Artık suyun musluktan akma hakkı yok

  • Giriş : 21.01.2007 / 00:00:00

Su kaynakları yüzünden savaş çıkıp çıkmayacağını görmek için 2030’ları beklemeye gerek yok.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


O savaş çoktan çıktı. Yuvacık Barajı’nın dibi görünüp de kentte su kalmayınca Sapanca Gölü’nü sifonlamaya niyetlenen Kocaeli ile Adapazarı arasında çıktı. Adapazarı diş gösterdi, İstanbul ise kaynaklarını savurmaya alıştığından törenler düzenleyerek Ömerli Barajı’nın suyunu Gebze’ye teslim etti. "Acil eylem planını devreye soktuk" diye de bir güzel övündü Kocaeli. Oysa bunun adı eylem planı filan değil, taşıma suyla değirmen döndürmekti. Bu örnek, kuruyan sulak alanlar bir yana, Türkiye’nin giderek su fakiri olmaya başladığının şu anda yaşanan kanıtı. İşte bu nedenle Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye), hayat kaynağımız kurumasın diye bir yıl sürecek "Suyumuza Sahip Çıkalım" kampanyasını başlattı. Çünkü suyun her damlası çok değerli.

WWF Türkiye Genel Müdürü Dr. Filiz Demirayak’ı dinlerken beni en çok etkileyen cümle şu oldu: Suyun akma hakkı vardır. Hiçbir nehir boşuna akmaz ve her su kendi yerinde akmalıdır.

Kocaeli’nde yaşanan su dramıyla ilgiliydi sözleri. Yuvacık Barajı’ndan şehre su verilirken yüzde 47 oranında kayıp meydana geldiğini, susuz kalınınca da uzak kaynaklarda çözüm arandığını söylüyordu. İstanbul’a da Istrancalar’dan su getirilsin diyorlardı. Nasıl olsa o sular öyle boşu boşuna akıyor diye. Oysa her suyun kendi doğasında akma hakkı vardı. O çevrede yaşayanların da o suyu kullanma hakkı. Ancak doğru yönetmek ve musluktan hesapsızca akıtmamak kaydıyla.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın geçen hafta başlattığı "Suyumuza Sahip Çıkalım" kampanyası, suyun doğru kullanımı konusunda sıradan vatandaşından tarım ve sanayi kesimine kadar geniş bir yelpazede farkındalık yaratmayı ve yasal düzenlemeler aracılığıyla su kaynaklarının doğru yönetilmesini hedefliyor.

Çünkü suyun yanlış yönetimi, yeraltı sularının yağmalanması ve global ısınmanın da katkısıyla hayat kaynağımızı kaybediyoruz. Son 20 yılda kişi başına düşen su miktarı 4 bin metreküpten 1430 metreküpe inmiş durumda. Gelecek on yılda nüfus artışına paralel olarak bu rakam 1100 metreküpe düşecek. Son 40 yılda su kaynaklarımızın yüzde 50’sini kaybetmiş bulunuyoruz.

Sulak alanları iyi yönetemediğimiz için üç Van Gölü büyüklüğünde bir alan ekolojik ve ekonomik işlevini yitirmiş durumda.

Sulak alanları kuruttuğumuz gibi, hálá göllerin kıyılarını doldurmak için uğraşıyoruz. Kaçak yeraltı suyu kullanımı Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri. Başta İstanbul olmak üzere, yerleşimlerin etrafındaki su havzalarını yapılaşma, kirlenme ve su dengesini bozarak tahrip ettik.

SU VAHŞETİ

Demirayak’ın deyişiyle, havalar iyi gittiği için fena halde endişelenmemiz gerekiyor. Dünya Bankası ekonomistlerinden Nicholas Stern’in İngiliz Hükümeti için hazırladığı iklim değişikliği raporu durumun vahametine ışık tutuyor.

Son birkaç yıldır, suyun bir yanda yıkıcı gücü, diğer yanda da kıtlığı yüzünden yaşanan felaketlere tanık olduk. Hint Okyanusu’ndaki korkunç tsunami, ardından Karayipler’deki kasırgalarla gelen sel felaketleri, Avrupa’daki seller ve Mali ile Nijer’den İspanya ve Portekiz’e uzanan kuraklık dalgaları.

Aşırı uçlardaki bu vakalar, dünyadaki su kaynaklarını dramatik şekilde etkileyen bazı değişimler meydana geldiğini gösteriyor. Global ısınma sonucu buharlaşma nedeniyle nehir, göl ve yeraltı suları hızla tükeniyor.

İklim değişikliğinin Akdeniz ve dolayısıyla Türkiye üzerindeki en büyük etkisi ise kuraklık olduğu halde biz, suyu vahşice tüketmeye devam ediyoruz.

Hele tarımda, vahşet dizboyu. Modern teknolojinin giremediği tarımın yüzde 88’inde vahşi sulama yürüyor.

İşte bu nedenle WWF-Türkiye, suyun yüzde 72’sinin kullanıldığı tarım sektöründen başlamış işe. Dünyanın en önemli sekiz havzasından biri olan ve suyu kıtlaşan Konya’da vahşi sulamadan damla sulamaya geçilince yüzde 72’lik tasarruf sağlanmış. Akılcı su kullanımı için de dört yerel projeye hibe desteği veriliyor. Yağışların yüzde 60’a varan oranda azaldığı Konya havzasında 50 bin kuyunun yarısı kaçak. Yani yeraltı suları fena halde yağmalanıyor.

Şehirlerde de su vahşeti hüküm sürüyor. Kentteki kullanımda kaçak ve kayıpların oranı yüzde 40. Bir litre atık su, sekiz litre tatlı suyu kirletiyor.

Aslına bakılırsa dünya genelinde de rakamlar hemen hemen aynı. BM’nin 22 Mart 2006’da Dünya Su Günü nedeniyle yayınladığı rapora göre, aslında dünyada herkese yetecek kadar içme suyu mevcut. Esas mesele suyun yanlış yönetiminde. Hükümetlerin vizyon sahibi olmamasında ki, WWF-Türkiye Su Kaynakları Program Müdürü Buket Bahar Dıvrak’ın da belirttiği üzere Türkiye’nin ulusal bir su vizyonu yok. Su yönetiminden sorumlu 14 farklı kurum var.

SU KAYBI ZİRVEDE

Ve bu kakofonik durum siyasi hesaplarla birleşince, Kocaeli’nde halkı "belediye istifa" diye sokaklara döken durum çıkıyor ortaya. Doğan Haber Ajansı’ndan aldığım bilgilere göre AKP’li belediye işbaşına geldikten sonra Gebze’ye de su vermeye başlıyor. Yani çok geniş bir alan söz konusu. Hatta bahçeleri bile Yuvacık Barajı’nın temiz-içilebilir suyuyla suluyor ve kullanılan suyun yarısını faturalandırmıyor. Bir zamanlar İstanbul’a su satması gündeme gelen Kocaeli’nde su sıkıntısı başlayınca, barajı yaptıran CHP’li belediyeyi suçluyorlar. Şebeke de yenilenmemiş olduğu için su kaybı zirve yapıyor.

Son durum şu: Normalde 52 milyon metreküp su bulunması gereken barajda dört milyon metreküp su bulunuyor. Yağış olmadığı takdirde 15-20 gün sonra Kocaeli’nin damla suyu kalmayacak.

O zaman, Adapazarı’nın tek su kaynağı olan Sapanca Gölü’ne mi göz dikilecek? Sapanca’nın olduğu yerde kalma hakkı elinden mi alınacak? Daha da ötesi Sapanca bataklığa dönüşürse ne olacak?

TÜRKİYE’NİN SU RAKAMLARI

Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarının en az 8 bin-10 bin m3 arasında olması gerekiyor ki, Türkiye bu rakamdan çok uzakta olduğu için su fakiri. Türkiye’yi çevredeki ülkelerle kıyaslamak gerekirse işte kişi başına düşen su miktarları ve kıta ortalamaları:

Suriye:1.200 m3

Lübnan:1.300 m3

Türkiye:1.430 m3

Irak:2.020 m3

Asya:3.000 m3

Batı Avrupa:5.000 m3

Afrika:7.000 m3

G.Amerika: 23.000 m3

Dünya:7.600 m3

Türkiye’deki suyun dağılımı

Tarım: yüzde  72 Evsel kullanım: yüzde  18 Endüstri: yüzde  10

Türkiye’nin tüketilebilir tüm yüzey ve yeraltı suyu potansiyeli miktarı; 98 milyar m3 yerüstü ve 14 milyar m3 yeraltı suyu olmak üzere toplam yıllık 112 milyar m3. 2030 yılında nüfusu 100 milyona ulaşacak olan Türkiye, kişi başına düşen 1100 m3 kullanılabilir su miktarıyla, su sıkıntısı çeken bir ülke durumuna gelecek.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious