ALPER TAN: ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI OLMAYACAK

  • Giriş : 04.01.2007 / 00:00:00
  • Güncelleme : 24.02.2010 / 22:44:06

Kanal A’nın Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, Ankara Temsilcisimiz İrfan Karabulut’a önemli açıklamalar yaptı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığına aday olmayacak” diyerek, “Cumhurbaşkanı kim olacak?” tartışmalarına yeni bir boyut kazandıran Tan, İstanbul'da yayın yapan bazı özel televizyon kanallarına da; “Onları İstanbul'un yerel kanalı olarak kabul ediyorum” diyerek göndermelerde bulundu.

Türkiye'nin aradığı Cumhurbaşkanı modeline merhum Turgut Özal'ı örnek veren Alper Tan, mevcut Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer için ise “Sezer gibi liderler görmek istemiyoruz” yorumunu yaptı.

Yayın Yönetmenliği yanı sıra aynı zamanda da iyi bir tarihçi olan Alper Tan, Düşence Dergisi'nde köşe yazarlığı yapıyor ve uluslararası birçok kuruluşun konferanslarına konuşmacı olarak katılıyor.

Kanal A'nın Ankara Subay Evler'deki Genel Merkezinde yapılan röportajımızı gerçekleştirmek üzere Sayın Alper Tan, temsilcimizi protokol salonunda ağırlıyor. Kanal A'nın binasında nazik bir kültür güzelliği dikkatlerimizden kaçmıyor. Daha sohbetimize başlamadan Kanal A çatısının sorumluluk taşıyan medya ağırlığını hissetmek mümkün…

Röportaj: İrfan KARABULUT, Aktüel Yayın Grubu Ankara Temsilcisi

— Kanal A'yı tanımak istiyoruz. Kanalınızı diğer kanallardan ayıran yönleri nelerdir? Çekim alanı nedir? Dünya görsel medyasında kanalınıza nasıl bir isim vermek istersiniz?

İnsanın kendi kendini tanımlaması zor bir şeydir. Biz 1997'nin Mart ayında yayına başladık. Yerel bir kanal olarak yayına başlayan Kanal A önce bölgesel sonra da yaklaşık 3 yıldır ulusal yayın yapmakta. Şuan Türkiye'nin her yerindeyiz. Afrika ve Avrupa'nın, Asya ve Arabistan bölgesinin tamamına Türksat aracılığı ile ulaşıyoruz.

Kanal A, Ankara'nın halka ne dediklerini Anadolu'ya iletmenin yanında, daha da önemlisi Anadolu'nun Ankara'ya ne dediğini ulaştırmaya çalışan bir kanal. Ben, bazı meslektaşlarımı, hatta birçok kanalı İstanbul'un yerel kanalı olarak kabul ediyorum. İstanbul harici her yeri taşra kabul eden, Ankara'yı dahi siyasi olayların dışında taşra kabul eden bir yayın anlayışımız var. Bunun için bence kendilerini ulusal kanal olarak addeden kanallar bir İstanbul yerel kanalıdır. İstanbul tabiî ki Türkiye'nin ve dünyanın en önemli şehirlerinden birisi… Fakat ülkemizin uç ücralarında ki bir haberciliği görmezden gelip de, Şişli'deki burun kanama haberini flaşlara çekmenin mantığını ben ancak yerel kanal mantığı ile yayınlanan haber olarak algılıyorum. Biz ise “Anadolu'nun Sesi” sloganı ile yola çıktık. Olaya bu açıdan bakıldığında Kanal A'nın diğer ulusal yayın yapan kanallardan ayrıldığını söyleyebilirim.

FRANSA LİGİNİ BİZ VERİYORUZ

Haber ajansları dünyanın her tarafındaki haberleri servis ediyor. Biz bu haberleri yayınlamanın yanında bize ulaşan haberlerin arka planına iniyoruz. Diğer bir hususiyetimiz de spor. Spor deyince de ağırlıklı olarak Futbol anlaşılıyor. Biz iki senedir buna ağırlık veriyoruz. Fransa ligini biz veriyoruz. Ve Fransa ligi geçen yıl Türkiye'de en çok izlenen yabancı ikinci kanal seçildi. Bunların dışında hayatın bütün bölümlerinde televizyon kanalı olarak ulusa platformda yayındayız. Biz habere ağırlık vermek kaydı ile “Hayatın içinde Anadolu'nun sesi bir kanalız” diyebilirim. Bir mahallede bir bakkal açılır, herkes aynı bakkaldan açmaya başlar. Bu tip özenti ve reyting kaygılı kanallar var. Biz sırf reyting uğruna değerlerimizi çiğnemiyoruz.

TÜRKİYE YAŞANILIR BİR ÜLKE HALİNE GELMİŞTİR!

— Ekonomi haberlerine çok yer veriyorsunuz. Bir ekonomik raporda şunlar yazıyordu:

“Benzin 2 dolar, tüp gaz 24 dolar, ekmek 350 bin lira, işsiz sayısı 2.487.000 kişi, kapanan şirket sayısı 28.824, karşılıksız çek 1.102.535, protestolu senet 2.803.000.000 YTL, dış borç 170,1 milyar dolar, iç borç 182,4 milyar dolar, dış ticaret açığı 42,9 milyar dolar.”

Bu rakamlar size neyi ifade ediyor, bir çıkmaza mı sürükleniyoruz?

Hayatta denge esaslıdır. Bu raporlar var olabilir. Bu istatistikî rakamlar her şeyimiz değil. Hayata pozitif bakıyorum. Bir takım olumsuzlukların hakkını vermekle beraber bu istatistliklerin de hormonlu olduğunu düşünüyorum. Örneğin geçenlerde bir kanalımız “Cezaevinde intihar eden kişi sayısı yüzde  100 yüz arttı” diye haber verdi. Geçen yıl bir kişi intihar etmiş. Bu yıl da 2… Tabi dolayısıyla bu rakam yüzde  100 yüz artmış oldu. Bence Türkiye büyüyor. Enflasyon düşüyor. Ekonomiye de pozitif gözlerle bakıyoruz. Kim ne derse desin “Türkiye yaşanılır bir ülke” haline gelmiştir.

İNSAN DİNİNİ İNANDIĞI GİBİ YAŞAYACAKTIR!

— Medya dünyasının tam içerisindesiniz. Uluslararası medya “İslam terör dinidir” söylemini kullandı. Bu apaçık maksatlı kullanılan bir iddiadır. Peki, sizce bu reflekse nasıl karşılık vermeliyiz? Dış basının İslam ile terörü birbirine bağdaştırması nasıl engellenebilir?

Bu çifte standarttır. Siz dış basında diyorsunuz. Ama eğri oturup doğru konuşalım. Bu oyunu Türkiye'de de oynuyorlar. Mesela en son örneği; Menemen olayının üzerinden birkaç gün geçti. 1930 yılında yaşanmış bir olaydır bu. Bu olay ön plana sürülerek inanan insanlar terörist olarak gösteriliyor. O günün Genel Kurmayı ve Emniyeti raporlarında Menemen olayları öncesinde şüpheler olduğu halde tedbir alınmadığını ve Asteğmen Kubilay'ı öldürenlerin esrarkeşler olduğunu belgelemişti. Neden her olayda inanların ensesinde boza pişirme telaşı var?

Sonra Çetin Emeç, Uğur Mumcu olaylarını da inananlara yıkmaya çalıştılar. Ve dahası dünya da Usame Bin Laden'i birileri sahneye çıkardı. Onun eli ile bize vuruluyor, sonra da dinimizi kötülüyorlar. Şimdi Amerika Usame üzerinden bütün dünyaya Müslüman imajı teröristle bir gösteriliyor. Dinler arası bir çatışma düşünenler tarihlerine bakarlarsa bu konuda yaya kalırlar. Bir insan dinini inandığı gibi yaşayacaktır. Ben rejim değişikliğinden falan bahsetmiyorum. İslam'a uymayan terör ve hırsızlık gibi şeylere zaten inananlar iltifat etmiyor. Biz barış diniyiz. Diğer yandan Ürdün Krallığı'nı, Arap Krallığı'nı bir İslami devlet gibi göremeyiz. Bu ülkeleri zamanında batılı ülkeler kurdu. Hıristiyan ülkelerinde, Cezayir'de, Afrika'da yaptıklarını kanallarımızda yayınlayarak “Hıristiyanlık terör dinidir” mi diyelim? Orta Doğu kendi kurdukları tilki tuzağına Müslümanları düşüremeyecekler.

NEDEN MEDYADA Kİ YÖNETİCİLERİN MAL VARLIKLARI SORGULANMIYOR?

— Filmlerde, kitaplarda komplo gösterimler arttı. Özel dernekler, derin kuruşular… Sizce tüm bunların aslı var mı? Bu çerçeveden bakarsak “Derin devlet nedir” sorusuna cevabınız ne olur? Derin devletin medya ile ilişkileri hep konuşuluyor. Yayın yönetmenlerinin, birçok yazarın maaşlarını bu derin kuruluşların verdiğine dair yazılar yazılıp çiziliyor. Buna sizin bakışınız nedir?

Türkiye'de yaşıyoruz ve araştırıyoruz. Ben bu olaylara tamamen hayal ürünüdür diyemiyorum. Türkiye'de derin devlet için söz konusu değildir diyemeyiz. Bir komplo vardır. Bir vakadır, baştan aşağı yalan değildir. Bildiğimiz şeyler var, onlara dayanarak konuşuyorum. Dünyada bu böyle! 11 Eylül'ün, Irak işgalinin perde arkasına bakarsak bunu görürüz.

Medya da görev alan arkadaşlarımızı da toptan suçlamıyorum. Bu tür karanlık güçlerin arkasından iş çevrilmesini, medyanın buna alet olmasını tabi ki uygun bulmuyorum. Mesela bir televizyon kanalında yöneticilik yapan bir medya yöneticisi ulusal bir kanal kuruyor. Bu parayı nerden kazanıyor? Ben kazanamıyorum. 17 milyon dolar harcadığını da açıkça söylüyor. Temiz toplum isteyen medya önce temiz, dürüst bir medya sloganını benimsemeli. Biz medya olarak siyasetçilerin mal varlıklarını sorguluyoruz da, neden medya da ki yöneticilerin mal varlıkları sorgulanmıyor?

REYTİNG UĞRUNA YAPTIĞIMIZ HATALAR VAR!

— Görüntülü medya yapılan anketlerde şiddet ve kaosun en büyük sebepçisi olarak ortaya çıkıyor. Ülkemizde buna bağlı olarak intihar olayları ve şiddet de arttı. Medya ne yapmaya çalışıyor?

Şiddetin ya da intiharların artmasında medyanın payının olduğunu kabul ediyorum ama yüzdelik dilimde bu yüksek değildir. Geçenlerde bir program seyrettik. Bizi yönetenler mecliste yaka paça birbirine giriyorsa, çocuklarda okulda aynı şeyi yapacaktır. Burada şiddeti durdurmak için ortak bir proje üretmek lazım. Aileden başlayarak çevre ve okul ilişkilerini düzenlemememiz lazım. Bu da devletin görevidir. Biz de tabiî ki şapkamızı önümüze alıp düşünmeliyiz. Ve medya olarak üzerimize düşeni yerine getirmeliyiz. Hem ben şiddet olaylarının artığını da düşünmüyorum. Önceden de bu tür vakalar ülkemizde vardı ama duyulmuyordu. Şimdi gerçekleşen vukuatları medya eli ile duyuyoruz. Ve çok gibi görüyoruz. Reyting uğruna yaptığımız hatalar var. Medya bundan vazgeçmelidir. Örneğin kapkaç yapan çocukların hayatına baktığımızda özünde bölünmüş, parçalanmış aile dramları görürüz. Medyayı masum göstermiyorum tabi! Mesela Nükhet Duru'nun çocuğu ile ilgili, “Keşke çocuğumuzla biraz ilgilenseydik. Şöhretin faturası bu kadar ağır olmasaydı” gibi içimizi acıtan cümleler kuruldu.

MEDYA SEKTÖRÜ TEK KUTUPLU GÜÇLERİN ELİNDE!

— Görsel medya olarak dünyadaki yerimiz görüşünüzce nedir? Türkiye'de bir Reuters, bir El Cezire gibi haber verme organlarının olması medya dalında nasıl gerçekleşebilir?

Bu sadece medyanın değil, herkesin problemidir. Daha düne kadar sınır komşularımızla dahi dostluğumuz yoktu. Sanki kendimizi sınırlarımıza hapsetmiştik. Ve bir slogan oluşturduk. “Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur.” Bence şu cümle daha doğru olur: “Türk'ün Türk'ten başka düşmanı yoktur.” Biz ülkemizde iyi şeyler yapanı, gayret edeni ayaklarından tutup çekiyoruz. Doğru dürüst uluslar arası, marka olmuş projemiz ya da kuruluşumuz yok. Ya da çok az… Burada yanlışı kendimizde aramalıyız. Yok efendim neymiş: Dış güçler izin vermiyormuş! Kusura kalmayın da bu züğürt tesellisi. Dış güç kendi işini yapıyor. Sen ne yapıyorsun, kendine bak! Son 15 yılda ülkemiz insanlarının dünya da gerçekleştirdiği bir okullar projesi var. Bu proje son yüz yılın en büyük ve en tutarlı projesi. Ve dünyada bir marka olmuştur. Demek ki gayret edilirse, proje üretilirse hem millet sahip çıkıyor, hem de dünyada kabul görüyor. Medyaya gelince; Medya sektörü tek kutuplu devlet gibi tek kutuplu güçlerin elinde! Bu tekel kırılmalı. Bu konuda da dünya stratejik oyunlarının tam ortasında duran Türkiye medyasına çok iş düşüyor. Gelin bir birimizle uğraşmak yerine reyting kaygısı ile ipe sapa gelmez programlar yerine geleceği kucaklayan bir medya olalım.

“CUMHURBAŞKANI SEZER MEŞRU BİR CUMHURBAŞKANI DEĞİL” DİYEBİLİR MİYİZ?

— Son günlerde Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili konuşmak moda oldu. Bu modayı bizde katılalım. Cumhurbaşkanı kim olmalı?

Ülkeyi bu kadar germeye gerek yok. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel kaç oyla Cumhurbaşkanı seçilmişti? Şimdi ne oluyor da hukukçu kesiliyoruz! Bakın bu meclisin seçeceği Cumhurbaşkanının meşrutiyeti sorgulanır diyenlere diyorum ki; Mevcut Cumhurbaşkanının kim seçti? 5'li ittifakta kimler vardı? Sayın Bülent Ecevit rahmetli oldu. Devlet Bahçeli parlamentoda, Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller'de aktif siyasette değil. Ve bu siyasetçiler döneminden kalma parlamentoda milletvekili neredeyse yok. O zaman bu tezden hareketle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer meşru bir Cumhurbaşkanı değil diyebilir miyiz? Diğer taraftan üstüne basarak söylüyorum ki; “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmayacak. Cumhurbaşkanlığına aday da olmayacak. Süreç işliyor, hep beraber göreceğiz.

— Son yüzyılın en büyük liderleri kimler dersek?

En büyük lider sözü hamasi bir söz… Her kategorinin iyileri vardır. Ama Türkiye'nin son 50 yılına baktığımızda şu cümleyi rahatlıkla kurmak istiyorum. Biz merhum Turgut Özal gibi liderler görmek istiyoruz. Ahmet Necdet Sezer gibi liderler görmek istemiyoruz!

…BİTTİ

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious