Anayasa yapmak!

Anayasa yapmak!.19954
  • Giriş : 24.11.2007 / 11:18:00

"Yeni sivil anayasa" metni, sorunlarımızın çözümü için bir fırsattır.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ali Bulaç yazdı...

"Yeni sivil anayasa" metnini, toplumsal, politik ve yakın tarihe ilişkin sorunlarımızın müzakereci siyaset çerçevesinde gündeme getirilmesi, özgürce tartışılması ve bu sayede aydınlatıcı bir gelecek perspektifinin elde edilmesi yolunda bir fırsat olarak görüyorum.

Anayasa metninden hareketle eleştiri konusu yapacağım hususların hiçbiri ne AK Parti'yle ilgilidir ne de metni hazırlayan akademisyenlerle. Bizzat metnin kendisi, 70 milyonluk bir ahalinin hayatını teşkilatlandıracak formasyona sahip olması hasebiyle tartışmaya açıktır. Bu metne göre yaşaması istenecek herkesin fikir beyan etmesi hem en tabii hakkıdır hem görevidir.

İlk soru şu: İnsan hangi bilgi birikimine sahip olursa olsun, bütün yan etkilerden bağımsız "kusursuz ve adil yasa" yapabilir mi? Buradaki "yasa"yı, bir referans çerçevesine veya ana yasaya bağlı kalarak yasa yapmak olarak anlamamak lazım. Elbette bağımsız ve sivil müçtehitler yasa mesabesinde içtihatlar yapabilir ve halkın özgür iradesiyle seçilip oluşturulmuş yasama meclisleri yasa çıkarır. Sorunumuz temel bir metne bağlı kalarak yapılan yasa değil, bizzat referans çerçevesi hükmündeki yasa, yani temel veya ana yasa hükmündeki yasadır. Değerli hukukçularımızdan Sami Selçuk "yasa"yla ilgili şunları der: "Yasa, yasa koyucudan akıllıdır." Ona göre, yargıçın yasayla ilişkisi dünyanın en zor işidir. Bir kere yargıç her şeyden evvel kendine, diğer yargıçlara, siyasi otoritelere, güç odaklarına, baskı ve çıkar gruplarına ve kamuoyuna karşı 'bağımsız' olmak durumundadır. Sami Selçuk, bunun zor olmakla beraber 'mümkün', hatta 'gerekli' olduğunu söylüyorsa da, hakikatte bunun tamamen "ideal bir seviye" olduğunu söylemek lazım. Bunun yanında, ideal olanı başarsanız bile, hemen sizi hızla işleyen zaman aşımı takip eder. Çünkü beşeri karakterdeki her yasa, yapıldığı andan itibaren başlamak üzere eskimeye başlar, mürur-u zamana uğrar. Bu eskime süreci hayatın iç dokusundaki görünmez tempo eşliğinde anbean gerçekleşir. Öyle anlaşılıyor ki, hiçbir yasa yapıcı, zaman değirmeninde hızla dönen taşı durdurabilme gücüne sahip olmadığından, değil ebedi ve tam adil yasa yapmak, tul-u emelle malul uzun vadeli yasa yapma iddiasında da bulunamaz.

Sıradan yasalar (kanunlar)la ilgili durum bu merkezde iken, toplumsal hayatın bütününü örgütleme, temel hak ve özgürlükleri, görev ve sorumlulukları tayin etme iddiasında olan ana yasalar için durum daha da vahimdir. Başka bir ifadeyle, Pisagor'dan Konfüçyüs'e ve Hz. Peygamber (sas)'e kadar tekrarlanan "Kendini bil!" prensibine göre, hiç kimse -yasa yapma cesaretini kendinde görse bile- yaptığı yasanın tam adil olduğunu düşünmemeli. Bu durumda doğru olan, temel yasanın yapımından doğan ağır sorumluluğun bunun muhatabı olan toplumun bizzat kendisi tarafından yapılmasıdır. Kişilerin, zümrelerin, akademisyen hukukçuların veya meclislerin, temel yasalar yapmaya kalkışması dolayısıyla, hem sorumluluk altına girerler -ki manevi bakış açısından bu çok ağırdır- hem de aslında "ahlakî mutabakatı ihlal" etmiş olurlar. Değerlerin kaynağı referans çerçeveleri hariç, yasalar veya anayasalar gökten inen metinler olmadığına göre, toplum kendi sorumluluğunu kendisi üstlenmeli, olumlu ve olumsuz kurallar bütününü müzakereci siyaset yolunu takip ederek mutabakat usulü tespit ve tayin etmelidir. Bu, aslında özünde sahici bir demokrasiyi ifade eder.

Bu açıdan bakıldığında anayasada üç önemli unsur öne çıkar: a) Hazırlanma süreci ya da yapma yöntemi; b) Anayasanın ruhu ve aklı demek olan paradigması; c) İçeriği, yani maddeleri. Benim kanaatime göre anayasanın paradigmasından ve maddelerinden daha önemli olan "hazırlanma süreci"dir. Paradigma ve maddeler doğru usul bakımından, anayasa hükümlerine göre yaşayacak olan toplum tarafından belirlenir. Çünkü anayasa bir "toplum sözleşmesi"dir. Demek ki ilk müzakere, maddeler üzerinde değil, prensipler üzerinde olmalı. Bu, "adil yasa" yapma zorluğunu çağrıştıran bir "ideal", hatta bir 'ütopya' gibi görünse de hakikatte geliştirilecek pratikler bakımından reeldir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious