Altaylı'dan Koru'ya: 'Bize akıl verme'

Altaylı'dan Koru'ya: 'Bize akıl verme'.11512
  • Giriş : 03.12.2008 / 16:20:00

Fehmi Koru dün Taha Kıvanç mahlasıyla yazdığı yazıda 'Kriz döneminde neden gazete çıkartılır?' sorusuna cevap aramıştı. Koru'nun akıl yürütmesine bugün Fatih Altaylı'dan cevap geldi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İşte Fatih Altaylı'nın cevabi:

Bize akıl verenlere

Şu bizim grubun ne çok seveni varmış da haberimiz yokmuş.
Özellikle “Özgür ama yandaş” medyada hergün bir veya bir kaç köşe yazarı Ciner Grubu'na dostane tavsiyeler vermeye başladı. Gazetenin çıkışı yaklaştıkça, gazetenin içeriği, şekli şemaili ile ilgili Babıali dedikoduları çoklaştıkça “Akıl verenler” de çoğaldı. Bazıları bizim muhasebe müdürü gibi.
Hesap kitap da yapıyor, krizde gazete çıkarmanın güçlüğünü de hesaplarına ekliyor ve akıl satıyorlar.

Bunu da dostça yapıyorlar. Sağolsunlar.
Madem bu grubu bu kadar seviyorlardı, neden bu grubun gazete ve televizyonlarına haksız ve hukuksuz bir şekilde el konulduğunda tek satır yazmadılar.

Bırakın tek satır yazmayı, bu grubun eski gazete ve televizyonlarında program yapabilmek, gazetelerinde yazı yazabilmek için TMSF ve Çankaya kapılarında yattılar.
Madem basın ekonomisini bu kadar biliyorlardı, TMSF yönetimindeki televizyondan ayda 30 bin doları cebe indirmekten utanmadılar.
Merak ediyorum, bugün bize akıl verenler, hayatta hangi başarıya imza attılar.
Yandaşlık üzerinden para kazanmak, güç simsarlığı yapmak için fırsat kollamak, ahlak dışı hizmet sunmak dışında ne başarıları var.
Türkiye'de medyaya ne kazandırdılar.
“Krizde gazete çıkarılır mı?” diye bize akıl veriyorlar.
Öyle bir çıkarılacak ki, şaşacaksınız.
Hesabınızı, kitabınızı bilirseniz, arkanızı cemaate, hükümete ya da okur dışındaki kaynaklara dayamazsanız aslanlar gibi çıkarırsınız.
Üstelik siz güllük gülistanlık Türkiye tabloları çizerken, biz “2008 sonunda Türkiye krize girecek” diyorduk.

Bunu bile bile gazete çıkarmak için çıktığımız yoldan şaşmadık.
Çünkü krizlerin risk kadar fırsat içerdiğini, krizlerin rakiplerle aranızdaki farkı azalttığını biliyorduk.
Risk yok mu?
Var elbet.
Ama gerçek yatırımcı risk alır.

Hükümet, cemaat ilişkileri ile riski sıfırlanmış işler yapana, riskini kamunun üzerine yıkana yatırımcı denmez, fırsatçı denir.
Biz bu riski “İyinin kötüyü yeneceğine” olan inancımızdan dolayı göğüslüyoruz.

Hiç korkmasınlar. Biz bu işte ilkel duygularla hareket etmiyoruz.
Türkiye'de gerçek anlamda bir medya olmasını istiyoruz.
Eğriye eğri, doğruya doğru demek için yola çıktık.
Kendi çıkarlarımız için eğrilere doğru demeyeceğimiz gibi, doğrulara da eğri deme niyetimiz yok.

Ne eğriyi doğru gösterecek, ne doğruyu eğip bükeceğiz.
Sadece özgürce gazete yapacak, gazete okuruna, gerçek haber almak isteyene gerçek gazete vereceğiz.

Gazetecilikte ürün kalitesini yukarı çektiğimizi göreceksiniz.
Daha önce dokunmadığınız türde bir gazeteyi okurlarımıza sunacağız.
Farkını farkedeceksiniz.

Türkiye'nin en iyi gazetecilerini biraraya getiriyoruz.
Son olarak Hürriyet'in Dış Haberler Müdiresi Ayşe Özek Karasu aramıza katıldı.

İyi insanlarla, dürüst gazetecilerle iyi bir gazete çıkarılacağını biliyor, böyle bir ekip kuruyor, yolumuza onlarla devam ediyoruz.
Eğer yazdığınız kadar çok aklınız, iddia ettiğiniz kadar çok bilginiz varsa bunu kendi gazetelerinizin emrine verin.
Verin ki, yaşamak için cemaat dayanışmasına, hükümet desteğine ihtiyaç duymasınlar.

Benden size söylemesi en iyi gazete kendi ayakları üzerinde duran, kendi aklı ile yürüyendir.
Yine de bizi düşündüğünüz için teşekkür ederiz.

Ben sormayayım, o göstersin

İstarbul'da bir pavyon polis kıyafeti giymiş kişilerce basılıyor, polis kıyfetli kişiler pavyonu darmadağın ediyor, içerdekileri dövüyor, bir kadını saçlarından sürükleyip götürüyor ve tecavüz ediyorlar.

Bunda anormal bir şey yok.
Eşkiya dediğin her şeyi yapar.
Garabet bundan sonra başlıyor.
Pavyon basıldığı, kırılıp döküldüğü ve bir de kadın kaçırıldığı halde tek bir Allahın kulu şikayetçi olmuyor.
Kimse şikayetçi olmuyor çünkü bunu yapanın gerçek polis olduğu zannediliyor.

İşte zurnanın zırt dediği yer burası.
Orada bulunan onlarca kişi ve pavyon sahibi, bu yapılanın polis tarafından yapıldığını zannediyor. Polis polise şikayet edilemeyeceği için de şikayet etmiyor.

Pavyon basıp, ortalığı birbirine katmak ve oradan bir kadının saçından sürüklenerek götürülmesi en azından orada bulunan kişilerce “Polis tarafından yapılabilecek bir hareket” olarak görülüyor.
Vahim olan budur.
Acı olan budur.

Türk polisinin, son zamanlarda pek de haketmediği ama bazıları tarafından kabul görmüş imajı budur.
Son yıllarda polisimiz büyük bir değişim içinde olduğu halde, ne yazık ki, hala bu algılama mevcuttur.
Bu algılama ne yazık ki, üzücüdür.

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah “Polise kimlik sorun” diyor.
Doğrudur, doğrusu budur.

Ama bu algılama varken hangi babayiğit polise kimlik sorabilir, doğrusu merak ederim.

Doğru olan polise kimlik sorulması değil, polisin önce kimliğini göstermesidir, bunun bir kural haline gelmesidir.

Habertürk

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*