Atatürkçüler de İslamcılar da yanlış yolda!

Atatürkçüler de İslamcılar da yanlış yolda!.28893
  • Giriş : 02.06.2009 / 13:10:00
  • Güncelleme : 02.06.2009 / 13:00:01

Haber7 yazarı Mustafa Yürekli'nin kaleminden yakın tarihimize dair ilginç yaklaşımlar...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Haber7 yazarı Mustafa Yürekli, bugünkü yazısında Tarih'i algılamamızı ve yargılamamızı sorgulamış. İşte o yazısı...

***

Ders kitaplarında, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmak zorunda kaldığı, hemen her açıdan perişan olduğumuz, Birinci Dünya Savaşı “aslında bizim yenilmediğimiz, müttefikimiz Almanya yenildiği için bizim de yenilmiş sayıldığımız” ileri sürülerek anlatılıyor..

Aslında yenilginin algılanamaması, yenilgiden daha beter sonuçlar doğurur.

İmparatorluğu perişan eden büyük yenilginin sorumlusu İttihad Terakki Fırkası, bir de Ermeniler'in saldırısına uğrayınca, hepten aklanma mekanizması işletilmiştir.

İttihadçılar, komplocu izahlarla masumiyetini tescil ettikten sonra, bir suçlu bulmakta da gecikmemiştir: O suçlu da, İttihadçılar'dan sonra işgal İstanbul'unda iktidara gelen ve Batı ülkelerinin zafer şartlarını imzalamaktan başka çaresi olmayan Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve o dönemin padişahı Sultan Vahdettin oluvermiştir.

Türkiye'deki egemen tarih anlayışı, ana çerçevesi “millet ve devlet olarak sürekli komplolara kurban gittiğimiz” varsayımına dayanan İttihad Terakki Fırkası'nın komplocu anlayışıdır. Atatürkçülerin de, İslamcıların da komplocu çatışmacı tarih anlayışına sahip olmaları sizleri de şaşırtmıyor mu?

Tarih yıllardır bu komplocu bir anlayışla ters yüz edilip anlatılmaktadır; olayların arka planları karartılmakta, koşullar gizlenmekte, gerçekler buhar olmakta ve tarih, adeta hainler ile kahramanların resmi geçitine dönüştürülmektedir.

Ne var ki gerçek yalanı kovar. Tarihi “yalancı şahit” haline getirenler, gerçekler ortaya çıkınca susmak yerine, aynı komplocu mantığı işleterek güncel gerçekleri de ters yüz etmekte ve toplumu büyük bir hesaplaşmanın içine çekmektedir..

Ülkeyi Birinci Dünya Savaşı'na sokan, savaşı iyi yönetemeyen ve Osmanlı İmparatorluğu'nu yokoluşa giden yıkılışa sürükleyen İttihadçılar'ın, komplocu anlayışla Mondros Mütarekesi'ni imzalayan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nı ve o dönemin padişahı Sultan Vahdettin' hainlikle suçlamaları nasıl yanlış ise..

Aynı şekilde, bu görüşün zıddı olan Batılılaşma ve yabancılaşmayı Cumhuriyet'le başlatan görüş de yanlıştır.

Ve dahası birbirine zıt gibi görünen bu yapay tarih anlayışları birbirini besleyerek yaşarlar.

Genel yanlış tarih anlayışlarımızdan biri de toplumsal olayları göz ardı ederek padişahları başarılı veya başarısız şeklinde ifade etmemizdir. Bu anlayışın çuvalladığı en açık dönem, öncesi ve sonrasıyla, Tanzimat dönemi olmuştur: Dış politikada İngiliz Ticaret Sözleşmesi dayatmasını ve “Rus yayılmacılığı”nı, içerde Mısır Meselesi ve “toprak ağalarının nüfuzu meselesi”ni görmeden, mali yapımızı ihmal ederek her şeyi padişahların dirayetine bağlayan görüşler, bugünkü anti-demokratik temayülleri de beslemektedir.

Tarih bir hesaplaşma ve zihinsel hazlara ulaşma alanı değildir.

Geleceği inşa etme muradındaki aydınlar için tarih bir muhasebe labaratuvarıdır.

Burada, 'hesaplaşma' ile 'muhasebe' kelimeleri arasındaki farka dikkatleri çekmek istiyorum. Bir tercih yapmak zorundayız. Bu aynı zamanda günümüzü de kavrayacak bir bakış açısı olacak çünkü. Çatışmacı tarih anlayışlarından analitik tarih anlayışına geçmek zorundayız..

Komplocu çatışmacı tarih anlayışı, günümüz Türkiye'sine İttihatçıların bıraktığı mirastır ve bugüne kadar darbecilere hizmet etmiştir.

Bu komplocu ve çatışmacı tarih anlayışı, Atatürk'ü milletle, tarihle ve İslam'la problemliymiş gibi göstermektedir. Aynı şekilde bu anlayışla “Atatürkçü” / “İslamcı” ya da “Türk” / “Kürt” kutuplaşmasını doğurmakta, sonu gelmez bir çatışmaya yol açmaktadır. Ergenekoncuları da, bu komplocu ve çatışmacı tarih anlayışı üretmiştir sonuçta..

İlme dayalı düşünmek, analitik tarih anlayışına geçmeyi gerektiriyor. Türkiye, analitik tarih anlayışıyla hem sorunlarını doğru tespit edecek, hem de doğru çözüm yollarını bulacaktır. Lozan'ın, Cumhuriyet devrimlerinin, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan askeri müdahalelerinin muhasebesini yapmaya davet ediyorum. Hesaplaşmaya değil, muhasebeye çağırıyorum aydınımızı.

Demokratikleşmememize destek vercek olan da bu ilme dayalı analitik tarih anlayışıdır çünkü.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*