Avrupa Konseyi AK Parti'ye açılan davaya tepki gösterdi

Avrupa Konseyi AK Parti'ye açılan davaya tepki gösterdi.15013
  • Giriş : 19.04.2008 / 08:20:00

Avrupa Konseyi, örgütlenme ve ifade özgürlüğünden vazgeçilemeyeceğini vurguladı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), resmî bir bildiri yayımlayarak AK Parti hakkındaki kapatma davasından endişe duyduğunu açıkladı. Hıristiyan Demokrat, Sosyalist, Liberal ve Birleşik Sol grup başkanlarının da imza attığı bildiride, parti kapatmayı zorlaştıracak anayasal reformların biran önce hayata geçirilmesi istendi. Hazırlanan metinde, Türkiye'deki muhalefet partilerinden gelen "Türkiye'deki bağımsız yargı sürecine müdahale etmeyin" eleştirilerine de cevap verildi. Yargı bağımsızlığına saygı ilkesine vurgu yapan AKPM üyeleri, ancak çoğulcu demokrasinin çalışması için örgütlenme ve ifade özgürlüğünün önemli bir kriter olduğunun altını çizdi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin konuyla ilgili 10. ve 11. maddelerine dikkat çekilen bildiride, özetle şöyle denildi: "Şiddeti teşvik etmeyen hiçbir parti kapatılamaz. Türkiye'nin bugüne kadar parti kapatma ve siyasî yasak konularında verdiği birçok karar, AİHM tarafından haksız bulundu. Parti kapatmayı zorlaştırmak amacıyla 1995, 2001 ve 2003 yıllarında yapılan değişiklikler yetersiz kaldığı için demokratik reformlara devam edilmesi gerekir."

AKPM Başkanlık Divanı'nın kaleme aldığı bildiri, yasal bir yaptırım içermiyor. Ancak, Türkiye'nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi'nin parti kapatmaya ilişkin resmî tutumunu belirten ilk belge olması açısından önem taşıyor. Bütün siyasî grup başkanlarının bildiriyi imzalamasının da Türkiye'ye yönelik güçlü bir mesaj olduğu belirtiliyor.

Hafta boyunca AKPM Türk heyetindeki iktidar ve muhalefet üyesi milletvekilleri arasında gerilime yol açan bildiri, dün imzaya açılarak resmen yayınladı. Bildiriyi, 331 üyesi bulunan AKMP'nin sadece 21 üyesi imzaladı. Ancak 21 kişi arasında Hıristiyan Demokrat, Sosyalist, Liberal ve Birleşik Sol grup başkanlarının bulunması dikkat çekti. Ayrıca, imzacılar arasında görevini 3 ay önce bırakan eski AKPM Başkanı Rene Van Der Linden de bulunuyor. Bildiride, AK Parti'ye yönelik kapatma davasından ve Anayasa Mahkemesi'nin bu davayı incelemeye alma kararından 'endişe' duyulduğu vurgulanıyor. AKPM Başkanlık Divanı'nın kaleme aldığı bildiri, yasal bir yaptırım içermiyor. Ancak, Türkiye'nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi'nin AK Parti'ye yönelik kapatma davasına ilişkin resmi tutumunu belirten ilk önemli belge olma özelliği taşıyor. AKPM kaynakları, tüm siyasi grup başkanlarının bildiriyi imzalamasının Türkiye'ye yönelik güçlü bir mesaj olduğunu belirtiyor. AKPM'den gelen "Kapatılma davasından endişe duyuyoruz" mesajının, AB ve ABD'den gelen mesajlara paralel olarak okunabileceğini kaydeden kaynaklar, bildirinin "yargı bağımsızlığına müdahele" olduğu yönündeki eleştirilerin de haksız olduğunu savunuyor. Türkiye'nin 1949'dan beri Avrupa Konseyi üyesi olduğu ve 2004 yılına kadar "gözetim altındaki ülkeler" arasında yer aldığı hatırlatılıyor. MHP ve CHP kanadı, bildiri yayınlama talebinin Türk heyeti Başkanı AK Parti Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu'ndan geldiği iddiası üzerine ortak basın toplantısı düzenleyerek bildiriye tepki göstermişti. Ancak, iktidar ve muhalefet üyeleri arasında yükselen tansiyon üzerine AKPM Başkanı dün bir açıklama yaparak, bildiri talebinin Türk parlamenterlerden geldiği yönündeki iddiaları yalanladı. Çavuşoğlu da, iddiaları "iftira" olarak nitelemiş ve bildiri kararının AKPM Başkanlık Divanı tarafından kendilerinden habersiz alındığını belirtmişti.

Bildiriyi ben istedim

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı De Puig, bildiriyi AK Parti'nin ısmarladığı şeklindeki iddiaları yalanladı. İktidar partisine yönelik kapatma davasının 'görülmemiş bir karar' olduğunu belirten De Puig, bu sebeple bir bildiri yayınlayarak ta-vırlarını ortaya koymak istediklerini söyledi.

AKPM'de AK Parti'nin kapatılma davasına ilişkin bildiri yayımlanması fikrinin nerden çıktığına dair tartışmalara dün AKPM Başkanı Luiz Maria De Puig, nokta koydu. CHP ve MHP'nin, AKPM'deki Türk heyetinde yer alan AK Partili vekilleri bildiri için talepte bulunmakla suçlamalarının ardından Star Gazetesi'ne konuşan De Puig, iktidar partisine yönelik kapatma davasının görülmemiş bir karar olduğunu, bu nedenle Başkanlık Divanı'nın böyle bir bildiri yayımlayarak AKPM'nin tavrını ortaya koymak istediğini ifade etti. AKPM Başkanı şu ifadeleri kullandı: " Dava sürpriz oldu hemen bilgi istedim. Çünkü bir savcının halkın seçtiği ve iktidarda bir partinin kapatılmasını istemesi, Avrupa'da hiç görülmemiş bir olay. Sonra anladım ne olup bittiğini. Hemen Türk delegasyonuyla konuştum. Uluslararası kurum ve kişiler açıklama yaptılar. Ben de bizim kurumlarımızın ne yapacağına baktım. Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi. Bu yüzden hemen grup başkanlarına ortak deklarasyon yapmayı önerdim."

Brookings'te yargı darbesi tartışması

Washington'daki Brookings Enstitüsü'nde Prof. Mümtaz Soysal, gazeteci Mustafa Akyol ve Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Prof. Levent Köker ve enstitü uzmanlarından Ömer Taşpınar'ın katılımıyla yapılan "Türkiye'deki yeni anayasal kriz: Bir yargı darbesi mi?" konulu panel ilginç tartışmalara sahne oldu. Anayasa Mahkemesi'nin ve yargının 'Cumhuriyet'in değerleri'ni koruma görevinden bahseden Soysal'a göre sistemin işlemesi beklenmeli. Eğer yargı devreye girmese diğer alternatif 'Cumhuriyet'i kendi çocuğu addeden ordunun sık sık darbe yapması' olacaktı. Sistemin, "Yargı Cumhuriyet'in değerlerini din tehdidine karşı korumalı; çünkü din onları Osmanlı İmparatorluğu'nun son birkaç yüzyılında tehdit ediyordu." düşüncesiyle kurulduğunu serdeden Soysal'a Ömer Taşpınar, "Türkiye'de dine ilişkin tehdit algılaması hangi noktada değişebilir?" sorusunu yöneltti. Soysal, "Cumhuriyet'in amaçlarının toplumda temeli sağlamlaşırsa, tehdit biter." dedi. İslam'ı 'hem bu dünyayı hem öbürdünyayı kontrol etmeye çalışan' bir din olarak tasvir eden Soysal ise, "Eğer devlet başı boş bırakırsa, İslam totaliterdir. Modern devlet tarafından kontrol edilmelidir." görüşünü savundu. Türkiye'de 'rasyonalizm ile ilahiyat' arasındaki çatışmanın 'süresiz olarak' devam edeceğini öngören Soysal, Atatürk gibi modernleştiricilerin 'reformasyon' sözünü kullanmadan dini reforme etmeye çalıştığını anlattı.

Mustafa Akyol ise Türkiye'deki laikliğin 'devletin dinden korunması' prensibi üzerine kurulduğunu hatırlatarak, "Bu derece liberal olmayan bir laikliğe gerçekten ihtiyacımız var mı?" sorusunu ortaya attı. Devletin tüm vatandaşlarını 'Cumhuriyet'in ideolojik çocuklarına' dönüştürmeden özgürlük vermek istememesini 'baskıcılık' olarak nitelendiren Akyol, devletin, başörtüsünü çıkarınca, Kürtçe konuşmayınca sorunların ortadan kalkacağını düşündüğünü söyledi.

Mümtaz Soysal ise mevcut tipte başörtüsünün 'siyasi moda' ve 'laik devletin prensiplerine muhalefet sembolü' olduğunu savunurken, İran'daki tesettür mecburiyetine değindi. Buna karşın Akyol, bayanların başını zorla kapattıran İran devletinin de, başı zorla açtıran Türk devletinin de aslında birbirinden farklı olmadığını kaydetti.

Mümtaz Soysal, ABD'nin kapatma davasını Avrupa'dan 'çok daha anlayışlı' şekilde takip ettiğini belirterek, Avrupa Birliği'ni Türkiye'deki sistemin 'yumuşak işleyişi'nden rahatsız olmakla ve 'davayı Türkiye'yi tam üye yapmamak için bahane olarak kullanmakla' suçladı. ABD'de de Türkiye'yi Malezya modeline benzetmek, 'ılımlı İslam' ülkesi haline getirmek isteyenler olabileceğini ifade eden Soysal'a cevaben Akyol, "Türkiye ne Malezya'yı ne İran'ı değil, Fransa'yı örnek aldı" cevabını verdi. Panelde söz alan Prof. Levent Köker, hukukun üstünlüğü ile demokrasinin birbirini tamamladığını, Avrupa bağlamlı demokratik eğilimli hukuk düzeni çerçevesinde çalışmak gerektiğini söyledi. Türkiye'de sistemin 19. yüzyıl modernizmine bina edildiğini, bunun değişme zamanının geldiğini kaydetti.

Karafatma polemiği

Bu arada Mustafa Akyol ile Mümtaz Soysal arasında başörtüsü konusunda ilginç bir diyalog yaşandı. Akyol, İstanbul'un Nişantaşı gibi semtlerinde başörtülü hanımlara karafatma diye seslenenler çıkabildiğini anlatıyorken, Mümtaz Soysal 'öyle görünüyorlar' yorumunu yaptı. Bu söze şaşıran Akyol, Soysal'a dönerek "Öyle mi görünüyorlar? Bence nasıl görünmek istiyorlarsa öyle görünebilirler ve kimsenin onlara hakaret etme hakkı yoktur." dedi. Akyol, başörtülülerin vergilerini ödeyen eşit vatandaşlar olduğunu, istedikleri her yerde görünme hakkına sahip bulunduklarını kaydetti. Toplantının ardından Zaman, Soysal'dan karafatma yorumuna açıklık getirmesini talep etti. Soysal, başörtülüleri karafatmaya benzetmediğini, sadece söz konusu bölgede öyle görüldüğüne işaret etmek istediğini söyledi.

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious