Asıl din dayatması nasıl oluyor?

Asıl din dayatması nasıl oluyor?.58480
  • Giriş : 24.05.2008 / 22:13:00

Laik bir devlette, ‘Ben Müslümanım’ diyen bir insanın Müslümanlık derecesini kimse ölçmeye kalkmaz. Hele devlet bunu hiç yapmaz.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


AHMET TAŞGETİREN yazdı...

Diğer Müslümanlar ise, o da bilgi şartına bağlı olarak ve karşıdakini olumlu etkileme imkanı varsa, sadece uyarıda bulunurlar.

Laik ama yöneticilerin Müslüman olmadığı ve genelde İslam ülkesi gibi bilinmeyen ülkelerde bile Müslümanlar daha az özgürlük sorunu yaşadıkları hâlde, laik ama İslam ülkesi diye bilinen ülkemizde dindar insanlar neden daha çok özgürlük problemi yaşarlar?

Danimarka’da başörtülü bir bayan milletvekili seçilebilmiştir.

İngiltere’de başörtülü kamu görevlisi olunabilmektedir.

Hiçbir Batı ülkesinde üniversite öğrencilerine başörtüsü yasağı yoktur.

Neden oralarda insanlarla daha barışık, daha komplekssiz bir yapı oluşmuştur da, bunlar, bizde hâlâ özgürlük mücadelesine konu teşkil etmektedir?

Sanırım burada problem, karar vericilerin İslam’la ilişkilerindeki sorunlu yapıda odaklanmaktadır.

Ben bir ara konferanslarımda İslam’la ilişkimizi irdeleme çerçevesinde dinleyicilerle şu soruları paylaşmıştım:

-İslam bizim neyimiz olur?

-İslam’ın kapsama alanı nedir?

-İslam bizim hayatımızda yüzde kaç nispetinde vardır?

-Bir MR çektirsek, İslam’la ilişkimiz nasıl çıkar?

-İslam’ı biliyor muyuz?

-Hayatımıza İslam dışı bir şey giriyor mu?

-Hayatımızda, İslam dışı etkilere karşı bir filtre sistemi var mı?

Bu soruların her biri, İslam’la ilişkisini farklı yorumlayan her insan için farklı değer taşımaktadır.

İslam Türkiye’de her halükarda çok önemli bir vakıadır.

Toplumun ana kimlik değeri, hâkim laik sistemin ise, alanını sınırlamaya yöneldiği bir vakıanın her halükarda büyük önem kazanması kaçınılmazdır.

Böyle bir salınım içinde, ister İslam’a yakın dursun, ister karşıt olsun... insanların Din ile her ilişkisi, Türkiye’yi etkileyen bir sonuç doğuracaktır.

Zaman zaman Türkiye’de “dinle ilişki” ve “kimlik değerleri” üzerine kamuoyu araştırmaları yapılmaktadır.

Bu araştırmaların sonuçlarına göre;

-Kendini çok dindar diye tanımlayanlar vardır.

-Az dindar diye tanımlayanlar vardır.

-Dindar olmayanlar vardır.

-Dinle ilişkisi çok sınırlı alanlarda kalanlar vardır.

-Din karşıtları vardır.

Böyle bir tablo içinden, “Dindar” insanların yönetici olduğu durumlarda, aynı din mensuplarına da, farklı din mensuplarına da “Dinî bir baskı”nın oluşması mümkündür. Buna “Yukardan aşağı dindarlaştırma” denebilir. Laik, yani farklı dinler ve inançlar karşısında nötr davranması öngörülen bir devlet, bu tür baskıların önünü alacak düzenlemeler yapar.

Türkiye’deki laiklik bu konuda çok duyarlıdır ve bunun önü, hem yasal hem fiili yöntemlerle kesilmiştir.

Buna mukabil, devletin veya devlet adına icrayı faaliyet eden kişi ve kurumların, daha negatif bir duruşundan da söz edilebilir.

Mesela:

-Devlet adına bir tür din reformuna yönelmiş, çerçevesi daraltılmış bir din formülü üretmiş ve çok sınırlı bir din yorumunu benimsemiş olabilirsiniz.

-Devlet adına olmasa bile, devlette yetki sahibi bir kişi olarak, çağın böyle bir din anlayışını empoze ettiği gibi varsayımlardan yola çıkarak çok sınırlı, çok daraltılmış bir din yorumuna inanıyor olabilirsiniz.

-Etkin kamu görevlisi olarak din ve daha özelde İslam karşıtı olabilirsiniz.

Bu anlayış ve bu konumda insanların “laiklik tanımı” yaptığı bir ortamda, devlet - din ilişkileri nasıl bir çerçeveye oturacaktır?

İşte Türkiye bunun sancısını yaşıyor.

Laik bir devletin kamu görevlisi “İslam’da şu var mı?” diye sorar mı? Ya da “İslam’da başörtüsü yok” diye bir çıkışla, laiklik arayışına girer mi?

Laik bir devlet, bir insan İslam’da var olduğunu düşündüğü bir ilkeyi hayata geçirmek istiyorsa, sadece onun, kamu düzenini ve başka insanların hayatını olumsuz etkileyip etkilemediğine bakar. Oysa Türkiye’de yaşanan farklıdır:

Dindar olmayanın din algısı...

Dini kendi bildiğinden ibaret sananın din algısı...

Din karşıtı olanın din algısı...

Dindara düşman olanın din algısı...

Mezhepçi bir yönelişle, karşıtlarını tasfiye etme amacı taşıyanın din algısı...

Şu yukarda sayılan tüm kesimler, devlet adına herhangi bir yerde sorumluluk üstlendiklerinde bir din yorumu sergileyebiliyor ve onların yorumuna bağlı laiklik uygulamaları da sancı doğuruyor.

Ben, “Ben Müslümanım” diyen, her insanın dinle alakasını önemsemek gerektiğine inanırım. Laik bir devlette, onun Müslümanlık derecesini kimse ölçmeye kalkmaz. Hele devlet bunu hiç yapmaz. Diğer Müslümanlar ise, o da bilgi şartına bağlı olarak, ve karşıdakini olumlu etkileme imkanı varsa, sadece uyarıda bulunurlar.

Bir Müslüman bir başka Müslümanın daha iyi bir İslami hayat yaşamasını ister, ama bunun için zor kullanmak, laik bir düzende söz konusu olmaz. Sistemin çerçevesini İslam’ın belirlediği ortamlarda da, bunun özel şartları vardır.

Buna karşılık, “Ben Müslümanım” deyip, hayatında çok sınırlı bir İslam bulunduğu hâlde “İslam benim bildiğimden ibaret” diyerek, İslam adına daha geniş bir hayat çerçevesi oluşturmaya çalışanları, laiklik adına dışlamak, laikliği dinî alanı sınırlayan bir sistem hâline dönüştürmek demektir.

Aynı şekilde “Din karşıtlığı”nı veya “düşmanlığı”nı devlet politikasına giydirip, “Dinî alanı tasfiye”ye yönelmek ve laikliği böyle bir uygulama hâline dönüştürmek de, toplumsal bir çatışmanın zeminini oluşturmaktır.

Bu genel tespitlerden sonra Türkiye’de olan nedir?

Türkiye’de din - devlet ilişkisi alanında bir sancı vardır.

Türkiye’de laiklik uygulaması sancılıdır.

Türkiye’de dindar insanlar dinî alanın devlet adına müdahalelere maruz kaldığı inancındadır.

Türkiye’de laikliğin daha demokratik bir yoruma kavuşturulması talebi, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana seslendirilen bir husustur.

Türkiye’de dinî alan, İslam ülkesi niteliği taşımayan ülkelerden bile daha çok müdahale ile karşı karşıya kalmaktadır.

Burada soru şudur:

Nasıl ve hangi kaynaktan çıkarak devreye giren bir müdahale ile karşı karşıyadır dinî alan?

-Hayatlarında daha sınırlı bir din bulunanların müdahalesi midir?

-Din bilgisi sınırlı olanların ve dinin ondan ibaret olduğunu düşünenlerin kısıtlayıcı yorumları ile mi karşı karşıyayız?

-Din karşıtlarının dini toplum hayatından bütün olarak dışlama talepleriyle ilgili bir laiklik yorumu mu söz konusudur?

Hangisi olursa olsun, din konusunda tavırlı ama devlet adına yorum yapan çevrenin yukardan aşağı dayatmalarının ortaya çıkardığı sorunları yaşıyor Türkiye.

Bundan nasıl kurtulunur?

İnsanının tercihlerine saygılı, kendi şablonunu dayatmama terbiyesini edinmiş bir devlet tavrı nasıl oluşur?

Artık dışardan gelip seslendirilen “Müslümanlığınızdan utanmanıza gerek yok” hatırlatması ve “demokratik laiklik” talebi istikametinde bir zihniyet değişimi, bir kişilik terbiyesidir belki de gerekli olan.

Bu yazı, her çevreden insanın kendi kendisini görmesine imkan sağlar ve bir özeleştiri yolu açılırsa bu önemli bir kazanç olacaktır.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious