Asgari ücretle çalışan Çinliler

Asgari ücretle çalışan Çinliler.19243
  • Giriş : 02.03.2008 / 10:35:00

Tam 17 Çinli 22 aydır, Mardin Organize Sanayi Bölgesi’nde, Nusaybinli işadamı İsmail Kaya’ya ait Faal Hırdavat’ta işçi olarak çalışıyor. Ne yiyip ne yiyemeyecekleri, protokolle tespit edilmiş.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tam 17 Çinli 22 aydır, Mardin Organize Sanayi Bölgesi’nde, Nusaybinli işadamı İsmail Kaya’ya ait Faal Hırdavat’ta işçi olarak çalışıyor. 14’ü karı koca. Kendi yemeklerini yapabilmek için, fabrikaya ait 5 dönüm üzerinde, Çin’den getirttikleri tohumları ekiyorlar. Aşçıları da var. Ne yiyip ne yiyemeyecekleri, fabrikanın Çinli ortaklarıyla Türk ortağı İsmail Kaya arasında imzalanan bir protokolle belirlenmiş.

Kaya protokole şu maddeyi ekletmiş: "Kedi ve köpek hariç, her şeyi yiyebilirler." İsmail Kaya, Çinliler ekim yapabilsin diye 50 kamyon toprak döktürdüklerini söylüyor. İşçiler, sebze yemekten sıkıldığında Nusaybin’deki Beyaz Su ırmağına gidip Mardinlilerin şaşkın bakışları arasında, tenekelerce kurbağa, yengeç ve kaplumbağa toplayarak afiyetle yiyorlar.

Mardin’de düğünlere katılıyor, ellerine kına yaktırıp bayramda şeker dağıtıyorlar. En sevdikleri, meşhur Mardin çekirdeğini çıtlatmak, en sevmedikleri ise Mardin’in sıcakları. Türkçe’yle araları "Nasılsın, iyiyim, bilmiyorum"dan öteye gitmemiş. Türk işçiler yenge edebiyatının sınır tanımadığını, Çinli kadın işçilere Çince "Yenge" anlamına gelen "Tasoni" diye hitap ederek gösteriyor. Mardinliler ise, pazar günleri kendi hallerinde sokaklarda gezen bu ufak tefek insanlara alışmaya çalışıyor.

Faal Hırdavat fabrikasına girdiğinizde globalizmin resmini çok net görüyorsunuz. İçeride Süryanice, Arapça, Türkçe, Kürtçe ve Çince konuşuluyor. Türk işçiler birkaç kelime Çince, Çinli işçiler birkaç kelime Türkçe, Arapça ve Kürtçe öğrenmişler.

Fabrikanın söz sahibi, kalifiye işçileri Çinliler. Çünkü kapı kilidi üretilen fabrikada Çin’den getirilen makineleri kullanmayı da, üretimin püf noktalarını da onlar biliyor. Mesai 8.00’de başlıyor, 17.00’de bitiyor. Bu süre içinde durmaksızın çalışıyorlar ama saat 17.01 olduğunda dünya yerinden oynasa paydos ediyorlar. Fabrikanın idare binasındaki 20 kişilik yatakhanede kalıyorlar. Odaları son derece mütevazı. Ama klimalı.

Yatakların hepsini geri vermişler, somya üzerine tahta koyarak uyumayı tercih ediyorlar. Çoğunun odasında ailelerinin resimleri ve İncil var. Aralarında Hıristiyan olanlar da var, olmayanlar da. Ama her pazar fabrikadaki Türk ve Çinli işçilerin ustabaşı Wang Zongyi’in odasında ayin yapılıyor. Ayinden sonra servis arabalarıyla Mardin’i dolaşmaya çıkıyorlar. En çok kiliseleri beğeniyor ve ziyaret ediyorlar.

Hepsi asgari ücretle çalışıyor, tüm para ceplerine kalıyor. Zira giyim kuşam, sağlık, yemek, telefon ve kalacak yer masraflarını fabrika karşılıyor. Hepsinin oturma ve çalışma izinleri var.

KÜÇÜCÜK BOYUYLA İŞÇİLERİ TİTRETİYOR

Sun Zhenying, işçileri hatta patronları bile tir tir titreten, küçücük boyuyla ters orantılı, dev bir otoriteye sahip bir kadın. Fabrikanın depo sorumlusu. Depoda ondan habersiz kuş uçmuyor. Eskaza, minicik bir vidayı bile depodan çıkarmaya kalksanız ortalığı birbirine katıyor. Çin’deki patronları bu fabrikada çalışmasını istediği için kocasıyla birlikte Mardin’e gelmiş. İki ay sonra Mardin’de ikinci yılını dolduracak. Bu sürede çocuklarını görmediği için artık ülkesine dönmek istiyor. Ama "Patronum kal derse kalırım" demeyi de ihmal etmiyor. "Mardin’de en sevdiğim şey çekirdek yemek" diyor.

Çinlilerin çoğu çalışırken i-Pod’larıyla Çince müzik dinliyor. Mao Linbing, "Çalışırken pek konuşmayız. Zaten Türk işçilerle dil problemi yüzünden iletişim kuramıyoruz. O yüzden bütün gün müzik dinliyorum" diyor. Liu Lichhai, Türkiye’de ya da Çin’de çalışmanın fark etmediğini, bir tek ailesini, Çin yemeklerini ve iklimi özlediğini söylüyor.

En büyük eğlenceleri, Mardin düğünleri: "Burada eğlence çok güzel. Gelin de, damat da, konuklar da eğleniyor. Bizde böyle bir adet yok." Düğünlerde en şaşırdıkları şey, davetlilere yemek ikram edilmesi. Bunun çok cömertçe ve çok güzel bir gelenek olduğunu söylüyorlar. Bunun dışındaki en büyük eğlenceleri, bahar ve yazın Nusaybin’deki Beyaz Su Irmağı’na paçaları sıvayıp girerek kurbağa, kaplumbağa ve yengeç avlamak. Fabrikanın sahibi İsmail Kaya, Çinlilerin ne yediğine karışmıyor ama Çinli ortaklarıyla, kedi ve köpek yenmesinin yasak olduğunu protokole bağlamış.

MARDİN’DE ÇİNCE KONUŞAN TEK KİŞİ

Türk işçi Sait İldem, Çinlilerle nasıl anlaştıklarını sorduğumda, "Türk işçiler gibi katakulliyle işleri yok. İşlerini çok ciddiye alıp çok istekli çalışıyorlar" diye övüyor onları. Bir başka Türk işçi Osman Esat ise, "Bizim gözümüz ne zaman mesai bitecek diye sürekli saatteyken, onlar saate bakmıyor bile. Ama mesai bitti mi de hiçbir güç onlara iş yaptıramıyor" diyor.

Fabrikada Türkler ve Çinliler arasındaki iletişimi kurmak, İsmail Kaya’nın yeğeni Salih Ağırman’a (24) düşüyor. Salih, iki yıldır sürekli notlar alarak Çince çalışmış, epey yol kat etmiş. Ama kendi konuşmasıyla da dalga geçiyor: "Ne Türkçe’yi, ne Kürtçe’yi doğru düzgün konuşabiliyorum. Hatta babam, biz Salih’le anlaşmak için komşuyu çağırıyoruz, diyor. Kim bilir Çincem nasıldır?" Ama Çinliler Salih’in her söylediğini gayet iyi anlıyor. Zaten bize tercümanlık yapma görevi de Salih’e düştü. Salih’in Mardin’de Çince konuşması, Çinlilerden daha çok ilgi çekiyor. Gittiğimiz bir kebapçıda, Salih’in Çince konuştuğunu gören çalışanlar şaşkınlıktan ellerini ağızlarına kapatarak "Bu ne iştir, bu ne biçim Kürttür" diye soruyor. Salih, Çinli kadın işçilere Çince yenge, erkeklere de dayı diye hitap ediyor.

İSMAİL KAYA (Fabrika sahibi)

Çinlilere patronluk tasladım, baktım olmadı, haklarını teslim ettim

1994’te Dubai’den hırdavat satın alıyorduk. Orada fuarda tanıştığım bir Çinli, Dubai’deki hırdavatın çoğunun Çin’den geldiğini söyleyince, "Niye Dubai’den alayım ki, doğrudan Çin’e gideyim" diye düşündüm. Yol yordam bilmeden, elimde bir tek o Çinli’nin bana verdiği kartla Çin’e gittim. Biraz İngilizcemle onlarla anlaştım ve iş yapmaya başladık. Hatta 1994-2002 arasında Ningbo’da ev ve ofis tuttum. Çocuklarımla her yaz dört ay orada kaldık. Çocuklarım hem Çince hem İngilizce öğrendi.

Fakat 2002’de Çin’den gelen mallara Türkiye’deki gümrükte inanılmaz zorluklar çıkartıldı. Ben de niye bunlarla uğraşayım ki, Mardin’de bir fabrika açayım, işi bilen Çinlileri de buraya getireyim diye düşündüm. Çinli ortaklarım Rukang Kong ve Xiaotao Wang’a da "Şimdiye kadar ben geldim, şimdi sıra sizde" dedim.

Mardin’de sanayileşmenin gelişimini sordular. Ben de gelişecek dedim. Gerçi yalancı çıktım. Organize Sanayi Bölgesi’ne hiç yatırım yapılmıyor, devlet bankalarından düşük faizli kredi de alamıyoruz. Çinli ortaklarımın en büyük korkusu Türkiye-Irak arasında savaş çıkması. Mardin’de fabrika kurduğumda herkes bana deli gözüyle bakıyordu. Ama şimdi yılda 4 milyon dolarlık üretim yapıyoruz.

Buraya evli Çinlilerin gelmesini istedim. Çünkü Mardin’de, bekár bir Çinli erkek ya da kadın yanlış anlaşılabilir. Fabrikayı ilk kurduğumuzda, anlaşmamıza yardımcı olsun diye Çin’in Sincan bölgesinde yaşayan Türklerden bir kişi getirdim. Fakat Çin’de neredeyse 200’e yakın lehçe farkı var, birbirlerini anlamıyorlar, o yüzden onu geri yolladım. Çinli işçileri ucuz diye getirtmedim. Bizimkiler işi bilmiyor diye getirttim. Çinliler bizimkilere yavaş yavaş işi öğrettikten sonra ülkelerine dönecek. Bizde alışkanlıktır, çalışanlara biraz patronluk taslanır. İlk başlarda Çinlilere de biraz patronluk tasladım, baktım olmadı, haklarını teslim ettim.

ÇOCUKLARLA MSN SOHBETİ

Depo sorumlusu Sun Zhenying ve eşi Xie Xuezhi çocuklarıyla ancak odalarındaki bilgisayardan, MSN üzerinden konuşuyor. Bütün Çinli işçiler gibi onların da çok mütevazı bir odası var.

EN ÇOK ÇİN’İN YAĞMURUNU ÖZLÜYOR

Ustabaşı Wang Zongyi’nin odası diğer Çinlilere göre süiti andırıyor. Pazar ayinleri bu odada yapılıyor. Wang çok ciddi. Şakalaşmıyor, gülmekten geçtim, tebessüm bile etmiyor. Bu fotoğrafta binbir ricayla gülümsedi. En özlediği şey, Çin’deki yağmurlar. "Sizin burada hiç yağmur yok" diyor. Türkiye’yi tarihi geçmişinden dolayı hep merak ettiğini, Türkiye’de çalışmanın değişik bir tecrübe olduğunu söylüyor. Boş zamanlarında ya spor yapıyor, ya uydudan Çin televizyonunu seyrediyor. Çince müzik CD’leri çalışanların hepsine yetecek kadar çok.

ELİNE UYGUN MERDANE YAPTIRDI

Jiang Guangxian aşçı. Çin yemeklerinin dışında, Türk aşçılardan öğrendikleriyle kendi bildiklerini karıştırıp yeni yemek denemeleri yapıyor. Merdaneyle hamur açmayı bizim aşçılardan öğrenmiş. Ama bizim aşçıların kullandığı merdaneyi çok büyük bulduğu için kendisine daha küçük bir merdane yaptırmış.

HÜRRİYET

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious