Avrupa Komisyonu'ndan Türkiye'ye tehdit

  • Giriş : 16.11.2006 / 00:00:00

Avrupa Komisyonu'nun Washington'daki danışmanı Jonathan Davidson, Türkiye'nin, Gümrük Birliği'ni “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni de kapsayacak şekilde genişletmemesinin sonuçlarını hissedeceğini söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


The Washington Institute adlı düşünce kuruluşunda Türkiye ile AB arasındaki son durumun değerlendirildiği bir oturumda konuşan Davidson, “Gelecek ay ortasındaki toplantıya kadar Finlandiya'nın diplomatik çabalarından sonuç alınmadığı takdirde Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin, limanlarını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmamasından doğan sonuçları hissetmesini sağlayacak şekilde Türkiye ile müzakerelerin durumuna ilişkin bir tavsiye metni yayınlayacak” dedi.

Davidson, Türkiye'nin, AB ile Gümrük Birliği Anlaşması'na, AB üyesi “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni dahil etme yükümlülüğü bulunduğunu belirterek, “Türkiye, Gümrük Birliği'nin diğer AB ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öneren ek protokolü imzaladı, ancak şu ana kadar uygulamadı. AB'nin bu konudaki görüşü açık ve AB içinde herkes tarafından paylaşılıyor. Ek protokolü imzalayarak Türkiye, limanlarını Kıbrıs'a açmakla yükümlü. Eğer bu gerçekleşmezse sonuçları olacak” diye konuştu.

“YA MUTFAK MASASINDA YA BUZDOLABINA”

AB'nin umudunun, Finlandiya'nın Kıbrıs konusundaki diplomatik girişimlerinin başarıya ulaşması olduğunu belirten Davidson, “Eğer bu gerçekleşmezse Komisyon, Türkiye ile müzakerelere ilişkin bir tavsiye raporu yayınlayacak ve Türkiye'nin bu tutumunun sonuçlarını hissetmesi sağlanacak” dedi. Davidson, Türkiye'nin karşı karşıya kalabileceği sonuçların “Gümrük Birliği Anlaşması ve onun belli bölümlerinin uygulanmasıyla ilgili” olabileceğini kaydetti.

AB'den çıkan son raporun basında olumsuz olarak değerlendirilmesine karşın, olumlu olduğunu düşündüğünü belirten Davidson, Türkiye-AB müzakerelerinin “tren kazasına” benzetilmesini doğru bulmadığını söyledi. Müzakerelerin “ya mutfak masasında durmaya devam edeceğini ya da buzdolabına kaldırılacağını” söyleyen Davidson, AB'nin amacının, müzakereleri masada tutmak olduğunu kaydetti. Davidson, “Son raporun en önemli kısmı, Türkiye'nin siyasi kriterleri karşılamaya devam etmesidir” dedi.

“TREN KAZASI, KIRMIZI IŞIK YA DA YAVAŞ TREN”

Washington Institute'un Türkiye uzmanı Soner Çağaptay da Türkiye-AB ilişkilerinin “tren kazasına” gittiği yönündeki benzetmeye katılmamakla birlikte, “Eğer bu bir trense çok yavaş gidiyor ve kırmızı ışıkların süresi çok uzun” dedi. Kıbrıs meselesinin Türkiye-AB müzakerelerini yol ayrımına getireceğini söyleyen Çağaptay, Türkiye'nin AB ile masadan kalkmasından en büyük zararı görecek olanın Güney Kıbrıs olduğuna işaret etti. Çağaptay, “Eğer böyle bir şey olursa Ada sonsuza kadar bölünmüş olarak kalacak” ifadesini kullandı.

Türklerin bir kez masadan kalması durumunda bir daha masaya oturmaya ikna edilmesinin çok zor olacağına işaret eden Çağaptay, “AB bir müzakereci gibi değil de kapıdaki bekçi gibi davranıyor” dedi.

Türkler ve Avrupa'da yaşayan Müslümanlar için Türkiye'ye karşı tutumun önemli bir test olduğu yorumunu yapan Çağaptay, Türkiye-AB müzakerelerinin sekteye uğraması durumunda Müslümanların bunu Kıbrıs meselesine bağlamayacağını ve daha çok bir din farklılığı olarak göreceğini söyledi.

ABD'nin eski Ankara büyükelçilerinden Mark Parris de oturumdaki konuşmasında, Türk halkının AB'ye desteğinin belirgin biçimde düştüğünü ve bunun da daha çok AB'nin tutumundan kaynaklandığını söyledi. 2003-2004 yılında Türkiye'deki hızlı reform sürecinin geçen yıldan beri yavaşladığını söyleyen Parris, daha önce Türkiye ile müzakereleri ilerletme konusunda ciddi olduğu düşünülen AB'nin artık Türkler tarafından “ciddi bir müzakereci” olarak görülmemesini buna neden olarak gösterdi.

Türkiye'yi üyeliğe aday olarak gösteren 1999 kararının arkasındaki AB liderlerinin birçoğunun bugün yerinde olmadığını hatırlatan Parris, aynı zamanda 11 Eylül'ün Müslüman dünyasına bakışı değiştirdiğini de kaydetti. Parris, ABD'nin ise Türkiye'nin AB üyeliğini kuvvetle desteklemeyi sürdürdüğünü belirtti.

Bir katılımcının, “AK Parti iktidarının AB kararlılığında bir değişim olup olmadığı” yönündeki soruya karşılık Parris, hükümetin, AB'nin siyasi kriterlerini fazlasıyla karşıladığı yorumunda bulundu. Bu reformlar ve Kıbrıs'ta çözüm yönünde AK Parti'nin aldığı tutumun dikkate değer olduğunu belirten Parris, Türk liderlerin, AB'ye güvenmekle masadan kalkmak arasında bir seçim yapmak durumunda olduğunu ve AB'ye güvenmeyi sürdürmenin seçildiğini söyledi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious