Arıya ağıt, bala zam!

  • Giriş : 11.04.2007 / 00:00:00

Türkiye’yi de saran ‘esrarengiz’ arı ölümleri, genelde küresel ısınmaya, yani ‘yalancı bahara’ bağlanıyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Asıl sebeplerden biri, hastalık kıskacındaki arıların dirençsiz olması.

İlk felaket haberi kasım ayında ABD’den gelir. Wisconsin’de yaşayan arıcı Dave Hackenberg kontrol için açtığı kovanların yüzde 60’ını boş bulunca kısa süreli bir şok geçirir. Amerikalı arıcı durumu hemen Montana Üniversitesi’ne bildirir. İncelemelerde korkunç bir gerçekle karşılaşılır. Problemin sadece 40 yıllık arıcı Hackenberg’in kovanlarında değil, 21 eyalete görüldüğü anlaşılır. Amerika Arıcılar Birliği Başkanı Daniel Weaver, “Kovan Sönmesi Sendromu” olarak tanımladığı bu hadisenin giderek bütün Amerika’ya yayıldığı haberini verir.

TÜRKİYE’DE ÖLÜMLER DURMUYOR

Amerikalı arıcalar kendi dertleriyle uğraşırken kısa süre sonra dalga dalga Avrupa’yı da sardı bu ölümler. İngiltere, Yunanistan, Hırvatistan, Portekiz, İsviçre, Avusturya’daki arı ölümleri bütün Avrupa’yı korkutmaya başladı. Hırvatistan’da 48 saat içinde 5 milyon arının ölmesi, meselenin vahametini gösteriyordu.

Amerika ve Avrupa’yı saran arı ölümleriyle Türkiye şubat ayında tanıştı. Hatay’ın Dörtyol İlçesi’nde arıcılık yapan 30 yıllık arıcı Selahattin Saraç, bir ay içinde 300 kovanının tamamen boşaldığına tanık olur. Kısa bir araştırmadan sonra, Saraç’ın kovanlarında fark edilmeye başlanan arı ölümlerinin bütün Hatay’a yayıldığı ortaya çıkar. 2 ay içinde 400 arıcı mağdur duruma düşerken 40 bin kovanın 28 bini tamamen ‘sönmüş’tü. Boşalan kovanların yarısı Dörtyol’daydı. Sebebi henüz tam olarak anlaşılamayan arı ölümleri Türkiye’nin birçok bölgesine yayılarak ülkedeki arıcıları tehdit etmeye başladı. Ölümler hâlâ devam ediyor.

ARICI, KÜRESEL ISINMAYA İNANMIYOR

Arı ölümlerinin ‘başkenti’ Hatay’da görüştüğümüz arıcıların çizdiği tablo hiç de iç açıcı değil. Ölümlerin hızla diğer illere de sirayet etmesinden korkulurken, arılarını kaybedenler yeniden bal üretimi yapmak için başka ilere göç etmeye başlamışlar. Ölümler devam etmesine rağmen henüz ciddi bir müdahale yapılmamış olması üreticileri korkutuyor.

Hatay, Türkiye arıcılık sektöründe önemli bir konumda. Bal üretiminden ziyade ikliminden dolayı özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki arıcılar kışlık mekan olarak kullanıyor burayı. Ekimden marta kadar Hatay’da kalan arıcılar baharda kendi şehirlerine dönüyorlar. Kimi Hataylı arıcılar da daha iyi bal elde etmek için Doğu’nun yüksek dağlarına kovanlarını taşıyor. Merkezi Dörtyol’da bulunan Hatay İli Arı Yetiştiricileri Birliği’ne (Hay-Bir) bağlı 400 arıcı bulunuyor. Birliğe kayıtlı olmayan yüzlerce arıcı da var burada. Hay-Bir üyesi 40 bin kovandan yılda ortalama 800 ton bal üretiliyor. Birliğin tespitlerine göre arı ölümlerinden dolayı şimdiden 560 ton bal kaybı var. Polenlerle birlikte zararın miktarı daha da artıyor. Yani böyle giderse balı her geçen gün daha pahalı yiyeceğiz.

ANTİBİYOTİK İZNİ İSTİYORLAR

Peki Hatay’da yaşanan ani arı ölümleri neden kaynaklanıyor? Aslında bu sorunun cevabı tam manasıyla ne uzmanlarda ne de arıcılarda var. Uzmanlar kentteki toplu ölümleri daha çok ‘küresel ısınma’ya hamlederken, arıcılar bu gerekçenin kendilerini tatmin etmediğini ve bir an önce kesin teşhisle birlikte tedbir alınmasını istiyor. Hatay bölgesindeki bal arılarını inceleyen Hacettepe Üniversitesi Mikrobiyoloji-Parazitoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevin Keskin, Türkiye’de ciddi oranda arı kayıplarının yaşandığına dikkat çekiyor: “Hatay’daki arılarda birçok hastalık var. Ölümler bunun sonucunda oluşuyor. Birden fazla hastalık arı kolonilerini çökertiyor. Şubatta küresel ısınma sonucu görülen yalancı bahar, direnci düşük kovanlarda ölümlere yol açtı.” Mustafa Kemal Üniversitesi’nden Doç. Dr. Nuray Şahinler de yine küresel ısınmaya bağlı olarak ölümlerin arttığını ve arılarda Nosema saptadıklarını söylüyor.

Hatay’daki arıların ölümlerine yol açan çok sayıda hastalık tespit edilmiş durumda. Ancak arıcılar bu hastalıkların daha önce de var olduğunu ve toplu ölümlerin bu şekilde yaşanmadığını dile getiriyorlar. Amerikan Yavru Çürüğü, Avrupa Yavru Çürüğü, Nosema, Trake Akarı, Varroa gibi hastalıklar Hatay’daki kovanlarda görülüyor. Hataylı arıcılar ölümlerin Trake Akarı ve Nosema’dan kaynaklanmış olabileceğini de düşünüyor. Trake Akarı, solunum yolunu tıkadığı için nefes darlığı çeken arı, kovanı terk ediyor ve başka bir yere gidip ölüyor. Hatay’daki arıların ortadan kaybolup bir daha geri gelmemesi bu hastalık ihtimalini güçlendiriyor.

Hay-Bir Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ekici’ye göre Türkiye’deki her arı kovanında hastalık var: “Verroa her kovanda bulunur. Diğer hastalıklar da var. Bunun önüne geçmek mümkün değil. Ancak aza indirgemek mümkündür.” Türkiye’de Amerikan Yavru Çürüğü veya öteki hastalıklar için antibiyotik bulunmadığına da dikkat çeken Ekici, mevcut antibiyotiklerin yurtdışından kaçak olarak getirildiğinin altını çiziyor: “İnsan sağlığına zararlı olduğu için antibiyotiklerin Türkiye’ye girişine izin verilmiyor. Ancak bütün dünyada kullanılıyor. Sorun, antibiyotikleri kullanma dozunda. Yılda bir iki defa Tarım Bakanlığı’nın belirleyeceği dozda kullanılarak, ölüm oranları çok düşük seviye çekilebilir. Bakanlık bunu getirsin ve bize kullanımını öğretsin. Normalde arıcı, diğer hayvanlar için kullanılan antibiyotikleri kullanıyor. Bu da tedaviden çok zarar veriyor.”

İKLİME GÖRE ANA ARI ÜRETİLMELİ

Arı ölümlerini Türkiye’nin gündemine taşıyan isim Mehmet Ekici. Ölümleri ilgili makamlara haber verdiği için bir kısım arıcılar tarafından eleştiriyor. Arıcılar arasında başlayan polemikler aslında bir handikabı da ortaya çıkarıyor. Ekici, durumu şöyle izah ediyor: “Mesela Amerikan Yavru Çürüğü, ihbarı zorunlu bir hastalık. İhbarı yapan arıcının bütün arıları, bulaşma ihtimaline binaen yakılıyor. Bunun karşılığında da herhangi bir yardım veya destek verilmiyor. Oysa bütün kovanları yakmak gerekmez. Bu yüzden vatandaş ‘kovanlarımda hastalık var’ demek istemiyor. Biz örtüyü kaldırdık. Bu yüzden eleştirildik; ama şimdi durum değişti. Herkes hastalıkları gizlemenin işe yaramayacağını anladı. Ancak yetkililer hâlâ aynı mantıkla olaya bakmaya devam ediyorlar.”

Ekici, arı ölümlerinin son yıllarda arttığını; ancak bu yıl oranın çok fazla olduğunu dile getirirken bunu biraz da tartışma oluşturacak bir sebebe dayandırıyor. Ona göre, ölümlerin yüksek düzeyde olmasında en büyük faktör iklime göre sağlıklı ana arı üretiminin yapılmaması. Ana arı üreticilerinin ana arıları yeterince çiftleştirmediğini söyleyen Ekici şöyle konuşuyor: “Bu olmayınca da sağlam arı olmuyor ve hemen hastalık kapıp ölüyor. İklimlere göre arı üretimi olması gerekir. Hatay’ın iklimine göre veya başka yerinkine göre ana araların geliştirilmesi lazım. Ana arı üreticileri, son yıllarda üretimi hızlandırıyorlar; ama kaliteli arı çıkmıyor. İklime göre arı çok önemli. Aykut Kence hocamız ‘Hatay Sarısı’ diye bir ara türünü ortaya çıkardı. Çöl arısının özelliklerini taşıyor; ama Hatay’ın iklimine uygun ve kendisine göre özellikleri olan bir arı türü bu. Bu tür bölgemizde çoğaltılabilir.” diyor.

ÖLÜM SİNYALİ, İKİ YIL ÖNCE GELDİ

Hatay’da arı ölümlerinin yaşanacağı aslında iki yıl önceden sinyallerini vermiş. TEMA Vakfı’nın 2005 yılında hazırladığı ve bütün tarım müdürlüklerine gönderdiği broşürde Hatay’daki arılarda yüzde 52 oranında Amerikan Yavru Çürüğü olduğu bilgisi yer almış. Bu oran bile diğer illerdeki hastalık oranlarını ikiye katlıyor. Mehmet Ekici, yetkililerin bunu ihbar olarak kabul etmediklerini ve kendilerini uyarmadıklarını dile getiriyor. Ancak resmî kurumların yapmadığını Hay-Bir kendi imkânlarıyla yapmaya çalışmış. Birlik Hacettepe Üniversitesi ile ortaklaşa Hatay ilinin arı hastalıkları haritasını çıkarmaya başlamış. Projenin ilk aşaması tamamlanmış durumda.

Hatay ve civarında arı ölümleri başlayınca arıcılar durumu valiliğe ve tarım müdürlüğüne bildirmişler. Hatay Valisi Ahmet Kayhan, bu konudaki çalışmaların sürdüğünü belirtiyor. Ancak arıcılar şimdiden geçim derdine düşmüş. 1980’den beri arıcılık yapan Ahmet Zeki Deniz, 500 kovanından 250’sini kaybetmiş: “Hastalıklar her zaman vardı. Bu işin içinde başka bir şey var. Geçim dengem altüst oldu. Ben yine de halime şükrediyorum. Arılarının tamamını kaybeden arkadaşlarım var.”

Deniz’in sözünü ettiği üreticilerden biri Nuh Peköz. 120 kovanın tamamını kaybetmiş Peköz. Arkadaşlarından aldığı borç paraya banka kredisi ekleyerek yüksek fiyata 45 kovan arı alan Peköz, şimdi bu borçları nasıl ödeyeceğini düşünüyor: “Tek isteğim 45 kovanımın hastalık geçirmemesi. Yapacak hiçbir işim yok. Bu sene nasıl geçineceğim, onu düşünüyorum.”

Yusuf Çetin de 150 kovan arısını kaybetmiş. O da çok dertli: “Devlet, Doğu ve Güneydoğu’da arı dağıtıyor. Bize de arı dağıtsınlar veya ucuza satsınlar. Başka çıkış noktamız yok; bize sahip çıksınlar.”

Hatay’da yaşayan arıcılar arılarını kaybedince çareyi başka yerlere giderek arı toplamada bulmuşlar. Tabii elde avuçta ne varsa harcamak şartıyla. Ömer Elçici, yeni arı bulmak için haftalardır Milas- Marmaris hattında arayış içerisinde. Tabii durumu öğrenen arıcılar arıların fiyatını artırıp satışa çıkarmışlar. Yine de arı bulmak sanıldığı kadar kolay olmuyor Hataylılar için. Bu zorluğu en iyi yaşayanlardan biri Ömer Gök. Gök, bütün arılarını kaybedince yüzlerce kovanı ve içlerindeki çıtaları evinin altındaki boşluğa doldurmuş. Ancak her şeye rağmen bildiği ek mesleğini devam ettirmek için bütün riskleri göze alarak arı toplamaya çıkmış. Milas’a giderek arı toplayan Ömer Gök, üç hafta sonunda 170 kovan arı toplayarak Dörtyol’a geri dönmüş. Kovan başına 135 YTL ödeyen Gök şimdi bu arılardan bal üretmenin derdine düşmüş. Tabii bunlarda da hastalık çıkmazsa.

GENİŞ ÖLÇEKLİ ÇÖZÜM ŞART

Her kovanda ortalama 20 ila 80 bin arı bulunuyor. Ancak Hataylıların büyük paralar vererek dışardan satın aldığı kovanlardaki arı sayısı çok düşük. 80 bin arıya sahip bir kovanın normal fiyatı 150 YTL. Ama son aylarda böyle bir kovana rastlamak çok güç.

100 kovan arısını kaybeden Hay-Bir Başkanı emekli astsubay Mehmet Ekici aynı zamanda şiir de yazıyor. Arılar için ‘Arıca’ diye bir şiir yazan Ekici bu gidişle ‘arıya ağıt’ diye bir şiir yazacağını söyleyerek şu uyarıda bulunuyor: “Hatay’daki kovanların hepsi yakılsa bile sorun çözülmüyor. Kullanılan malzemelerden bile hastalık geçer. Kışlık için gelenler hastalık kapmış durumda. Aynı şekilde yerel arıcıların arıları da onlarınkinden hastalık kapmış olabilir. Bu sorunu çözmek için topyekûn bir program şart. Bir an önce bakanlığın devreye girmesi gerekiyor.”

ARI ÇOK, ÜRETİM AZ

40 bine yakın ailenin arıcılıkla geçindiği Türkiye, aslında bu alanda dünya çapında isminden söz ettirecek durumda. Türkiye arı sayısı bakımından Çin’den sonra dünyada 2’nci sırada; ancak bal üretimine gelince bu sıralama 8’inciliğe geriliyor. Bu da Türkiye’nin arılarından yeterince verim alamadığını, arılar ve doğal bitki örtüsü konusunda sorun yaşamayan Türkiye’de arıcılığın bilinçli yapılmadığını gösteriyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 2005 verilerine göre dünyadaki kovan sayısı 62,3 milyon; Türkiye’deki sayı ise 5 milyon. Ancak, dünyadaki toplam bal üretimi 1,3 milyon ton olmasına rağmen, Türkiye’nin rekoltesi sadece 74 bin ton. Balların yüzde 29’u Ege Bölgesi’nde üretilirken, Karadeniz’den yüzde 22, Akdeniz’den 13 oranında bal geliyor. Kalan kısım ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile diğer bölgelerde üretiliyor. Yozgat, Şırnak, Hatay, Kars, Ağrı, Sivas, Erzincan, Ağrı, Rize gibi iller arıcılıkta ön plana çıkıyor. Türkiye’de resmî kayıt altında olan arıcılar dışında hiçbir yerde kaydı olmayan arıcılar da bulunuyor. Gezgin arıcılar kovanlarını kışın Akdeniz’e, yaz aylarında ise Doğu ve Güneydoğu’daki yüksek yaylalara götürüyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious