orada zaten iddiamızı ispat etmek istiyoruz derdimiz bu dedik ama siz hiçbir şey demeden bunlar doğru da olabilir olmayabilir de demeden hüküm faslından sahte derseniz o zaman size şöyle bir soru sorarlar bir gazeteci böyle bir şeyi nasıl göze alıyor ve niye göze alıyor çünkü bunların sahte olmadığı ortaya çıktığında bu gazeteci ne diyecek mesela şu anda ne diyor? 

-Nasıl yorumluyorsun bu tepkiyi? Şahsi bir refleks mi ezber bozduğu için yoksa başka bir şey mi?

 
Bir sürü nedeni var 1-bu ezber bozduğu için gazetecilerin konforu çok fena bozuldu tabi burada insani bir şey var. Bunu anlayabilirim ama 2. sini anlayamam. Kabul etmiyorum. Türk gazetecilerin en büyük problemi kendilerini tuhaf bir şekilde neredeyse devletin parçası sayma ideolojik devamı. Sayma gibi garip bir refleksleri var. 'Dolayısıyla da bu mesleğin özü olan sır ifşa etmeyi es geçiyorlar özelliklede çok güçlü olduklarını bildikleri anda bir iktidarın bu silahlı bürokrasi olabilir. Bürokrasi olur, siyasi iktidarlar olabilir her neyse bu korkuyla da birleştiğinde o güç algısıyla da birleştiğinde bu ideolojik algı ve etkilenme o zaman bir sürü haber yayınlanamaz hale geliyor.
 
-Gazeteci olmak devlet karşıtı olmak mıdır sence?       

-Hayır gazeteci olmak şu demektir kamudan gizlenmekte olan, gizlenen bilgileri ama kamusal bilgileri özel bilgileri değil bunu özellikle ayırıyorum gazeteci bunları açığa çıkarmakla hükümlüdür çünkü zaten sesi çıkmayanların sesidir gazete yani sessizlerin sesidir                   

-Yani birazda muhalif olmaktır                            


-Elbette ama muhaliflikte özel olarak şeyden geçer devletler, iktidarlar, büyük iş çevreleri onların kamudan sakladığı sırları deşifre etmekten geçer çünkü biz bu sayede yukarda neler olup bittiğini öğrenebiliriz. Keza iyi gazetecinin öbür parçası olan bu toplumun talepleri ne meselesini de oradan öğrenebiliriz. Gidersin, sorarsın nasıl bir toplum olduğunu gösterirsin bizi yönetenler de, hee ben böyle bir toplumu yönetiyorum demek ki der. Medyadan onlar öyle öğrenirler dolayısıyla bu tartışma içinde biz en iyiyi böyle buluruz. Hep birlikte zaten demokratik bir ülkede medyanın dördüncü güç olmasının anlamı budur. Fakat bizde tam tersi oluyor aşağının yukarıya taleplerini aktarmak yerine yukarının toplumla ilgili çizdiği sınırları belirliyor ve üzerine de bir de korku süsü ekleyerek bunun ötesini yapamasın diyor. Yukarıdaki iktidarların diliyle…    

-O yüzden mi Ertuğrul Özkök hakkında sadece özel hayatında sivil diye yazdın?


-Evet gazetesi gibi aynen öyle sivil bir tarafı var Hürriyet'in gazetesinin ama iş politikaya geldiğinde orada her şey tersine dönüyor ama asıl sivilliğin sınandığı alan odur halbuki.

-Peki gelelim şu servis edilme mevzuna… Bugün Taraf gazetesi için de aynı suçlamalar gündemde. Gazetecilerin haber kaynakları vardır buna katılıyorum peki ama gazeteci kendini kullanılmaktan nasıl korur?        


-Şimdi siz gazeteci olarak bu haber doğru mudur ötesinde sorulara sormaya başladığınızda, ülkede kurulu olan güç dengesi ile ilgili bir hesap yapıyorsunuz ve ona göre karar alıyorsunuz demektir. Mesela benimle ilgili şöyle şeyler söylendi bu haber orduyu yıpratıyor, öyleyse orduyu yıprattığına göre bunu da bu gazetecinin bilmesi mümkün değil orduyu bilerek yıpratıyor öyleyse ordunun yıpratılmasını istenen güçler bu gazeteciyi kullanıyor Aristo mantığıyla varılan sonuç bu. Ben de diyorum ki kurumun içindeki yanlış şeyleri ortaya çıkarmak, onların gizlemekte olduğu şeyleri ortaya çıkarmak sadece kamusal yarar için önemli değildir aynı zamanda o kurum açısında da iyi bir şeydir çünkü eleştirilemeyen bütün kurumlar çürür. Türkiye”de eleştirilemeyen esas iktidar silahlı bürokrasidir, askerlerdir, ordudur dolayısıyla oraya kimse yaklaşmaz. Ben her zaman şu soruyu sordum meslektaşlarıma peki  bu haberimiz kuşkulu darbe günlükleri haberi şöyle bir şey karşınıza çıksa, elinize bir video ulaştırıldı dört tane kuvvet komutanı bir masanın etrafında toplanmış ve o tarihten bir hafta sonraki darbeyi konuşuyorlar, günü belli her şeyi belli bunu ele geçirdiniz bunu yayınlar mısınız? Şimdi bu arkadaşlarımıza bakarsanız yayınlanmaması lazım çünkü bu orduyu yıpratıyor.  Böyle mi gerçekte hayır o ordunun o darbeyi yapmaması lazım değil mi bu hem ülke için hem Ordu için doğrudur dolayısıyla bu tür suçlamalar dediğim gibi bu haber doğru mudurun ötesinde bütün suçlamalar çok garip insani zaaflara gider bir yanıyla bir yanıyla da deminden beri söz ettiğim o ideolojik bağımlılığa gider.
 
-Peki Taraf gazetesinin bugün yaşadıklar için sen ne düşünüyorsun? Devlet düşmanlığı yapıyor, orduyu yıpratmaya yönelik çalışıyor. Arkalarında Soros var, Fetullah Gülen var… Bunlar gazeten hakkında söylenenler.

-Ya Balçiçek, aynı suçlamalar Nokta Dergisi döneminde benim için de vardı benim de Fetullahçı olduğum iddia edildi            

-Öyle misin ?Fetullahçı mısın?                               


-Heyy Allahım yarabbim! Yani ben şeyde bile hiç yapmak istemediğim şeyi yaptırıyorlar bana insanın felsefi yaklaşımını düşüncesini burada ayrıntılarına girmek istemiyorum. Yani bunlar o kadar tuhaf suçlamalar ki gülüp geçmekten başka çare göremiyor insan ben demokratım, ben bu ülkenin normal bir demokrasi olmasını istiyorum başka da bir şey istemiyorum…         

-Zamanında senin için Refah Partili diye yazmışlardı. Mehmet Yılmaz ve Kürşat Başar'dı yanılmıyorsam


-Evet arkadaşlarımızdı onlar beraber aynı dergide çalıştığımız arkadaşlarımız onlar başka bir gruba gittiklerinde işte 27 mart 1994 seçimlerinin hemen ertesinde sırf biz bir Refah Partisi eki verdiğimiz için herkes soruyordu bu nasıl oldu sorusunu malum o nedenle beni patrona şikayet etmişler atılmamı talep eden iki tane yazar onlardı.                               

-Atılmanı mı istediler?                                    


-Evet doğrudan atılmamı ismimi doğrudan patrona vererek Dinç Bilgin ve ertesi hafta da Karamehmet diye telaffuz ederek bunu nasıl orada tutuyorsunuz diye nasıl hazmediyorsunuz diye yazılar yazdılar yani bu gazetecilik için korkunçtur maalesef yani                        

-Gördüğünde merhaba diyor musun?               


-Ee hayır onlarla ilişkim kesiktir. Ondan sonrasında mümkün değil böyle bir şey yani onun için öfke falan değil.

-Dönelim gazeteye. Taraf Gazetesi'nin maruz kaldığı eleştirilerde hiç mi suçluluk payı yok peki?


-Taraf gazetesinin yaptığı iş soru sormak ve sorulamayan soruları sormak başka hiçbir şey yapmıyor. Bu anlamda gazete efendim şimdi Aktütün baskını daha önce dağlıca baskını ama sonrada diyelim ki polisin işkencede öldürdüğü Engin Çeber haberleri… Bunların hepsini manşetten izleyen bir gazete bu gazete dediğim gibi, Nokta neden saldırıya uğradıysa aynı insani ve ideolojik meseleler nedeniyle şeye uğruyor bu gazete de… Tıpkı Nokta gibi gazetecilerin, siyasetçilerin, halkın, okurların herkesin ezberini bozdu konforunu bozdu o nedenle oluyor bütün bunlar.

-Hiç yanlışımız yok yani diyorsun!                           


-Ee bana sorarsan mesela üslubunda bir yanlış var.  Sakin olması gerek. Daha sakin, geçende katıldığım bir toplantıda söyledim. Yani şöyle üsluba yüklenmek sanki içeriğinde bir eksiklik duygusu veriyor okuyucuya. Ben biliyorum ki içerik sağlam ama üsluba o kadar yüklenmek böyle bir duygu verir etrafa mesela bunu doğru bulmuyorum ben şey örneğini verdim, dedim ki mesela biz darbe günlüklerini şu kapak spotuyla yayınladık 2004'te iki darbe atlatmışız…

-Evet dümdüz verdin, cilalamadan.                           


-Evet halbuki neler olabilirdi değil mi mümkündü yani onun üzerine reçelli reçelli cümleler kurmak mümkün                            

-Yani iyi haber zaten kendisin satar süslemeye gerek yok.           


-Evet.               

-Yani Taraf”ın “Paşasının başbakanı”  gibi üslubundan bahsediyoruz değil mi?


 -Evet orada tabi bide şey tabii ki görmek lazım o bir cevaptı mesela ilk şey oradan gelmedi başka bir yerden geldi ben yine farklı bir şey yapmayı tercih ederdim o kadar söyleyeyim ve burada durayım izninle ama bir gazetenin de işte Genelkurmay başkanı, başbakan efendim meslektaşlar vs tarafından haksız bir şekilde üzerine mesleğini iyi yaptığı için yapmaya gayret ettiği için üzerine gidilmesinin de bu kadar bir şeyi olabilir ben anlıyorum empati yaparak    

-Tepkiyi anlıyorum diyorsun.                               


-Evet ama ben başka yapardım                                

-Peki şimdi darbe günlüklerini konuştuk taraf konuştuk şimdi gündemde tabi hepimizin yatıp kalktığı Ergenekon davası var ve söylenen o ki darbe günlüklerinin içeriğiyle paralel giden bir iddianame ortaya çıktı onun birlikte yürüyen bir dava var sen ne düşünüyorsun. Hakikaten paralel yürüyen şeyler mi var?
 
-Şimdi bu bana Ergenekon Soruşturması çıktıktan ve ciddi noktalara geldikten sonra çok sorulmuş bir soru. Her zaman şunu söyledim yani soru şu darbe günlükleriyle bu bağlantılı mı? Orada darbe girişiminde bulunanlar ile Ergenekoncular arasında organik bir bağlantı var mı sorusuna ben şu cevabı verdim; organik bir bağlantı olduğunu öne süremem, temellendiremem bunu temellendirecek şey yok elimde ama zihniyet olarak bir paralellik ve devamlılık bir benzeşme olduğu apaçık… Şu ana kadar çıkan bilgilere baktığımızda bir bağlantı olabileceğine dair bir takım emareler var. Mesela ne şu anda Rusya'da olduğu için yani tutuklanamayan Levent Ersöz eski tüm general istihbarat başkanı… Jandarmanın mesela bu kişinin Ergenekon'la suçlandığı apaçık nitekim yok bulunamıyor.  Bu kişi aynı zamanda işte Şener Eruygur'un yardımcısı. Bizim darbe günlükleri dönemi sırasında yardımcısı ve günlüklerde adın geçiyor. Şöyle geçiyor işte diyor ki Özden Örnek, Leven Ersöz geldi hükümetin halk nezdinde ki itibarını sarsmak için mükemmel bir plan hazırlamışlar bana bunu sundu bir brifing verdi ve gitti çok iyi çalışıyorlar ekip çok iyi çalışıyor gibi bir şey var. Levent Ersöz bir yandan Ergenekon tutuklusu olacaktı kaçmadıysa bir yandan günlüklerde adı böyle geçiyor.
          
-Sen savcı Zekeriya Öz ile de görüşmüştün dimi bir zaman cdyi hatta darbe günlükleri cdsini sonrasında açıkladın o aşamada açıklamadın             
-Onu da söylemek isterim bu darbe günlüklerin yakılması konusu meselesi çok iyi oldu böylece bir fırsat onu düzeltiyim şimdi ben daha beraat gerçekleşmeden yani son duruşmadan önce Zekeriya Öz beni çağırdı tanık olarak ifademe başvurmak istediğini söyledi ve yürüttükleri soruşturma açısından benim elimdeki darbe günlüklerinin elektronik kopyasını kendilerine verirsem çok makbule geçeceğini ama bunu vermeme hakkımın olduğunu fakat bu durumda da kendilerinin yargılandığım mahkemeye başvurarak oradan isteyebileceklerini söyledi çünkü ben o sırada mahkemeye vermiştim şuan dosyada var ama tuhaf bir şekilde mahkeme incelemedi onu biraz sonra söylerim…       

-Bir gazeteci olarak rahatsız oldun mu bu görüşmeden ?               


-Hayır bir gazeteci olarak çünkü benim gazeteciliğimin sınırlarının çerçevesine katiyen çıkılmadı. Benimle ilgili olarak sadece darbe günlüklerini yayınlamış bir gazeteci olarak konuşuldu ve o bilgiler istendi benden başka hiçbir şey değil. Ben de kendisine bunları kendilerine verebileceğimi bunların benim açımdan sır olmadığını ben sadece hukuk adamları bunu benden isterse verebileceğimi onun dışında kimseye vermeyeceğimi söyledim ve verdim.
               
-Haber kaynağını sordular mı?                                


-Hayır. Haber kaynağını nedense sadece bizim gazetecilerimiz merak ediyor yani başka kimse merak etmiyor. İşte orada onu verdim malum gelişmeler oldu emniyet kriminoloji laboratuarına göndermiş orada inceletilmiş bunu gazete haberlerinden okuyoruz bunu sahih olduğu işte o bilgisayarlardan çıktığı öğrenilmiş. darbe günlüklerinin yakılması konusu şu yakıldı deyince sanki şu an elde hiçbir şey yok gibi görünüyor                            

-Yazılı şeyler değil mi ?                                   


-Evet                                                

-Çünkü mahkeme ye giderken yanlış hatırlamıyorsam 17 klasör hazırlayıp gittiniz.       


-Çünkü bana öyle söyledi avukatlarım ben avukatlara söyledim ki mahkeme benden bunu istiyor ben bunu nasıl vermeliyim böyle dvd olarak falan mı yoksa basılı kağıt mı yok ya bizim mahkemelerimiz alışık değil daha öyle şeylere sen basılı olarak ver dedi bu o kadar zor bir şeydi ki benim için çünkü kimseye gösteremem gidip bir yerde bastırtamam                         

-Ama yaptın sonunda                                        


-Ama nasıl yaptım ben yaptım kocaman bir tane baskı makinesi alarak kendim klasörledim götürdüm davada mahkeme başkanı bana bunlar ne dedi günlükler dedim nasıl yani dedi işte evet dedim kağıt mı dedi evet dedim yok dedi biz öyle istemiyoruz elektronik kopya olarak istiyoruz dediler o zaman peki bir daha ki duruşmada öyle getiririm dedim                       

-Peki sonra nerde yaktı

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*