Anadolu'da sessiz sedasız eğitim seferberliği yaşanıyor

Anadolu'da sessiz sedasız eğitim seferberliği yaşanıyor.17300
  • Giriş : 16.12.2007 / 02:11:00

Fakir ve varoş semtlerde açılan okuma salonları, çocuklara ışık oluyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yasadışı faaliyetlerin potansiyel ‘iş gücü’ merkezleri, bu eğitim hamlesiyle artık hayırlı evlatlar yetiştiriyor. Çocuklar, sokaktan okula kazandırılıyor.

Şehrin önde gelen iş adamları yine bir arada… Ana gündem, yine sanayicilerin problemleri… Ama bu kez farklı bir misafir var aralarında. Sürekli artan suç oranlarından rahatsızlık duyan sanayiciler, emniyet müdürünü de davet etmiştir toplantıya. Emniyet Müdürü, şehirdeki sosyal sorunlar ve bunun suça etkilerinden bahseder. Elindeki bilgileri paylaşır. Ancak son sözleri, çay servisiyle iyice ısınan salonda buz gibi bir hava estirir: “Her şeyi devletten beklemeyin, böyle giderse yarın eşiniz çocuğunuz sokağa çıkamaz hale gelecek. Ortalık tinerciden, baliciden geçilmiyor.” Bu anekdotu anlatan Gaziantepli işadamı Cahit Erbalcı, herkesin uyarıdan çok etkilendiğini aktarıyor. O dönem, Hür Sanayici ve İş Adamları Derneği Başkanlığı’nı (HÜRSİAD) yürüten Erbalcı, hemen ertesi gün yönetim kurulunu toplayarak emniyet müdürünün uyarısını değerlendirir arkadaşlarıyla. Bu buluşmada somut bir karar da alınır. Dernek artık önceliği eğitime, özellikle de sokaktaki çocukların eğitimine verecektir.

YÖNETİCİLERİN İNANAMADIĞI BAŞARI

Bugün Gaziantep varoşlarının umudu haline gelen, çocukları sokaktan kurtarıp eğitime kazandırarak şehirdeki suç oranlarını bile düşüren Çınar Eğitim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, işte bu toplantıların ürünü. Hayatı, para kazanmaktan ibaret görmeyen işadamlarının, duyarlı bir emniyet müdürüne kulak vermesinin somut neticesi. Çınar-Der okuma salonları halen 15 şubesiyle, fakir ama okumaya hevesli çocukların elinden tutuyor, onlara ışık oluyor.

5. yılına giren derneğin, tamamını ücretsiz okuttuğu ve dersle ilgili bütün materyallerini ücretsiz verdiği 5 bin 400 öğrencisi var. İşin en güzel yanı, okuma salonlarındaki gönüllü hocaların desteğiyle OKS’ye hazırlanan çocukların elde ettiği başarılar... 2005’te OKS’ye katılan 625 öğrenciden 212’si, 2006’da 926 öğrenciden 608’i ve bu yıl da 1058 Çınar-Der öğrencisinden 786’sı sınavı kazanmış. Normal şartlarda dersanelere, özel kurslara gitmeye gücü yetmeyen ve bu sebeple arkadaşlarının çok gerisinde kalan öğrencilerin okuma salonlarına devam ederek elde ettikleri yüzde 75’lik başarıya hem öğretmenleri hem de yerel yöneticiler inanamıyor.

Halen Güneydoğu Sanayiciler ve İş Adamları Dernekleri Federasyonu (GÜNSİAF) Başkanlığını yürüten Cahit Erbalcı’nın anlattığı süreç, iş adamlarının istedikleri takdirde şehirlerine ne kadar faydalı olabileceklerinin göstergesi. Yönetim kurulunda “varoşlara yönelik eğitim hamlesi” kararı alan sanayiciler, hemen aralarında görev bölümü yapıp birkaç üyeyi ayırarak onlardan “yeni bir eğitim derneği” kurmasını ister.

VAROŞLARI TEK TEK İNCELEDİLER

Büyükşehir ve ilçe belediyeleri de destek verince, dernek 2003’de kurulur ve ilk okuma salonu aynı yıl faaliyete geçirilir. İlginç olan, bu bir yıllık sürede yapılan çalışma. Çınar-Der kurucuları işe başlamadan önce varoşlarda bir araştırma yapar. Okul müdürleri, karakollar, öğretmenler ve aileler ziyaret edilir. En çok tinercinin hangi bölgelerden çıktığı belirlenir. Çocukların boş olduğu saatler tespit edilir. Öğretmenlerle görüşmeler yapılır. Onlara böyle bir çalışma yapılacağı anlatılır ve bir kısmı, okuma salonunda gönüllü ders vermeye ikna edilir. İşte böylesine güçlü bir altyapının üstüne açılır, Çukur Mahallesi’ndeki Balıklı Okuma Salonu.

HÜRSİAD üyesiyken, Çınar-Der’i kuran ekibin içinde yer alan ve halen derneğin başkanlığını yürüten iş adamı Hüseyin Keskin, “2002 yılında, doğudan gelen göç şimdikine göre çok daha fazlaydı. Dolayısıyla sokakta çok çocuk vardı. Bu çocukların yarım gün okula gidip kalan zamanda sokaklarda mendil satması, araba camı silmesi bizi üzüyordu. ‘Onlar için ne yapabiliriz?’ sorusundan yola çıktık.” diyor. Okuma salonları açılmadan önce yapılan varoş anketlerindeki sorulardan biri de, ‘Böyle bir merkez açılsa gelir misin?’ olmuş. İlginin çok fazla olması, iş adamlarının heyecanını artırmış. İlk açılan salonlara çocukların 3-5 kilometre mesafelerden yaya geldiklerini aktarıyor Keskin. Yani bu çocukların cebinde dolmuşa verecek para bile yok. Okuma salonlarının varoşlarda açılmasının en önemli sebeplerinden biri de bu; yani harçlık bir yana dolmuş parası bile yok çocukların cebinde!...

‘BURASI ANA KUCAĞI; BURASI BİR AİLE’

“Adım Tuğba Budak. Ben Gaziantepliyim. 12 yaşındayım. Çıksorut Mahallesi’nde oturuyoruz. Biz 8 kardeşiz. Ben 6. sınıfa gidiyorum. Babam simit satıyor, başka hiçbir maddi gelirimiz yok. Evimiz kira ve iki odası var. Kardeşlerim ve ben okumayı çok istiyoruz. Bir gün mahallemize yakın bir okuma salonu açıldığını ve hiçbir ücret istenmediğini duydum. Bunu duyunca sevinçle eve gidip babamı ikna ettim. Burası Çınar-Der Gökkuşağı Okuma Salonu, burası eğitim ocağı, burası ana kucağı, burası küçük bir okul, burası bir aile…”

Ailesi Nizip ilçesinin Tatlıca köyünden Antep’e göç etmiş küçük Tuğba’nın, şehrin mülki amirlerine yazdığı teşekkür mektubundan alıntı yukarıdaki satırlar. Hem Çınar-Der’e, hem bu faaliyetlerin önünü açarak, fakir çocukların okumasına vesile olan vali, belediye başkanı, emniyet ve milli eğitim müdürlerine teşekkür ediyor. Biz de mektubun sahibini yakından tanımak için, akşam vakti Çıksorut Mahallesi’ndeki evinde ziyaret ediyoruz Tuğba ve ailesini.

Aylık 60 lira kira ödenen evde, biri mutfak işlevi gören iki oda var. Burada tam 10 kişi yaşıyor. Sobanın yanına uzanmış yatan iki erkek kardeş dikkatimizi çekiyor. Daha 4 yaşında taş düşürdüklerini öğreniyoruz. Minik bedenlerinde taşımakta zorlandıkları acıdan biraz kurtulunca uykuya dalmış ikisi de. Odanın tam ortasında ise bir çuval Antep fıstığı duruyor. Evin küçüklerinin akşamki görevi fıstıkları tek tek kırarak, fırınlanmaya hazır hale getirmek.

52 ÖĞRENCİDEN 49’U SOKAKTAN KURTULDU

Koca çuvalı bitirdiklerinde 4 lira kazanacaklar. Evin en miniği ise zihinsel özürlü. Baba Mahmut Budak her gün sabah 5’te evden çıkıyor, günde 20 adet simit satabilmek için. “Bir gün çıkamasam perişan oluruz” diyor. Dersaneye gidemediği gibi, 10 kişinin yaşadığı bir odada ders çalışma imkânı da olmayan Tuğba ve onun durumundaki binlerce çocuk, artık geleceğe daha umutlu bakıyor. Çınar-Der sadece onlara değil, ailelerine de sahip çıkıyor. Yapılan geniş kapsamlı araştırmalarda sadece çocuklar değil, fakir aileler de tespit edilmiş ve oluşturulan ‘fakir bank’ listesinden bu insanlara gıda, giyim ve çocuklar için kırtasiye yardımı yapılıyor. Kurban bayramlarında hayırseverlerin bağışladığı etler de onlara ulaştırılıyor. Bütün bu çalışmaların en büyük destekçisi de, belediyeler, ticaret-sanayi odaları elbette aileleri en yakından tanıyan muhtarlar.

Çınar-Der, ailelerin çocuklara yaklaşımını değiştirmek için, anne-baba eğitimleri de başlatmış. Psikolojik danışmanlar ve rehber öğretmenler anne ve babalarla bir araya gelip, aile içi iletişimi konuşuyor, okuma salonlarında. Yardımlar ise gıda-giyim ve kırtasiye ile sınırlı kalmıyor. Belirli periyotlarda sağlık taramaları yapılıyor. Hiçbir sağlık güvenceleri olmayan bu insanlar için son derece önemli ayrıntılar bunlar. İş adamları ise bütün bu yapılanları maddi açıdan desteklemekten son derece memnun. Okuma salonlarını destekleyen iş adamlarından, Uğur İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Uğur, “Ben iş adamı olarak bundan daha güzel bir hayır düşünemiyorum.” diyerek özetliyor hissettiklerini.

Cengiz Uğur’a göre bu çalışma, eğitimde fırsat eşitliği anlamına da geliyor. 70 kişilik sınıflarda öğrenim gören, özel kurslara gidemeyen öğrencilerin, en azından diğer çocuklara benzer şartlarda sınavlara hazırlanmasını temin ediyor. Uğur, bir hususun daha altını özellikle çiziyor: “Okuma salonları, göçle gelen ve kendi gettolarında yaşayan bu insanlara yalnız olmadıklarını hissettiriyor. Bu mesaj en güçlü şekilde veriliyor. Bir de imkân verilen çocukların çok başarılı olması bizi mutlu etti. Yaptığımız yardımların karşılığını görmüş olduk”

Çınar-Der Şıh Mehmet Nakıpoğlu Okuma Salonu’nda gönüllü öğretmenlik yapan Mustafa Gökçek, bazı velilerin çocuklarını okutma imkânı bulunca hemen değerlendirdiklerini; ancak bazılarınınsa hâlâ okutmak istemediğini söylüyor. Yani varoşlardaki tek sorun fakirlik değil. İşin bir de, aileleri çocuklarının eğitimine ikna etme boyutu var. Bunun için gönüllü öğretmenlerin faaliyetleri arasında aile ziyaretleri de var. Çocuklara bir tür velilik de yapıyor öğretmenleri. Onların sokakta çalıştırılmaması için aileleriyle görüşüyor. Bu çalışmalar o kadar etkili olmuş ki, öğretmen Mustafa Gökçek, ders yılı başında 104 orta iki öğrencisinden yarısının çalıştırıldığını, şimdi ise bu rakamın 3’e kadar düştüğünü söylüyor.

DERTLERİNİ VE SOFRALARINI PAYLAŞTIK

Zaten fakirliğin pençesindeki aileler için iyi bir gelir kapısı konumundaki çocukları çalıştırmamaya ikna etmek kolay olmamış elbette. Öğretmen Mustafa Gökçek, “Bayramlarımızı onlarla geçirdik, dertlerini ve sofralarını paylaştık. Sorunlarıyla ilgilendik. Artık bir aile gibi olunca çocuklarının çalışmamasına ikna oldular.” diyor.

Urfa’nın Suruç ilçesine bağlı Akören köyünden 8 yıl önce Antep’e göç etmiş, Yılmazsoy ailesi. Mustafa 7 çocuğu ve annesiyle birlikte yaşıyor şehrin varoşlarında. Elindeki rahatsızlık sebebiyle çalışamıyor, aldığı sakatlık maaşı ile ailesini geçindiriyor. Bir de Beşir var tabii. 8. sınıf öğrencisi oğlu Beşir, okul çıkışı ayakkabı boyacılığı yaparak bu kalabalık ailenin geçimine destek oluyor. Beşir’in son zamanlardaki en büyük heyecanı ise Mehmet Nakıpoğlu Okuma Salonu. Anadolu Öğretmen Lisesi’ne girmeyi çok istiyor. Dersaneye gidemediği için okuma salonu ona umut olmuş. “Buraya başlamadan önce denemelerde 30 neti geçemiyordum. Şimdi ise 42 nete kadar çıktım. Hedefime ulaşmam için 60’ı geçmem lazım” diyor, heyecanla. 53 yaşındaki Mustafa Yılmazsoy, Beşir’in okumasını çok arzu ediyor; ama bir yandan da onun getireceği günlük 7 liraya ihtiyaç duyduğundan boyacılığa devam etmesini istiyor. Beşir ise mütevekkil; hem çalışıp hem okumaktan şikâyetçi değil gibi. İçinde bulunduğu şartların onu buna zorlandığının farkında. Okuyup meslek sahibi olmak, tek umudu. Bu sebepten olsa gerek, mümkün olsa okuma salonundan hiç ayrılmayacak.

BATI’YA GÖÇÜ ABSORBE EDEN ŞEHİR

Yılmazsoy ailesinin hikâyesi, ‘Gaziantep’i nasıl bilirsiniz?’ sorusuna verilebilecek tipik cevaplardan aslında. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey’in deyimiyle, Antep’in etrafını çeviren gri renkli, toplam 650 bin kişinin yaşadığı varoşların en bildik öyküsü, onlar ve onlar gibiler. Bir yandan sanayideki baş döndürücü gelişimi ve 5 milyar dolarlık yıllık ihracatı ile örnek bir kent, diğer yandan bir varoş şehrinden bahsediyoruz. Gelir dağılımı uçurumunun en fazla olduğu illerden, Antep. Türkiye’nin tek alandaki en büyük organize sanayisi de orada, İstanbul’dan sonra ülkenin en büyük varoş alanları da… Terörden, fakirlikten, yoksulluktan, kan davalarından kaçanlar, kapağı İstanbul’a atamamışsa eğer, Antep’e yerleşmiş. O sebepten, “Burası, batıya göçü absorbe eden bir şehir” diyor, belediye başkanı. Bu gibi merkezler olmasa belki bugün çok daha büyük bir İstanbul nüfusundan bahsediyor olacaktık.

TİNERCİLERİN SAYISI AZALIYOR

Çınar-Der’in çalışmalarına destek veren Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey, “Bu faaliyetlerin, Antep’te balici-tinerci çocukların sayısının azaltılmasında önemli rolü olacak. Çok hayırlı bir iş yapılıyor.” diyor. Türkiye’nin en önemli sorunu terörün asıl sebebinin işsizlik olduğunu vurgulayarak, bu merkezler vasıtasıyla çocukların okuma ve meslek sahibi olma imkânlarının artmasını çok olumlu bir gelişme olarak nitelendiriyor.

Bir topluma yönelik çalışmalardan anlamlı sonuçlar alabilmek için, toplumun ileri gelenlerinin meseleye sahip çıkması şart. Çınar-Der yöneticileri belirli periyotlarda şehrin zenginlerini, sanayicileri ve sivil toplum önderlerini yemekte buluşturarak, çalışmalar hakkında bilgi veriyor. Şehitkamil ilçesi kaymakamı Cemal Özdemir, bu kadar çok sosyal problemin olduğu bir yerde devletin her yere yetişemeyeceğini belirterek, sivil toplum katkısı anlamında Antep’in şanslı bir il olduğunu vurguluyor. Çınar-Der’in özellikle sıkıntılı mahallelerde faaliyet göstermesinin önemine dikkat çekiyor Kaymakam Özdemir: “Çocukları sokaktan alıp OKS’ye hazırlıyorlar. Bu çocuklar ortalama 70 kişilik sınıflarda okuyor. Öğretmenlerin, hepsiyle ilgilenmesi mümkün değil. Ailelerin de ilgi gösterdikleri söylenemez. Pek çoğu göçle geldiği için zaten kendilerini yabancı hissediyor. Onlara sahip çıkmak, şehre entegre etmek adına çok önemli.”

Gaziantep’te halen 729 okul bulunuyor; bunların 30’u özel eğitim kurumu. Öğrenci sayısı ise 373 bin 415. Bu rakam 28 vilayetin nüfusundan fazla. Sadece geçen yıl öğrenci sayısı 16 bin artmış. Bunun en önemli sebebi göç. Millî Eğitim Müdürü Süleyman Şişman, bölge insanının bu rakamla doğru orantılı şekilde eğitim ve öğretime ilgi duymamasından yakınıyor. Bunun için veli eğitimlerini önemli buluyor ve anne-baba inanmadığı takdirde bu işin yürümesinin zor olduğunu düşünüyor. Çınar-Der’deki eğitimcilerin ailelere de ulaştığını hatırlatan Şişman, “Okul müdürlerine kendilerini ailelere kabul ettirmelerini söylüyorum. Bunu yapacak olan eğitimcidir. Çünkü insanımız inanırsa, bırakın çocuğunu, size canını bile verir. İç içe olunmazsa aradaki buz dağları erimez. Bu işin formülü de 3 S; yani sabır, sevgi ve sebat” diyor.

NÜFUSUN YÜZDE 45’İ ÇOCUK

Hanım Tuncel, henüz 14 yaşında, Diyarbakırlı bir genç kız. 10 kardeşin yedincisi. Babası sağlığı elverdiği sürece hamallık yaparak geçindirmiş ailesini; ama artık yaşlandığı için iş alamıyormuş. Çocuklarını bırakın okutmayı, geçindirmeye bile gücü yok. Hanım ise bütün zorluklara rağmen okumakta ısrarlı. Seyrantepe İlköğretim Okulu 8. sınıfa devam ediyor. Hayalinde Anadolu Lisesi var; ama sınıf arkadaşları dersanede sınava hazırlanırken, onun hiçbir destek almadan, üstelik 12 kişinin yaşadığı küçücük evinde bu yarışa katılması kolay değil elbette. Ancak bu karamsar tablonun, eğitim sezonu başında tamamen değiştiğini anlatıyor bize. Diyarbakırlı gönüllü eğitimciler ve iş adamları tarafından açılan okuma salonu, şimdi o ve onun gibi maddi gücü dersanelere yetmeyen arkadaşlarına kucak açmış. Gülpembe Okuma Salonu, evine hayli uzak olsa da, o her hafta sonu birkaç kilometre yürümeyi göze alarak, sınavlara hazırlanıyor. Son aylarda bir anda değişen hayatını bizimle paylaşırken gözleri parlıyor. Hayalinde doktor olmak var.

Hanım ve arkadaşlarının devam ettiği Gülpembe Okuma Salonu, Diyarbakır Eğitim ve Halkla İlişkiler Derneği’ne bağlı faaliyet gösteren 17 kurumdan biri. Toplamda 400 bin öğrencinin olduğu Diyarbakır’da, fakirlik ve cehalet sonucu, ilköğretim sonrası okuma oranları son derece düşük. Her 100 öğrenciden sadece 50’si liseye devam edebiliyor. Geri kalanlar ise sosyal risk kapsamında. 1,5 milyon kişinin yaşadığı il nüfusunun yüzde 45’ini, 0-14 yaş arası çocuk ve gençler oluşturuyor. Bu da en az 600 bin kişi demek. Her yıl ortalama 40 bin doğum oluyor. Yüksek doğum oranı, çok çocuklu aileler anlamına geliyor. Genellikle 8-10 çocuklu ailelerin sahip çıkamadığı çocuk ve gençler, yasadışı işler için potansiyel aday haline geliyor. Özellikle kapkaç ve uyuşturucu çeteleriyle, terörizmin kurbanı oluyor. Biraz daha şanslıları sokak çocuğu olarak yaşamlarını sürdürüyor.

DİYARBAKIRLI, ŞEHRİNE SAHİP ÇIKIYOR

Şehirlerindeki bu vahim gidişatı teşhis eden Diyarbakırlı girişimciler, “her şeyin başı eğitim” diyerek, imkânı olmayan çocuklara sahip çıkma düşüncesiyle bir araya gelmiş. Gaziantepli iş adamlarının çalışmasının daha ilk yılda çok olumlu sonuçlar vermesi, onlar için önemli bir motivasyon kaynağı olmuş. 3 yıl önce kurulan Eğitim ve Halkla İlişkiler Derneği (EHİDER) işte bu birlikteliğin ürünü.

Aslında bu işin bir de öncesi var. EHİDER kurulmadan önce, Diyarbakır Girişimci ve İş Adamları Derneği, şehrin en fakir semtlerinden Bağlar’da kiraladıkları bir binada varoş çocuklarına eğitim desteği vermeye başlar. Deneme amaçlı açılan salona büyük ilgi olur ve bin 300 çocuk kayıt için başvuru yapar. O dönemin iş adamları derneği başkanı Behçet Balık, taleplere cevap veremedikleri için çok üzüldüklerini aktarıyor. Bu salonlara ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu gördüklerini de… Bu ilgi, yeni bir yapılanmayı zorunlu hale getirmiştir. Dernek üyelerinin ortak kanaati, kendi insanlarına yapabilecekleri en önemli katkının bu işin geliştirilmesi olacağıdır. Böylelikle iş adamları derneği bünyesinden, ilgi alanı sadece eğitim olan yeni bir dernek doğar.

Behçet Balık, halen EHİDER başkanı. Gönüllü öğretmenlerle yola çıkan dernek bünyesinde artık 25’i kadrolu olmak üzere onlarca eğitimci var. Diyarbakır il genelinde binlerce öğrenciye ulaşıyor. Hiçbir ücret almadan onları Orta Öğretim Kurumlar Sınavı’na hazırlıyor. Testler, deneme sınavları ve yardımcı dokümanlar da ücretsiz veriliyor. Henüz ilk yılında derneğin 75 öğrencisi Fen, Anadolu ve Anadolu öğretmen liselerini kazanmış. Okuma Salonları Koordinatörü Asaf Baltacı, ikinci yıldan itibaren seçme sınavı ile öğrenci kabul etmeye başladıklarını ve bunun da başarıyı katlayacağını düşünüyor.

OKUMA SALONU İMDADIMIZA YETİŞTİ

Nezih Yıldırım, Bağlar semtinde bakkal. Oğlu Muhammed’i geçen yıl okuma salonuna yazdırmış. Muhammed şimdi İzmir Karşıyaka Anadolu Lisesi’nde okuyor. “Ben küçük esnafım; dersaneye göndermeye param yetmedi. Salon tam benim bakkalın karşısına açıldı ve büyük nimet oldu.” diyor. Bağlar, bu Güneydoğu metropolünün en kalabalık, en fazla genç nüfusa sahip ve aynı zamanda en fakir semti.

Bu şartlar altında yaşayan ve okuyamayan çocukların etrafının tuzaklarla örülü olduğunu söylüyor Nezih Yıldırım. Eğitim alamayan çocuğun kapkaçtan uyuşturucuya, hırsızlıktan teröre kadar her kötülüğe açık hale geldiğini söylüyor. Bunları anlatırken kendinden çok emin, belli ki çevresinde bunun örneklerini görmüş. Okuma salonuna sahip çıkabilme adına her hafta velilerle bir araya geldiklerini aktarıyor: “Yaşadığımız bunca olumsuzluktan sonra artık bu gibi kurumlara sahip çıkmamız lazım. Çok üzücü olaylar yaşadık geçmişte ve bunları aşmanın yolu el ele vermektir. İnsan yetiştirmek ülkenin geleceğidir. Bu imkânlara rağmen okumayan gençler ileride bunun acısını çok çeker.”

VELİLER, ÖĞRENCİ TAKİBİNİ DE ÖĞRENİYOR

EHİDER Gülpembe Okuma Salonu Müdiresi Özden Kurban’ın altını çizdiği bir hususu da atlamamak lazım. O da, velilerin okula giden çocuklarını nasıl takip edebileceklerini öğrenmeleri. Eğitim sürecinin en önemli ayrıntılarından birine değiniyor aslında Kurban. Çocuğun başarısının sadece eğitimciye bağlı olmadığını vurguluyor. Veli-okul ve öğretmen üçgeninin sağlıklı işlemesi son derece önemli. Öğretmen açığının olduğu, 70-80 kişilik sınıflarda bu ilişkiyi kurmak kolay değil. Velilerin de zaten böyle bir talebi yok. Okuma salonlarının idealist eğitimcileri ise çalışmalarını öğrenciyle sınırlamıyor. Velilerle ilişkiye önem veriliyor. Veli çayları, ziyaretler, toplantılar ve geziler, salonların rutini arasında. Özden Hanım, çocuklarını takip edebilmeleri için velileri bilinçlendirmeye özen gösterdiklerini vurguluyor: “Bu iş sadece bizim takibimizle olmaz. Sorunları ancak birlikte aşabiliriz. Biz gezilerimize velileri de davet ettiğimizde çok şaşırıp mutlu oluyorlar. Bu geziler sayesinde 60 yaşında ilk kez il dışına çıkan insanlar oldu.”

Zekâtlarını, sadakalarını bu eğitim kurumlarına veren iş adamları, yapılanların meyvelerini görmeye başlayınca işe daha fazla sarılmış. Behçet Balık, Güneydoğu insanının hayır işlerine meraklı olduğunu ve dinî vecibelerinde hassas davrandığını hatırlatarak, “Sokaktaki çocukların ne kadar iyi yetiştiğini görünce üyelerimiz bu meseleye daha fazla sahip çıkmaya başladı. En kârlı yatırımın insana yapılan yatırım olduğunu gördüler” diyor.

Aslında Diyarbakır ve çevresi son yıllarda en fazla eğitim yatırımı alan illerin başında geliyor. AK Parti hükümeti doğunun makûs talihini değiştirmek için eğitim yatırımlarına özel önem veriyor. Cumhuriyet tarihi boyunca toplam 5 bin derslik yapılan Diyarbakır’da, son beş yılda açılan yeni derslik sayısının 2 bin olduğunu belirten Millî Eğitim İl Müdürü Mustafa Tekdemir, 4 sene önce okul öncesi eğitime katılma oranı sadece yüzde 3 iken, bu oranın şimdi yüzde 25’lere kadar çıktığını kaydediyor. Okul öncesi eğitim oranı arttıkça okulların başarısı da artıyor haliyle.

Mustafa Tekdemir, Diyarbakır’da eğitimi yöneten insan olarak okuma salonlarının katkısından son derece memnun. Göç alan ve hızlı büyüyen şehirlerin en önemli probleminin sokaktaki çocuklar olduğu tespitini yapıyor: “Bunlar büyük risk altında. Onların sokaktan kurtarılması noktasında okuma salonları büyük bir fonksiyon icra ediyor. Bazı aileler çocuklarını ek gelir kapısı gibi gördüğünden sokakta çalıştırıyor. Ben okuma salonlarını şehrin sosyal risklerini azaltan bir etken olarak görüyorum. Bunların sayısının artması, okullardaki eğitimin kalitesini de artıracaktır.”

MARDİN DE ‘ÖNCE EĞİTİM’ DEDİ

Diyarbakırlılar şehirlerine sahip çıkarken Mardinliler de boş durmuyor elbette. Buradaki okuma salonu sayısı 14’e ulaşmış durumda. İl merkezi dışında her ilçeye de ulaşmış bu merkezler. Hatta bugüne kadar terörle anılan Dargeçit gibi ilçelerde bile çok başarılı çalışmalara imza atıyor buradaki eğitimciler. Bu ildeki bütün salonlarda gönüllü öğretmenler görev yapıyor. Fedakâr eğitimciler hiçbir ek ücret talep etmeden, hatta hafta sonlarını da ayırarak derslere giriyor. Çocuğunu mahallesindeki okuma salonuna gönderen velilerden Abdullah Kino, ders dışındaki bir hususa dikkati çekiyor. Ortaokul dönemi; çocukların, gençlik yıllarına ilk adımlarını attığı, buluğ çağına ulaştıkları, kısacası en ‘çılgın’ dönemleri. Abdullah Bey, çoğu zaman evde mutlu olamayan, internet kafe gibi arayışlara giren çocukların, okul sonrası bu merkezlere gelmesinin velileri rahatlattığını söylüyor. Masa tenisi, satranç, gezi gibi aktiviteler çocukların yüksek enerjilerini doğru kullanabilmeleri adına önemli fırsatlar aslında.

Mardin’deki okuma salonlarının fakir öğrencilere ücretsiz hizmet vermesinde, eğitime büyük önem veren iş adamlarının payı büyük. Hem Mardin’de yaşayan, hem de il dışında ikamet eden Mardinlilerin bu meseleye sahip çıkmasına öncülük yapan iş adamı Faruk Yücesoy da, ‘önce eğitim’ diyenlerden. Mardin Sanayici ve İş Adamları Derneği (MARİAD) Başkanı Yücesoy, “İş adamları bir araya geldik ve şu tespiti yaptık: Güneydoğu’nun eğitim sorununu tek başına ne devlet çözebilir ne de özel sektör. Buradaki fakir halka doğrudan ulaşacak üçüncü bir çözüm gerekiyordu ve biz de bu amaca matuf, Mardin Okumayı Sevdirme ve Yaygınlaştırma Derneği’ni (MOSDER) kurduk. Derneği biz maddi açıdan destekliyoruz. Gönüllü eğitimciler de çocuklara sahip çıkıyor.” diyerek, yapılan çalışmayı özetliyor.

MARDİN’E BORCUMUZU ÖDÜYORUZ

MOSDER, üç yıl içinde 3 bine yakın fakir öğrenciye ulaşmış. Bölgenin eğitim kadar, ilgiye, sevgiye ve desteğe de ihtiyacı olduğunu vurgulayan Yücesoy, memleketlerine sahip çıktıklarını söylüyor: “İş adamları burada biraz palazlanınca hemen batıya göç ediyor. Bu, işin kolay tarafı. Bizim faaliyetimizi eleştirenler de oluyor. Masa başından eleştiri üretmek yerine projesi olan varsa gelsin, bölge insanının elinden tutsun. Biz kendimize düşeni yapmaya çalışıyor, doğduğumuz ve yetiştiğimiz topraklara borcumuzu ödüyoruz.”

MOSDER’in önemli özelliklerinden biri de, sadece fakir çocukların değil ailelerin de gözetilmesi. Özellikle kurban bayramlarında gönderilen bağışlar bu aileler arasında paylaştırılıyor. İhtiyacı olan çocukların kırtasiye, giyim kuşam gibi eksiklerini tamamlamak da hayırsever iş adamlarına düşüyor. Aslında başlangıçta işin bu boyuta gideceği hesap edilmemiş olmasına rağmen, ihtiyacın büyüklüğü çalışmanın çerçevesini genişletmiş.

Mardin Mazıdağı, MOSDER’in en başarılı çalışmayı gerçekleştirdiği ilçeler arasında yer alıyor. İşin en ilginç boyutu, buradaki kurslara devam eden öğrenciler arasında kızların ağırlıkta olması. Cahillik, tutuculuk ve fakirlik dışında, bölge halkının bugüne kadar kız çocuklarını okutmamasının en önemli gerekçelerinden biri de, güvensizlik. Okuyan kız çocuklarının yoldan çıkabileceği korkusu var. İnsanlar bunu açık yüreklilikle dillendiriyor.

GÜVEN DUYULURSA KIZLAR OKUTULUYOR

Dernekte kız sayısının fazlalığı, çocukları ilköğretimden sonra da tahsile devam ettirme noktasındaki kararlığın göstergesi. Çünkü MOSDER gönüllüleri Mazıdağı’ndaki ailelere ciddi güven vermiş. Okuma salonu müdürü Metin İşlen, velilerin sürekli, “Burası olmasa kız çocuğumu okutmayacaktım” dediklerini aktarıyor. İşlen, aslen Urfa Viranşehirli. Bu bölgenin insanı. Mazıdağı gibi, geçen yıl sadece bir öğrencinin (o da okuma salonu öğrencisi) fen lisesini kazanabildiği bir ilçeye ışık olabilmek için canla başla çalışıyor. Kendi dışındaki bütün öğretmenler gönüllü. Eğitimciler özel hayatlarından fedakarlık edip, zamanlarını buradaki öğrenciler için harcıyor.

Çabaların meyveleri de toplanmaya başlamış şimdiden. Fen lisesinin yanı sıra 18 öğrencileri Anadolu, 5’i de Anadolu Öğretmen Lisesi’ni kazanmış, henüz ilk yıllarında.

BU KURUMLAR ÇOĞALSIN, KIZLARIMIZ OKUSUN

Mazıdağı’nın en büyük köyü Şenyuva’nın muhtarı Mustafa Şan da, öğrenci velisi. “Çocuklar da çok memnun, biz de çok memnunuz ve bu kurumların sayısının artmasını istiyoruz” diyor.

Okuma salonlarının çocukları okumaya teşvik ettiğini aktarıyor muhtar ve ekliyor: “Eskiden kızları hiç okutmazdık; ama artık daha fazla istek var insanlarda. Buraya kızlarımızı göndermekten çekinmiyoruz.” Muhtar Mustafa Şan’ın tam 11 çocuğu var. İmkânı olduğu sürece hepsini okutmak istiyor. Aslında Mazıdağ’da ailelerin eğitime ilgisi büyük. Herkes çocuğunu okutmak istiyor. Okumak onların çocukları için tek kurtuluş yolu. Ancak nüfusun yüzde 80’inin eğitime ayıracak parası yok. Hatta tarlasını atıp çocuğunu okutanların bile olduğunu öğreniyoruz. Aslında bütün mesele bu insanların elinden tutabilmek, MOSDER’in bütün hedefi ve çabası da bu zaten

Mazıdağ’daki okuma salonuyla alakalı en ilginç hatıra ise velilerden Cebrail Yasan’a ait. Ele avuca sığmayan, komşuların yaka silktiği, “ilçenin en yaramaz çocuğu” onun oğludur. Daha doğrusu okuma salonuyla tanışıncaya kadar öyleymiş. Cebrail Bey oğlunu, “bir de bunların başına dert olsun” diye okuma salonuna yazdırdığını anlatıyor, şakayla karışık. Öğretmenlere en fazla bir hafta dayanabilme süresi biçtiğini de ekliyor. Buraya kadar her şey normal; herkesi şaşkına çeviren ise bundan sonrası. Aradan aylar geçer ve Alaattin bambaşka bir insan olup çıkar. Adeta o çılgın çocuk gider, ailesine, komşularına saygılı, herkesin gıpta ile bakıp çocuklarına örnek gösterdiği bir insan gelir yerine.

Alaattin artık başarılı bir lise öğrencisi ve eğitimine Zonguldak’ta devam ediyor. Babası ise gerideki 4 çocuğunu da kursa vermeye kararlı. Başlangıçta, ‘asla kızlarımı göndermem’ diyen eşinin, gelecek yıl için şimdiden rezervasyon yaptırmak istediğini söylüyor.

HATAY’DA ÖRNEK DAYANIŞMA

Alaattin’in hikâyesi ne kadar ilginçse Kübra’nınki de o kadar dramatik. Cumhuriyet İlköğretim Okulu öğrencisi Kübra, 7. sınıfta ve hafta sonları okuma salonuna devam ediyor. Dedesini kan davasında kaybetmiş, babası ise yaşadığı psikolojik baskıdan rahatsızlanmış, çalışamıyor. Mazıdağı’nda tek göz odada 4 kardeşiyle hayat mücadelesi veriyor. Okumak, elinde kalan tek umudu. Onların geçimine yardımcı olan amcası Abdurrahman Akpolat, “Yıllarca kan davaları bizi perişan etti. Onlar azaldı derken siyasi sorunlar ve terör

BİR SAHİPSİZLİK, BİR VEFA

Güneydoğu’nun özellikle göçle oluşan varoş semtlerinde durum o kadar vahim ki, anlatılanların bazen çok dramatik bir filmden kesitler olduğu hissine bile kapılabiliyorsunuz. 8-12 çocuklu aileler, iki göz odada süren bir hayat ve işsizlik... Hal böyle olunca ailelerin çocuklarına bakışı da, ‘üzerine titreme’ olmuyor genelde. Gaziantepli iş adamı Cahit Erbalcı’nın bir komiserden naklettikleri, meselenin vahametini anlatmaya yetiyor: “Gece yarısı sokakta kalmış bir çocuğu aldık, karakola getirdik. Ailesini aradık, çocuk burada diye. Önce şaşırdılar, çünkü farkında değillerdi çocuğun evde olmadığının. Sonra gelip alın dedik, cevap ilginçti; yatsın orada, sabah gelir kendisi.”

Okuma salonlarının hedef kitle seçtiği bazı bölgelerdeki aile-çocuk ilişkisini anlatmak için bu örnek fazlasıyla yeterli aslında. 12 çocuktan biri kaybolunca fark edilmiyor bile. Hatta birçoğu, çocukların ismini karıştırıyor. Böyle bir aileden çıkmış bir çocuğu ismiyle çağırmanız, ona birazcık değer vermeniz bile fazlasıyla karşılık buluyor minik beyinlerde. Yardımsever iş adamları ve eğitimciler, bu çocukların ailelerine de maddi-manevi destek olmaya, rehberlik hizmeti vermeye çalışıyor.

DİYARBAKIR VAROŞLARININ GÖNÜLLÜLERİ

Diyarbakır’da eğitim üzerine kiminle konuşsanız, aynı noktaya dikkat çekiyor. Ailelerdeki çocuk sayısının fazlalığı ve fakirlik. Çok çocuklu aile bir de fakir olunca, çocuklar ciddi bir ilgi ve sevgi açlığı ile büyüyor. Sevgisiz büyüyen her çocuk bir de cahil kalmışsa, potansiyel suçlu adayına dönüşüyor. Okumak isteyen, çalışkan ve başarılı öğrenciler de, zaten dersaneye gidemedikleri gibi bir de 10 çocuğun yaşadığı bir mekânda ders çalışmak zorunda kalıyor. Tabii ne kadar çalışabilirse… Fizikî şartlar, okumak isteyenin önünü kesiyor. Okuma salonlarının en önemli katkılarından biri, çocuklara her şeyden önce sağlıklı bir ders çalışma ortamı hazırlaması. Belirli bir müfredat dâhilinde onları sınava hazırlamak kadar önemli bir ayrıntı aslında bu. En az bunlar kadar önemli bir diğer konu da, aile ve çevreden görmedikleri ilgiyi burada gören çocukların, okuma salonlarında iyi vakit geçirmesi. Yapılan iş gönüllülük esasına dayalı olunca haliyle ilgi ve sevgi de onunla doğru orantılı oluyor. Bu da çocuklardaki ilgi ve sevgi açlığının bir nebze olsun giderilmesi adına küçük; ama etkili bir adım.

KURS ÖĞRETMENLERİ ÇOK SEVİLİYOR

Okuma salonları mahallelerin içinde olunca aileler güvenle gönderiyor çocuklarını. Mardin Dargeçitli Musluh Akıncı’nın iki oğlu da okuma salonunun müdavimi. Hatta yaş grupları uymasa da 7 ve 2 yaşındaki diğer iki çocuğunun da sürekli okuma salonuna gelmek istediklerini söylüyor: “Hepsi buraya gelmek istiyor, öğretmenleri çok seviyorlar. Bu da normal; çünkü öğretmenler çocuklarla bizden daha fazla ilgileniyor.” Diğer veli Kazım Yarbağ ise çocukların buraya devam etmeye başladıktan sonra kitap okumayı sevdiğini aktararak, “Merkezde kütüphane var. Çocuk, ilgisine göre kitaplara rahatlıkla ulaşıyor. Okuyan bir nesil yetişmesine önemli katkı sağlıyorlar. Okullardaki öğretmenleri de bu gelişmeden çok memnun.” diyor. Velilerden ayrılırken, yıllarca terörün acısını yaşamış Abdullah Kino atılıyor: “Bunu mutlaka yazın, eğitim yatırımları arttıkça bu bölgede terör azalıyor. Burada yaşayan bir insan olarak bunu yakînen gözlemliyorum.”

VAN'IN EĞİTİM AÇIĞINI KAPATIYOR

Sivil toplum kuruluşlarının eğitime katkıları açısından son yıllarda en şanslı illerden biri de, Van. İlde bir grup iş adamı ve gönüllü eğitimcinin öncülüğünde, 2004'de kurulan Öğretmenler Derneği, açtığı okuma salonlarının meyvelerini bir yıl sonra toplamaya başlamış. Yoksulluk sebebiyle dersanelere ve hazırlık kurslarına gidemeyen 320 öğrenciye kapılarını açan dernek, 223 öğrencinin Fen, Anadolu ve Anadolu Öğretmen liselerine yerleşmesine vesile olmuş. Geçen yıl ise 520 öğrencinin 2'si Fen, 20'si Anadolu Öğretmen, 130'u Anadolu Lisesi ve 121'i de Anadolu Meslek liselerini kazanmayı başarmış. Dernek öğrencilerinin elde ettiği başarı büyük yankı uyandırınca bu yıl okuma salonlarına devam eden öğrenci sayısı 2 bini geçmiş. Van Milli Eğitim Müdürü Yahya Yıldız, sivil toplum kuruluşlarının eğitime katkısına büyük önem verdiklerini belirterek, "Van Öğretmenler Derneği, açtığı OKS kursları ve okuma salonları ile ilçelerde, köylerde ve kenar mahallelerde dershaneye gidemeyen öğrencilere destek oluyor. Dernek bünyesinde görev yapan öğretmenler büyük bir özveri ile çalışıyor. Pek çok öğrenci bu dernek sayesinde sınavlara hazırlanarak Fen, Anadolu Lisesi ve Anadolu öğretmen lisesini kazandı. Van Öğretmenler Derneği ilimizde çok önemli bir açığı dolduruyor. Yaptıkları faaliyetleri takdirle karşılıyoruz. " diyor.

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious