Anadolu'nun Gülleri…
01.01.2011 / 00:00
Dünya kıtası hamasetindeki gül kokulu Anadolu'nun yollarındayım… Uzun yurtdışı koşuşturmacalarından, programlardan yorulmuştum. Yüreğim kimsesiz koylarda dinlenmek istedi.
Türkiye'nin hatta dünyanın kavgaları bazen içime döndürüyor beni. İşte öyle bir duygunun elinde çıktım yollara. Geçtim Bor'u vardım Niğde'ye…
Niğde… Anadolu'nun bir iç kalesi. Sevginin en güzel tarifi var Niğde kalesinde. Niğde Beyinin sevdiği, Niğde kalesi inşa edilirken ölmüş ve bu şiir yürekli Bey sevdiceğinin resmini kalenin kapısına nakşettirmiş. Bu resim ancak güneş doğarken görünüyor. Tam güneş tulu ederken gittik Niğde kalesine. Mahcup bir Anadolu kızının resmi hüzünle size bakıyordu taş duvarlardan…
Niğde'den annemi Kayseri'de ki ablasına götürdüm. İkisi de felçli kanatları kırık… Birbirine bakarak ağlaşmaları, dünyanın faniliğini ve birbirimizi hiç üzmememiz gerektiğini bir kez daha hatırlattı bana.
Ürgüp ve Göreme'ye geçtim oradan. Yüreğim İç Anadolu'nun kültür mirası ile coştu bir kez daha. Ancak milattan önce kalmış Peri Bacaları'nın üzerine turist avlamak için "Türk Evi" diye yazılmış olduğunu görünce ağlayayım mı güleyim mi bilemedim.
Ah bu yollar… Uzun, ince, dua gibi süzülen, gül gibi kokan yollar… Beni Yozgat'a götürdü. Yozgat'ta dostların testi kebabı ikramı tarihten yeni bir sayfa açtırsa da içimde duramadım, Çorum'a doğru yol aldım. Sanayileşmek için gayret sarf eden Çorum'da bir çay molası ile iç Karadeniz'e girdiğimi anladım.
Hedefim Amasya… 19 yıl önce lisesinden mezun olduğum, içinden ırmaklar akan, bahçesinde güller açan, Şirin'e keder Ferhat'a mezar, şehzadelere Atabey şehir Amasya…
Amasya'ya yaklaştıkça kalbimin ritmi arttı. Beyazıt Camii'nin avlusunda bu caminin yaşına denk asırlık çınarın kıyıcığına çöktüm, kala kaldım.
19 yıl önce bu şehirden uğurlamışlardı beni Rusya'ya. İçimin sırlarını bilmeden… Kimseye Amasya'ya geri döneceğim dahi diyemeden… Her sabah namazında gelip güllerini kokladığım Amasya'dayım yeniden 19 yıl sonra. Hatıralar hatıralar… İçimde deli tay koşması durmuyor, koşuyor koşuyor.
Pirler Camii'ne gittim. Türbelerine oturdum ve bıraktım kendimi hissin seline, duyguların yeline. 35 yaşında yeniden ilk gençlikte 17 yaşındayım sanki. Yüreğim bir küheylanın köpükleyip ağzını topuklaması ile depreşirken "hey gidi günler hey" dedim. Bir kez daha hey gidi günler…
Vakit gecenin yarısına yaklaşmıştı. İç çırpınışlarım beni Tokat ile Sivas'ın yüksek bir dağına kadar sürükledi.
Ve şimdi… Zaman sabaha doğru ıtri bir beste ile akarken, gökyüzünü ve yeryüzünü aynı anda görüyorum. Gökyüzünde yıldızlar tak yapmış, leyli anı doldurmuşlar. Bir yıldız huzmesi de Samanyolu'na kemer atmış, derin bir tefekkürle ile zikirdeler. Ay, Amasya tarafındaki dağlardan başını çıkardı. Dağların koyu yeşilliklerini kızıl bir Gülşen ile boyadı. Çırpınan, kanayan yüreğime ne de güzel bir derman. Sanki zaman durdu… Şehirlerin ışıkları ve gökyüzündeki yıldızlar yere indi ay işvedisi ile kanaviçe oldu. Bir gül oldular şimdi gök ile yer arasında. Kızıllarla batmış bir gülün kokusunu duyuyorum. Gece ruhumu bedenimden sıyırdı, tenim yanıp kül oldu, ruhum eriyip gül oldu…
Bu hal ve hayal âlemi ile ne kadar hem dem oldum bilmiyorum. Kendime geldiğimde gün doğmuştu. Aşağı doğru indim. Sivas'ın sıcak çermiğinin önündeyim. Sivas Belediye Başkanımız rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Ağabeyimizi emaneti Doğan Ürgüp Bey de orada.
Sivas'ı gezdik. Sivas yeni bir şehir olmuş. Sivas… Sivas oldu olalı böyle bir hizmet görmemiştir. Teşekkürler Sayın Başkan Doğan Ağabey.
Yüreğim hey gidi günlerin çarpıntısı ile 8. Türkçe Olimpiyatları'nın CD'sini dinliyorum ve yol alıyorum. Sevgilinin elinde kâğıt kalem olmak isteyen Kerküklü öğrencimizi, ölümü gül açmak olarak gören Afganlı kızımızı, bülbülün ağıdına 'artık dur, güller yeniden açıyor' diyen Türkmen kardeşimizi dinliyorum.
Hey gidi günlerin buruk hüznünü duysam da içimde artık biliyoruz, bütün dünya biliyor yeryüzünde yeni bir gül çağı doğmakta. Bu gül binlerce çoğalmakta. Gökyüzü yeryüzü bu güllerin kokusu ile dolmakta.


































